Ülkemizde telekomünikasyon gündemi gün geçtikçe yoğunlaşıyor. Bir yandan sektörde uzun süredir varlığını sürdüren ve olumlu yönde kayda değer gelişmeler sağlanamamasına rağmen, her geçen gün yeni tartışma konuları doğurabilen “Türk Telekom özelleştirmesi”, “UMTH liberizasyonu” gibi sancılı hususların varlığını halen sürdürüyor olması, öte yandan Turkcell ve Telsim gibi Türkiye’nin en önemli iki GSM operatörünün satışının/ hisse devirlerinin gündeme gelmesi bu yoğunluğu oluşturan en önemli faktörler.
Tek tek konu başlığı olarak incelendiğinde aslında birbirinden bağımsız gibi görünen (i) Türk Telekom özelleştirmesi, (ii) UMTH liberizasyonu ve (iii) GSM operatörlerinin satışı konularında yapılan tartışmalar incelendiğinde, bunların birbirleri ile ne kadar bağlantılı olduğu ve her üç konuda da tatminkar sonuçlara ulaşılamamasının tüm sektörü kapsayan ve değerlendirebilen bir ulusal telekomünikasyon politikasının eksikliğinden kaynaklandığı anlaşılmakta ve bir ulusal telekomünikasyon politikasının oluşturulmasının gerekliliğini ortaya çıkmaktadır.
Yukarıda sayılan üç konudan sorundan genel hatları ile bahsetmek gerekirse bunlardan tarih itibarı ilk olarak karşımıza çıkanı Türk Telekom özelleştirmesidir. 1980’lerin sonundan itibaren Türkiye gündeminde yer işgal eden Türk Telekom özelleştirmesi birçok denemeye rağmen halen gerçekleştirilememiştir. Bugün gelinen noktada, satışın gündeme geldiği ilk günlerde 20 milyar dolara özelleştirilmesi beklenen Türk Telekom 3-5 milyar dolar gibi rakamlara özelleştirilmeye çalışılmaktadır.
Ancak, Türk Telekom özelleştirilmesinin gecikmesinin ortaya çıkardığı esas büyük zarar fiyatta ortaya çıkan bu büyük kayıp değildir.
Zira özelleştirme teorisi açısından akılda tutulması gereken husus özelleştirmenin ana hedefinin gelir elde edilmesi olmadığıdır. Piyasada bir operatör ya da işletmeci olmaktan vazgeçme kararı alan bir devlet, gerekirse bu amaç doğrultusunda elindeki kuruluşları bedelsiz dahi devredebilir. Bu açıdan elde edilecek olan gelir sadece yan bir hedef olarak görülmelidir. Ancak tabi ki devlet anılan esas hedefe ulaşmaya çalışırken elindeki kamu varlığını mümkün olan en yüksek bedelle satacaktır.
Esas büyük sorun, hedefini özelleştirmeden yana koymuş olan bir devletin, ülkenin en büyük özelleştirmelerinden birini (birçoğunda olduğu gibi) yirmi senedir gerçekleştiremeyerek koyduğu iktisadi hedefleri gerçekleştiremeyen bir devlet olarak ortaya koyduğu imajdır.
Doğrudan sektör açısından ortaya çıkardığı en büyük zarar ise, düzenleyici kurumun kardeş kuruluşu olması nedeni ile müdahale edemediği bir Türk Telekom A.Ş.’nin ortaya çıkmış olması ve bu durumun piyasada rekabet koşullarının, serbestleşmenin önünde oluşturduğu büyük engeldir.
İkinci konu ise 2003 yılı sonu itibari ile serbestleşmesi gereken uzak mesafeli telefon hizmetlerinde halen bu serbestleşmenin gerçek anlamda sağlanamamış olmasıdır.
Yine öncelikle nedenleri bir tarafa bırakarak sonuç üzerinden bir değerlendirme yapmak gerekirse, 1 Ocak 2004’de lisanslamanın başlaması gereken bu sektörde lisanslar ancak aylar sonra verilebilmiş, lisans alan firmaların sadece bir kısmı Türk Telekom ile ara bağlantı sözleşmesi imzalayabilmiş, ara bağlantı sözleşmesi imzalayan firmalardan da sadece 5-6 tanesi fiilen hizmet vermeye başlayabilmiştir.
Sonuç olarak Türk Telekom özelleştirmesi gibi, UMTH liberizasyonunda da başarısız olunmuştur. Yani, buraya kadar olan kısmı yukarıdaki paragrafla birlikte bir değerlendirirsek ülkemizde telekomünikasyon alanında ortaya konulan en önemli iki hedefte de başarısız olunmuştur.
Bu yazının devamını Ulusal Telekomünikasyon Politikası Oluşturmak-2 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 