Bu yazının ilk 4 bölümünü
- Ulusal Telekomünikasyon Politikası Oluşturmak-1
- Ulusal Telekomünikasyon Politikası Oluşturmak-2
- Ulusal Telekomünikasyon Politikası Oluşturmak-3
- Ulusal Telekomünikasyon Politikası Oluşturmak-4
başlıkları altında okuyabilirsiniz.
Yukarıdaki konuların tamamı ile ilgili olmak üzere değerlendirilebilecek bir başka husus ise, devletin yasama, yürütme organları ya da bağımsız idari otoriteler gibi farklı birimlerinin nasıl bir işbirliği içerisinde çalıştıklarıdır. Sektörle ilgili olarak herhangi bir faaliyette bulunacak olan devlet organları her halukarda ortak bir politika dahilinde ve birbiri ile uyum içerisinde çalışmalıdırlar.
Ülkemiz telekomünikasyon sektöründe faaliyeti olan devlet organlarının uygulamaları incelendiği ise farklı organların eylemleri arasındaki uyum ya da işbirliği bir yana, tek bir devlet organın kendi içinde yaptıkları dahi çelişkilidir. Örneğin kendi çıkardığı mevzuatta telekomünikasyon sektöründe serbestleşmeyi, sürdürülebilir bir rekabet ortamını sağlamakla görevli olduğu belirtilen Telekomünikasyon Kurumu, Türk Telekom’un sektörde rekabetin oluşmasına engel davranışlarına müdaheleden imtina etmektedir.
Farklı sektörleri düzenlemek için oluşturulmuş olan bağımsız idari otoriteler arasındaki kopukluk için TMSF tarafından satışı gerçekleştirilecek olan TELSİM örnek olarak gösterilebilir. TMSF’nin elindeki varlıkların satışı açısından güttüğü gaye belirli olup, kurum bu amaç doğrultusunda yönetimi altında bulunan tüm varlıkları nitelik ya da sektör ayrımı gözetmeksizin aynı amaçla, bu varlıkları en yüksek değerle satarak kamu alacağının mümkün mertebe fazlasını tahsil edebilmek amacıyla, satmaktadır.
Oysa batık banka patronlarının kravatlarının ya da komidinlerinin satışı ile güdülen amaç ile kamusal nitelikte bir hizmet gören bir GSM operatörünün satışındaki gaye aynı olamaz. Bir GSM operatörünün satışında kısa vadede elde edilecek satış gelirinden daha öncelikle göz önünde tutulması gerekli olan hedefler olmalıdır.
İşte bu noktada, satışı gerçekleştiren idari otorite ile, sektörü düzenleyen idari otorite arasında yapılacak işbirliği çerçevesinde satışta, devirde göz önüne alınması gerekli olan kriterler, hangi satış usulünün benimsenmesi gerektiği vs. hususlar belirlenerek sektörün gelişimine, tüketicinin daha kaliteli ve uygun şartlarda hizmet almasına en çok katkı sağlayacak çözüm yolları oluşturulmaya çalışılmalıdır.
Ancak, ülkemizde kurumlar arasında bu şekilde bir işbirliği kültürü gelişmiş değildir. Bir kurumun diğerine başvurusu ancak satış, devir gibi işlemlerde diğer kurumdan alınması zorunlu olan bir izin ya da ön görüş olduğunda söz konusu olabilmektedir. Bu kurumlar sadece kendi görev tanımlarındaki menfaatleri gerçekleştirmek için çalıştıklarından, iki kurumun da görev alanına giren farklı ya da bir arada yürütülmesi (hem yüksek fiyatla, hem de sektörün hassasiyetlerinin dikkate alınarak satış yapılması gibi) gereken menfaatler ortaya çıktığında bir kaos oluşmakta, bu kurumlar ortak düşünmekten ya da hareket etmekten kaçınmakta ve hatta bazı hallerde birbirleri ile yetki kavgasına düşmektedirler.
Bu kargaşanın başlıca nedenleri arasında söz konusu bağımsız idari otoritelerin yetki tanımlamaları yapılırken, bu tanımlamanın yeterince esnek yapılmaması olduğu kadar; idarecilerin yetkilerini başka kişilerle paylaşmak istemediği ve kurumlar arası diyolağa açık olmayan yönetim kültürümüz de bu sonuçta etkilidir. Ancak, sebep her ne olursa olsun gerekli olan işbirliğinin gerçekleşememesi satışı söz konusu olan değerlerin ya da düzenlenmesi gereken sektörlerin ve bu sektörlerden hizmet alacak olanların aleyhine işlemektedir.
Sonuç olarak telekomünikasyon alanında iki büyük hedef olarak ortaya konulan Türk Telekom özelleştirmesi halen gerçekleştirilememiş, serbestleşme tam anlamı ile sağlanamamıştır. Satışı ya da hisse devirleri söz konusu olan GSM operatörleri için yabancıya satış konusunda tepkiler yükselmektedir. Devletin farklı kademelerinden gerek özelleştirme, gerek serbestleşme gerekse yabancıya satış konusunda farklı sesler yükselmekte; devletin bir kolunun yaptığı bir işlemine diğer devlet organları tarafından itiraz edilmekte ve hatta çeşitli kurumlar kendi belirledikleri görev ya da taahütlerinin aksi yönde davranmaktadır.
Özel sektör temsilcileri ise birçok alanda sorumluluk almaktan çekinmektedir. Öte yandan, özelleştirme, serbestleşme ya da yabancıya satış konularında itirazları olan kesimler de bu iddialarını tutarlı ve kabul edilebilir siyasi ya da hukuki temellere dayandıramamaktadır. Netice itibari ile telekomünikasyon sektörümüzde gerçekleştirilmeye çalışılan faaliyetlerle ilgili olarak ne bu faaliyetleri gerçekleştirmeye çalışanların, ne de bu hareketlere karşı duranların, ne devlet organlarının ne de özel sektörün tutarlı ve bütünsel bir politikası vardır.
Bu durum da, sektörde yıllar boyu çözülemeyen sorunların oluşmasına neden olmaktadır. Devlet tarafından yapılması gereken ise öncelikle tüm kurumlarının yetki alanlarının kesin olarak belirlenmesi (kamu yararı analizi yapmaya kimin yetkili olduğu gibi) ve kurumlar, özellikle bağımsız idari otoriteler, arasındaki işbirliğinin arttırılarak sektördeki önceliklerin neler olduğunun tespit edildiği “ulusal bir telekomünikasyon politikası” oluşturulması ve de fiili olarak bu politikanın gereklerine uyumlu hareket edilmesinin sağlanmasıdır. Özel sektör temsilcileri de bu süreç içerisinde gerek politikanın oluşturulmasında, gerekse uygulanmasında etkin olarak rol almalıdır. Aksi takdirde önümüzdeki yılları da da aynı konu başlıklarını, sektörde serbestleşmenin ya da sürdürülebilir rekabet ortamının ne şekilde tesis edilebileceğini, tartışarak geçirmek zorunda kalırız.



Kaynak : 