TBMM’de, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Derya Yanık başkanlığında toplandı ve Çocuk Hakları Alt Komisyonu’nun hazırladığı, sosyal medyanın 15 yaş altındakilere yasaklanması ve 18 yaş altındakilere ise internetin belli saatlerde sınırlandırılmasını da içeren “Dijital Mecralarda Çocuklarımızı Bekleyen Tehdit ve Riskler” raporu kabul edildi.
Çocuk Hakları Alt Komisyonu’nun hazırladığı rapor şu başlıklardan oluştu:
- 18 yaş altındaki çocukların internetinin belli saatlerde sınırlandırılması, sosyal medyanın 15 yaşını doldurana kadar hizmet sunmaması,
- Yaş doğrulama ve içerik denetimi mekanizmalarının etkin şekilde uygulanması, yaş doğrulama sistemlerinin tüm dijital hizmetler bakımından zorunlu hale getirilmesi,
- İhtiyaç duyulması halinde, çocukların kullandığı teknolojik cihazlara yönelik olarak 18 yaşına kadar ‘çocuk hattı’ benzeri SIM kart uygulamalarının hayata geçirilmesi,
- Dijital bağımlılığın çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri, diğer ülkelerin mücadele örnekleri ve çocukların dijital ortamda korunmasına yönelik tespit ve öneriler,
- Fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimleri açısından ortaya çıkan riskler, çocuklara yönelik gelen ve gelebilecek olan her türlü tehditten koruma,
- Ulusal ve uluslararası alanda dijital dünyada çocuklara yönelik riskler, siber ortamdaki istismar, mahremiyet ihlali ve bağımlılık gibi tehditlerden koruyacak, ebeveynlere hak arama yollarını anlaşılır biçimde sunacak çocuğun üstün yararı odaklı bir mekanizma,
- Çocukların kişisel görüntülerinin, kamu kurumları dahil olmak üzere dijital platformlarda izinsiz ve kontrolsüz şekilde paylaşılmasını önleyecek hükümler,
- Çocukların dijital dünyada karşılaşabileceği bağımlılık, siber zorbalık ve istismar risklerine karşı erken müdahale ve farkındalık çalışmalarının aktif ve etkin bir şekilde yürütülmesi. Mevcut denetim yapısının “çocuk hakları” odağında güçlendirilmesi ve çocukların dijital ortamda karşılaşabileceği tehdit ve suç türlerine yönelik uzmanlaşmış birimler oluşturulması.
İktidar İnterneti Kontrol Altına Almak için Fırsat mı Buldu?
21.yüzyılın küresel iletişimi, sosyal medya platformları üzerinden yürüyor. İletişimi rahatlatması çok güzel ama eski Çin felsefesinin (Ying Yang) dediği gibi, her iyinin içinde kötü de vardır. Ama bazılarının ileri sürdüğü gibi, kötülükler sadece dijital ortamlardan gelmez. Benzer kötülükler, fiziksel ortamlarda da mevcut. Dijitalin farkı daha geniş yayılma olanağı olması. Bunun dışında, fiziksel ortamlarda nasıl önlemler alıyorsak, dijital ortamlarda önlemler almak şarttır.
Şimdilerde siyasetçiler, toplumun da yoğun şikayetleri nedeniyle, Türkiye’de çocukların çevrim içi risklerden korunmasını ve sosyal medya erişimine yaş sınırı getirmeyi tartışıyor. Kabul edilen raporun bu konudaki bir yasanın ilk adımı olduğu düşünülüyor.
Tabii ki bu sadece Türkiye’de konuşulmuyor. Avustralya 10 aralık 2025′de bir düzenlemeyi devreye aldı bile (aşağıda bu düzenlemenin içini anlatacağız). ABD’de bazı tartışmalar sürüyor. Fransa’da tartışmalar var. İngiltere ise bu konuda en erken davranandı. Gerçi başka nedenle (doğrudan pornoya girişi engellemek amaçlı olarak) “yaş kontrolünü” konuştular ama sonra hızlıca vazgeçtiler.
Yaş kontrolünün sakıncalarını bizzat İngiliz Gizli Servisinin (NCSC) raporu gösteriyor. Aşağıda NCSC’nin ileri sürdüğü siber tehlikeleri anlatacağız ama bizim ülkemiz açısından esas sıkıntı, 15 yaş kontrolü derken, tüm kullanıcıların kontrol altına alınmasıdır. Yani, 15 yaş altını tespit için, sizin, onun, öbürünün, TC Kimlik no ile (e-devlet) giriş yapması gerekecek. Böylece internete –ifade özgürlüğü açısından– takma isimle girmek sona erecek ve hatta zaman içinde e-devlete konulacak bir kontrolle, istediklerinin internete girmesi, istemediklerinin internetten yasaklanması söz konusu olabilecek.
