Bu yazı dizisinin önceki bölümlerini;
- Türk Telekom Özelleştirmesi Nasıl Bu Hale Geldi – 1
- Türk Telekom Özelleştirmesinde 2 Kamp – 2
- Türk Telekom Özelleştirmesinde Neler Düşünülüyor – 3
başlıkları altında okuyabilirsiniz.
Türk Telekom ihalesinde nerdeyse dönülmez bir noktaya gelindi ama sektörden aldığımız bazı yorumlarda olayın ayırdına yeni varıldığı görülen yorumlar almaya başladık. “Acaba yeni bir tekele, hem de bu sefer kontrol edilemez bir özel tekele mi gidiyoruz?” diyenler var. Bu konuda bir kaç röportaj yayınlayacağız. İlk sözü bir politikacıya verelim istedik. CHP Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu, “önce serbestleşme” diyen bir politikacıydı. Ona bu konudaki düşüncelerini sorduk;
turk-internet.com : Siz herkesin “özelleştirme” dediği günlerde, baştan beri “önce serbetleşme” diyordunuz. Neden?
Osman Coşkunoğlu : Bunun üç temel nedeni var.
Birincisi, en basiti, serbestleşme tam olarak gerçekleşmeden, piyasanın düzgün işlemesi sağlanmadan, rekabet ortamı tam ve adil olarak kurulmadan yapılacak özelleştirmenin başarılı sonuçlar vermemesi ihtimali ve özel bir tekel yaratma tehlikesi büyük. Bunu, bir Dünya Bankası araştırmacısı (Scott Wallsten) bir banka içi raporunda net bir şekilde gösteriyor. “Does sequencing matter?” başlıklı raporda araştırmacı “Sıra önemli midir?” diye soruyor ve dünyadaki tüm telekom özelleştirme deneyimlerini inceledikten sonra “tartışılmaz bir şekilde sıralama önemlidir; önce serbestleşme tamamlanmalı, sonra piyasanın düzgün çalışmasını sağlayacak düzenleyici kuruluş (bizim durumumuzda, Telekom Kurumu) işini layıkıyla yapabilecek güç ve donanımda olmalı, ancak ondan sonra özelleştirme ele alınabilir” diye net bir sonuç ortaya koymuş. Bunu 2-3 yıl boyunca katıldığım her toplantıda, her konuşmamda, her röportajda, her yerde ısrarla anlattım, ama … Artık “özelleştirme” bir tutku halini almıştı, kimse bunu sorgulamak istemiyordu.
İkincisi, maalesef TT’den haklı olarak yakınanlar “ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, özelleşsin” diye keskin bir saplantı içerisindeydi. Akılcı bir değerlendirme ortamı yoktu. Adeta bir refleks olarak “ozelleşsin” deniyordu. Hükümet de bundan istifade, her şeyden önce yasal zorunluluk olarak çoktan bitirilmiş olması gereken serbestleşmeye ilişkin yetkilendirmeleri (ruhsat, lisans, genel izin) aksatıyor, arka plana itiyordu. Böyle yapmakta da, kendi kısır amacı açısından haklıydı. Hükümet için iki şey önemliydi: Birincisi TT’yi satmak, ikincisi, yüksek bir fiyata satmak. Bu amaçlarla tutarlı olarak, TT’nin satış değerini yükseltmeyi ön plana almış olan hükümet için, çok sayıda işletmenin iş yaparak sektörde yaratacağı değer konusu önemli değildi. İşte “özelleşmeye” fikse olmuş olan sektör bence bunu göremedi. 2-3 yıl boyunca her katıldığım toplantıda, her konuştuğum panelde, her röportajda bunu dile getirdim: “Özelleştirme derhal gündemden düşmeli, serbestleşme ancak o zaman gerçekleşebilir” dedim.
