Geçen haftalarda Altemur Kılıç’ın hayatını anlattığı “Kılıç’tan Kılıç’a” kitabını okurken 1930’ların hayatını ve özellikle İstanbul’u (mesela Harbiye-Fatih çelişkisini) kısaca özetlediği satırlarda Türk Telekom’un ilk yıllarına daha doğrusu sonradan PTT’nin T’si haline gelecek telefon şirketine dair bazı satırlarla karşılaştım. Turk-internet.com son 5 yılda Türk Telekom’a ait tüm gündemi ve haberleri günü gününe siz okuyucularına taşırken, aslında bir yandan da bu konudaki en önemli arşivi oluşturmuş oldu. Son 5 yıla ait gelişmeleri sayfalarımızda arayan, okuyan ya da tez çalışmalarında kaynak olarak kullanan pek çok kişi var.
İşte bu arşivin içinde Türk Telekom’un ilk yıllarının olmaması bir eksiklik olacaktı. Biz de özelleştirme ihalesinin başarılı bir şekilde gerçekleştirildiği ve kötü sayılmayacak bir rakamın yakalandığı bugün Türk Telekom’un ilk yıllarını, o yılları yaşayan bir kişinin kendi anlatımından yani ilk elden sunuyoruz.
Turk-internet.com : Altemur Bey, kitabınızın ilginç bölümlerinden birisi de Telefon Şirketinin 1930’lu yıllarını anlatan sayfalar. Ama bize daha öncesini yani sonradan Türk Telekom haline gelecek olan şirket nasıl kurulmuş, ilk dönemlerinde neler var anlatır mısınız?
Altemur Kılıç : Genel Telefonu Türkiye’ye 1900’ların başında bir Fransız şirketi getirmiş ama önce resmi daireler arasında işlemiş, evlere vb girmemiş çünkü Abdülhamit’in evhamı buna engel olmuş.
Daha önce resmi ve askeri haberleşmede Alman teknik yardımıyla başladığını ve telgrafın da yerini aldığını tahmin ediyorum. Herhalde genel telefon olmadan önce Babıali’de Sadrazamın odasında –hala orada vitrinde tutulan– çok süslü altın kakmalı bır telefon varmış.
Galiba 1908’de yani Meşrutiyetle kurulan İstanbul Telefon Türk Anonim Şirketi aslında bir Fransız-İngiliz şirketi. Elimdeki 1930’ların rehberine göre genel müdür de Francis Douglas-Watson adlı bir İngiliz.
Otomatik telefonlardan önce telefonlar bir kaidenin üstüne oturtulmuş bir boru üzerindeki mikrofon ve yandaki çengele asılı kulaklıkla çalışırdı. Bu ahizeleri kullanmış kaç kişi kaldık bilmem? Kulaklık çengelden çıkarılınca ve asılacak yer bır iki defa tıklanınca harekete geçerdi. Bir süre sonra karşınıza “alo” diyen bir ses çıkardı. O kişiye “Matmazel” diye hitap edilirdi. Çünkü çoğu zaman bölge santralleri gayri Müslim ve evde kalmış kızlardı. Ama kitabımda da belirttiğim gibi çok terbiyeli ve ketum kişiler idiler. Konuşmalara ister istenmez kulak misafiri olurlardı ama bunları açıklamaları olası değildi…Hatta nizamnameye göre, “gayrı ahlakı konuşmalar yasak olsa bile” bunları duymazlıktan gelirlerdi… Belki de keyif bile alırlardı…
turk-internet.com : Yani bugün gündemimizde sürekli sorun olan telefon dinleyenlerin ilkleri bu matmazellerdi demek ki.. Neyse ikinci sorum şöyle; Kitabınız da Trunk’tan bahsediyorsunuz. Nedir bu Trunk?
Altemur Kılıç : 1930’larda telefon ağı İstanbul, Ankara ve İzmir dışında büyük şehirleri TRUNK denilen ve galiba Jandarma sahra telefonlarıyla ortak şekilde bağlıyordu. Ben 1945’lerde gazetecilik yaparken, mesela Erzurum’dan İstanbul’a haberimi verirken manyetolu telefonlar kullanılır ve “çekil aradan Jandarma” demek durumunda kalırdık… Ankara’da resmi dairelerde ve Valilerin odalarında manyetolu telefonları çalıştıran akümülatör kutularını hatırlarım.
Bu arada hatırlatayım, Sirkeci’deki Büyük Postane içinde bir telefon müzesi var.
turk-internet.com : Bir de herkes telefon alamazdı demişsiniz. O dönem kimlerin telefonları vardı?
Altemur Kılıç : O dönemlerde özel telefon sahibi olmak hem tesis ve mükaleme masrafları yüksek olduğu için ve de santral kapasiteleri mahdut olduğu için pek harcıalem değildi ve gerçekten evlerde özel telefon bulunması bir ayrıcalık meselesi idi.
Son zamanlara kadar da telefon öyle kolay bağlanamazdı ve iltimas kullanılırdı ve hatta miras metaı bile oldu. Babam ölünce dört kardeşe bır de telefon miras kalmıştı.
Bu röportajın devamını Kılıç; 1930’larda Telefon Ancak Mutlu Bir Azınlık tarafından Kullanılırdı başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 