O zaman çocuklarımızı koruyamayacak mıyız?
Bu soru haklı bir sorudur ama bunun çözümü e-devletle giriş olsaydı, başta İngiltere olmak üzere diğer ülkeler bunu çoktan yapmış olurlardı. Anlayacağınız çözümü zor bir sorun. Temelinde önce aile, sonra eğitim kurumları ve tabii ki devletin yapacakları var ama bu “yasaklayarak” ya da “zor kullanılarak” çözülebilecek bir sorun değil. Çocuklar bunu aşar gider.
Şimdi İngiliz Gizli Servisinin (NCSC) öngördüğü tehditlere, Avustralya düzenlemesine ve sonra ABD’deki önemli bir gelişmeye değinelim. Sonra da çözümün nerede olduğuna bakalım (bu yazıda anlatılanları sabah Sputnik Radyo’da Güçlü Özgan ile konuştuk. Dinlemek isterseniz burayı tıklayınız)
İngiltere’de Yaş Kontrolü Neden Uygulanmadı?
İngiltere, pornografik sitelere erişim için yaş doğrulamasını zorunlu kılan bir düzenlemeyi 2019’da yürürlüğe sokmayı planladı (Digital Economy Act 2017 – Part 3). Öngörülen orjinal modele göre, kullanıcı siteye girmeden önce yaşını kanıtlayacaktı. BBFC (British Board of Film Classification) tarafından denetlenecek olan sistemin amacı çocukları zararlı içerikten korumak olarak verilmişti.
Ama sonra “yönetilemez risk” gerekçesi ile vazgeçildi. Çünkü İngiliz Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC), taslak daha yürürlüğe girmeden çok sert uyarılar yaptı. Bu uyarıları şöyle sıralayalım;
- Bal Kutusu Riski (stratejik hedef yaratma) : Arıların üşüşeceği bir merkez yaratmanın riskine dikkat çeken NCSC’nin temel tespiti şuydu; “Milyonlarca vatandaşın doğrulama verilerinin merkezi sistemlerde toplanması, yabancı istihbarat servisleri ve organize suç için olağanüstü değerli bir hedef yaratır. Bu ölçekte ve bu hassasiyette bir veri havuzunun güvenliği garanti edilemez.”
İngiliz gizli servisi NCSC, e-Devlet gibi zaten kritik bir altyapının, sosyal medya platformlarıyla, üçüncü parti servislerle, sürekli doğrulama talepleriyle dışa açılmasının, geri dönüşü olmayan bir saldırı yüzeyi yaratacağı uyarısı yaptı. Bu, “hacklenirse bakarız” denebilecek bir risk değildir. Bir kez sızdığında veriler geri alınamaz. Türkiye’deki e-Devlet’in verileri sızıp duruyor zaten. Sonucunu da dolandırılan vatandaşların sayısının artması ile görüyoruz.
- Single Point of Failure (tek noktadan çökme) : Bugün e-devlet kanalından vatandaşlar çeşitli işler yaparken, birden bire trafik yükünü arttırmak, her tarafı çöktürür. Aynen depremdeki telefon sistemlerinin çökmesi gibi. NCSC de bu uyarıyı yaptı : “Merkezi doğrulama altyapısı, tüm dijital ekosistemi tek bir başarısızlık noktasına bağlar. Eğer, doğrulama servisleri çökerse, ya da manipüle edilirse, milyonlarca kişi aynı anda, yanlış yaşla etiketlenebilir, erişimden men edilebilir, ya da kimlik hırsızlığına açık hale gelir.”
Yaş doğrulama, e-Devlet verileriyle eşleştirildiğinde sosyal medya, bankacılık, kamu hizmetleri verileri sızabilir. Eğer bu eşleşme sızarsa, saldırganlar, “doğrulanmış” kimliklerle, sadece sosyal medyada değil, finansal ve idari sistemlerde de işlem yapabilir. Bu, klasik bir single point of failure senaryosudur. Tek bir açık, tüm sistemi çökertir.
Yüz Tanıma Sistemleri Olmaz mı?
Yüz Tanıma, bugün havaalanlarında filan kullanılıyor ama yüksek riskli alanlarda güvenilir olmadığı düşünülüyor. Satıcı firmaların yüksek yüzdeler iddia etmelerine karşın,% 100 doğru sonuç vermiyor. ABD’de Polis kullanıma geçti ve sonra bırakmak zorunda kaldı çünkü bir kaç “yanlış tutuklama” olayı meydana geldi.
