Yaklaşık iki yıl kadar önceydi. “Harran’da tuzlulaşma” konulu bir inceleme yapmak istemiştim. Özel bir çalışma olacaktı. Böyle bir inceleme yapabilmek için ne gibi dökümanlara ihtiyacım vardı ve bu anlamda ne gibi datalar mevcut olabilirdi. Bunları düşündükten sonra gerekli bilgileri nereden alabileceğimi araştırmıştım. En son, bu konudaki bütün dataları Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden bulabileceğim söylenmişti. Bu kurumdan bir daire başkanıyla telefonda konuşmuştum ve bilgileri alabilmek için oraya gitmek istediğimi söylemiştim. Aldığım cevap; benim bir vatandaş olarak bu bilgileri alamayacağım yönünde oldu. Bir anda şok olmuştum. Gerçi bu telefon görüşmesini de, kurumda daha önce etkisi olan eski bir siyasi ahbabımın aracılığıyla yapabilmiştim. Yoksa ben bir vatandaş olarak devletin bir kurumundaki bir dairenin başkanıyla telefonla da görüşemezdim…(!)
Telefonda aldığım yanıt beni hem şok etmiş, hem de çok kızdırmıştı. Altı-üstü istediğim bir ovadaki sulama ve tuzluluk değerleriyle ilgili bir dataydı. Ne vardı ki bunda verilmeyecek? İşte o zaman “Bilgi Edinme Kanununa” çok ihtiyaç duymuştum. Bu kanun sonradan çıktı ama, ben artık o bilgilerin peşinde olamadım tekrardan. Şimdi ise o bilgileri tekrar elde etmek istesem Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü yok artık. Yeni baştan bir etüt yapıp nereden, kimden bilgi almak gerektiğini incelemek lazım…
‘Vatandaşın Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’, vatandaşların kurumlardan, ihtiyaç duydukları, kurumlara ait bir bilgiyi herhangi bir engelle karşılaşmadan alabilmeleri için çıkartılmış bir kanundur. Çıkarılış tarihini incelemedim ama yakın bir geçmişte (bir yıl kadar önce) çıkarıldığını biliyorum. Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi bir amaç için oldukça gerekli bir kanun olabilir. Ancak araştırmaya üşenen, kendi üzerimize düşeni yapmak yerine hazıra konmayı tercih eden bir toplum olmamız nedeniyle, böyle bir kanunun sakıncalı demiyeyim de, istenmeyen yönleri de olduğunu iyi düşünmek ve ona göre sınırlar çizmek gerekirdi.
Mesela bir süre önce çalıştığım kuruma, kurumun bağlı olduğu bakanlık kanalıyla bir yazı geldi. Yazıyı bakanlığa gönderen vatandaş e-maille göndermiş. Vatandaş istediği bilgiyi istedikten sonra, bakanlık ve benim kurum arasında yazışma trafiği başladı. Bilgi isteyen bir öğrenciydi. İstediği bilginin kendisine ödev olarak verilmiş olduğu anlaşılıyordu. Her ne kadar soru içerisinde böyle bir anlam olmasa da….
Bir dolu yazışma trafiği ve işi ilk yapandan, son imzalayana kadar birçok bürokrat bu konuya zaman ayırmış oldu. Onun da ötesinde kurumun, performansını başka yönlerde değerlendirmesi gerekli deneyimli bir mühendisi, kanunun emrettiği çerçevede emrivaki bir yolla, bir öğrencinin ödevini hazırlayıp verebilmek için zaman tüketti. Oysa bu kanun yokken de bu ödevler vardı. Ve bu ödevleri öğrencinin kendisi araştırarak yapması için veriliyor…
Gene benzer bir örnek birkaç gün önce kuruma, bağlı olduğu bakanlık tarafından faxlanıyor. Sorudan anlaşıldığı kadarıyla vatandaş iş arayacak. Nerelere baş vuracağını bilmiyor olmalı ki, “şu meslekteki bir kişi hangi alanlarda iş bulma imkanına sahiptir ve Türkiye’de bu iş imkanlarını yaratan kurumlar hangileridir?” şeklinde bir soru yöneltmiş. Soruyu kurum adına usturuplu bir biçimde cevaplamak gerekiyor. Gene deneyimli bir mühendis, bir vatandaşa nasıl iş bulabileceği konusunda yol gösterebilmek adına soruyu cevaplıyor. Tabi soru cevaplanırken, Türkiye’deki ilgili kurumlar konusunda bir de araştırma yapmak gerekiyor. Vatandaşın sorusunu cevaplayandan şurasını böyle yapalım, burasına bunu da yazalım diyen yöneticilere kadar bir dizi bürokrat gene bu konuya zaman ayırıyor.
Vatandaş, soru ne olursa olsun, sorusunu soruyor. Önünde dağ gibi kanun var. Soru sorduğu kurum cevap vermek zorunda. Sorunun amacı bilgi edinmek nasıl olsa…
Vatandaşın Bilgi Edinme Hakkı Kanunu bu mudur?
Ödevini yapmanın kolay yollarını arayan öğrenciye, mesleğiyle ilgili iş arayan vatandaşa bilgi vermek midir kurumların yükümlülüğü? Yoksa teknik anlamda, herhangi bir yerde kullanılmak üzere ihtiyaç duyulan bazı gizliliği olmayan göstergelerin vatandaşa verilmesi midir?
Bu kanun çıkarılırken sınırları daha belirgin çizilebilir, vatandaşın kurumlardan ne gibi bilgiler edinme hakkına sahip oldukları daha net ifade edilebilirdi. O zaman toplumsal tembelliğimize kanun yoluyla bir tembellik daha eklememiş olurduk.



Kaynak : 