Yaş tahminleme için önerilen biyometrik çözümler (yüz taraması, ses analizi vb.) 2025–26 verilerine göre, hala yüksek hata payına sahip, belirli etnik ve sosyo-ekonomik grupları orantısız biçimde dışlayan, yanlış pozitif ve yanlış negatif üretmeye yatkın. Bu ne demektir? Bazı çocuklar sisteme takılırken, bazı yetişkinler rahatça geçer. Bu durum anayasal eşitlik ilkesini ve masumiyet karinesini zedeler.
Bu arada 2 sorun daha önemli.
- Biyometrik Verinin Kalıcılığı: Geri Dönüş Yok : Yüz tanıma konusundaki 2 eleştiriden birisi budur. Şifre çalınırsa değiştirilir. Ama yüzünüz çalınırsa? Hele yabancı istihbarat örgütlerinin ya da siber mafyanın eline geçerse? e-Devlet ile eşleşmiş bir biyometrik veri sızıntısı, ömür boyu sürecek kimlik hırsızlığı riskidir, çocuğun ilerideki tüm dijital hayatını etkiler. Çocukları korumak adına, onları ömür boyu risk altına sokmak ciddi bir çelişkidir.
- Deep Fake ve Yapay Zeka : Günümüzde bu sistemleri aldatmak da çok kolay. Hem deepfake, hem yapay zeka çok gelişti ve üstelik servis almak ucuzladı.
Avustralya Düzenlemesi Ne Yapıyor?
Avustralya “Online Safety Amendment (Social Media Minimum Age) Act 2024” ismiyle 10 Aralık 2025’de, 16 yaş altı çocukların sosyal medya hesabı açmasını ve mevcut hesaplarını kullanması engelleyen bir yasayı kabul etti. Bu yasayla Avustralya, dünya çapında ilk 16 yaş altına sosyal medya erişimi sınırlaması getiren ülke oldu.
Bu zorunluluk, Meta, TikTok, Snapchat, Instagram, Reddit, Twitch, X, Threads, YouTube ve Kick gibi büyük platformlarda geçerli. Ama yasa özgün bir yaş doğrulama teknolojisini zorunlu kılmıyor.
Platformları, “makul adımlar” atarak yaş kontrollerini yapmakla sorumlu tutuyor. Bu yaş doğrulama işi, platformlar tarafından, fotoğraflı kimlik veya algoritmik tahmin gibi çeşitli yöntemler üzerinden yürütülebilir. Yani Avustralya örneğinde, devlet dijital kimliği kullanımı yok.
Duruma bakıldığında, Meta, uygulamanın ilk haftalarında, Instagram’da ~330.000, Facebook’ta ~173.000, Threads’te ~39.000 olmak üzere toplam 544.000’den fazla 16 yaş altı hesabı kapattığını açıkladı.
Ancak yerel haberler ve kullanıcı raporları, bazı gençlerin VPN, sahte doğum tarihi veya ebeveyn hesaplarını kullanarak yasağı fiilen aşabildiğini gösteriyor. Bu, erişim engelinin sadece hesap düzeyinde olduğu ve içerik erişimine değil, “otomatik engelleme / gerçek kimlik kontrolü” biçiminde sert bir önlem içerdiği gerçeğine işaret ediyor.
Avustralya modeli, çocukların sosyal medya hesaplarına erişimini yasal çerçevede engellemeye yönelik olarak dünyadaki ilk adım olarak kabul ediliyor. Ancak daha baştan uygulanabilirliği tartışılıyor. Çünkü teknik ve pratik zorluklar mevcut, VPN vb. yollarla aşılma riski yüksek, doğrudan yaş doğrulama yerine “makul” adımlar kriteri güvenilir sonuç vermeyebilir, eşitsizlik ve veri güvenliği gibi sorunlar derinleşebilir.
Bu nedenle Avustralya deneyimi, sadece çocukları korumak için yürürlüğe giren yasaların ayrıcalıklı politik hedeflere dönüşme riskini de açıkça gösteriyor.
ABD’de Açılan Gençlerin Ruh Sağlığı Davaları
27 Ocak 2026’da Kaliforniya’da sosyal medyaya karşı jüri seçimi ile başlayan bir dava açıldı. Bu dava savcılığın yüzlerce benzer şikayet arasından pilot olarak seçtiği 19 yaşındaki K.G.M.’nin davası. Bu dava ile savcılık, sosyal medya platformalarının, gençlerin ruh sağlığına zarar verdiği iddiasıyla ilk kez mahkeme önünde soruşturuyor.
Davacı K.G.M. (19 yaşında bir genç), genç yaşta sosyal medyaya maruz kalması sonucunda, depresyon, intihara eğilim, kendine zarar verme davranışları gibi ciddi ruhsal sorunlara maruz kaldığını iddia ediyor. Davanın suçlaması ise, Meta (Facebook & Instagram), Google (YouTube) ve diğer platformların bağımlılık yaratacak tasarım modellerinin, gençlere psikolojik zarar verdiği şeklinde.
TikTok ve Snap, davanın hemen öncesinde bazı anlaşmalarla uzlaşmaya vardı. Meta ve Google ise bu davada davalı olarak mahkeme sürecine devam ediyor.
Davacı ve savcılar, büyük teknoloji platformlarının sosyal medya ürünlerini çocuklar tarafından daha uzun süre kullanılacak şekilde tasarladığına, “sonsuz akış”, otomatik oynatma ve algoritmik öneri sistemlerinin gençlerde kompulsif kullanım ve bağımlılık yarattığına, platformların bu riskleri bildiği halde gerekli önlemleri yetersiz uyguladığına dikkat çekiyorlar.
Savunma tarafı ise, ruh sağlığının birçok faktöre bağlı olarak geliştiğini, sosyal medyanın tek başına doğrudan suçlanamayacağını, platformlarda güvenlik ve kontrol araçlarının mevcut bulunduğunu savunuyor.
Sonuçta, bu davanın platformlara bir çeki düzen vermesi bekleniyor. Bu dava ve arkasından gelecek olan davalar sosyal medya şirketlerinin tasarım ve ürün sorumluluğu bakımından yargı önüne geldiği nadir örneklerdendir. Bu, yalnızca bireysel talepleri değil, aynı zamanda sosyal medya ekosisteminin genç sağlığı üzerindeki etkisini hukuksal çerçevede tartışma fırsatı sunuyor.
Çözüm Ne Olabilir?
Google gibi büyük şirketler, yaş doğrulama ve 16 yaş altı engellemenin “uygulanması son derece zor” olduğunu açıkça belirtti. Bu, yaş tahmini algoritmalarının yeterince güvenilir ve hatasız olmadığı gerçeğine dayanıyor. Yasal düzenleme doğrudan “yaş doğrulama” değil, platformların davranışsal ve algoritmik yaş tahmini yapmasını ve bunu makul adımlarla göstermesini istiyor. Ancak bu metodolojinin hata payı yüksek olabilir, yanlış pozitif ya da negatif sonuçlara yol açabilir, çocuklar dahil yetişkinleri de etkileyebilir.
Çözüme bakıldığında, Tabii ki en önemli aracın “eğitim” olduğu ortada. Önce ailenin (ebeveynlerin), sonra eğitim kurumlarının ve tabii ki hepsinin üstünde devletin, internet – dijital okur yazarlık konusuna eğilmesi şart. Bunun için hem çocukları, hem de ebeveyn ve öğretmenleri eğitime almak gerekiyor.
Yanısıra 15 yaş kontrolünü, ebeveyn denetimi araçları yoluyla kontrol etmek daha doğru olur. Yerel içerik sağlayıcılarla işbirliği yaparak, ebeveynler için kontrollü erişim araçlarının geliştirilmesini destekleyin.
Bir yandan bu konuda harekete geçmek için bilgi yani veri üretmek lazım. Münferit şikayetler yerine, akademik ve sağlık kurumlarıyla işbirliği içinde, platformların gerçek psikolojik etkilerine dair bağımsız veri trendleri oluşturmalıdır. Ayrıca platform tasarımı ve kullanıcı güvenliği arasındaki sınırları uluslararası sorumluluk standartları ve regülasyonlarla netleştirmek lazımdır.
Sosyal medya, modern iletişimin ayrılmaz bir parçası olurken, özellikle gençler üzerindeki psikolojik etkilerine ilişkin süregelen hukuki, toplumsal ve politik tartışmalar, daha dikkatli ve çok paydaşlı yaklaşımlar gerektiriyor. Türkiye’de yaş sınırlamalarını tartışırken, ABD’de mahkemelerde açılan davalar ise bu teknolojilerin toplum sağlığı üzerindeki sorumluluk sınırlarını yeniden tanımlıyor.
Her iki perspektif de gösteriyor ki: çocukları korumak ile dijital toplumu kontrol etmek arasındaki çizgi, politika ve uygulamada dikkatle çizilmelidir.



Kaynak : 