Maalesef, “özelleştirme serbestleşmeyi engeller” gerçeğini ne kadar anlattıysam da, sektörde oluşmuş olan “ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, şu özelleşme bir olsun” düşüncesini aşamadım. Son olarak “bari nasıl özelleştirileceğini tartışalım” demeye başladım ama kimse duymak ve düşünmek istemiyordu.
turk-internet.com : Ama “devlet şirketi” kavramı ile serbestleşme de oluşamıyor görüyorsunuz. Türk Telekom devlet kurumlarını etkiliyor. Bu şirket özelleştirilmeden sizce nasıl serbestleşme olacaktı?
Osman Coşkunoğlu : Ankara’nın, bürokrasinin ve demokratik yaşamın gerçeklerine uygun tek bir yanıt var sorunuza: Sektörün tek bir gündem maddesine odaklanarak, kamu oyunu da bu gündem maddesi hakkında aydınlatıp arkasına alarak hükümet üzerinde baskı kurması. O gündem maddesi de serbestleşme olmalıydı. Sorduğunuz sorunun yer yüzünde demokrasi ile yönetilen ülkelerde bundan başka bir yanıtı yoktur.
Net, kararlı ve ısrarlı bir şekilde “özelleştirme gündemden düşmeli, derhal serbestleşme gerçekleşmeli ve rekabet ortamı kurulmalı” şeklinde konacak tek bir gündemde tüm sektör ısrarlı olmalıydı. Serbestleşmenin ortaya çıkaracağı rekabetin sağlayacağı yararlar (hizmet çeşidi ve kalitesi) kamu oyuna anlatılmalıydı. Böyle sonuç alınabilir miydi? Zor da olsa, güçlü, kararlı bir kampanya ile alınırdı. Demokrasilerde bürokrasiyi ve hükümeti etkilemenin bundan başka bir yolu yoktur. Dolayısıyla, bu yolun zor olması mazeret değil.
Sektör bunu yapamadı. Şu bir gerçek ki, sektör de “özelleştirme ve serbestleşme” kavramlarını beraber kullanıyordu. Sanki bu ikisi el ele gitmesi gereken iki olaydı. Sanki rekabet ortamı bu ikisi olmadan olmazdı. Böylece kamu oyunun da kafası karışmıştı. Özelleştirme ile serbestleşme arasındaki farkı toplumun en iyi eğitim görmüş kesimi bile, milletvekillerinin çoğu bile bilmiyordu. Ben CHP milletvekillerine ayrıntılı bir konuşma ile bu iki kavramın telekom sektörü bağlamında farkını anlattım. AKP milletvekilleri ile her tartışmamızda da bu farkı anlattım. Uğraşıyordum berrak bir tartışma ortamı yaratmaya, ama ondan sonra bir de bakıyordum, sektör odaklanmamış bir “özelleştirme ve serbestleştirme” söylemiyle ortaya çıkıyordu. Etrafta “10 yıl önce satılmış olsaydı şimdi borçsuz bir ülkeydik” gibi saçma sapan iddialar geziniyordu. Böylece gündem sisli puslu bir gürültüden öteye gidemedi, serbestleşme üzerine odaklanılamadı. Hükümet de sektörde artık bir tutku haline gelmiş “özelleştirme” arzusuna oynadı, kamu oyundaki kafa karışıklığını istismar etti, “satmış olsaydık şimdi borçsuzduk” gibi akıl almaz iddialarla özelleştirmeyi ön plana aldı ve serbestleşme de kaçınılmaz olarak arka planda kaldı, “özelleştirme ama nasıl” sorusu tartışılmadı bile. İşin açıkçası, odaklanmamış ve içi boş tartışmalardan da kamuoyu sıkılmıştı artık.
turk-internet.com : Biz cuma günü yayınladığımız yazıda bazı şeylerin yeni farkına varıldığını anlattık. Özel Sektör Sizce Neyi Eksik Yaptı?
Osman Coşkunoğlu : Cuma günkü yazınızda çok güzel ve önemli noktalara değinmişsiniz. Bunlardan iki tanesi üzerinde yorum eklemek isterim.
Birincisi, hem tarihe bir not düşmek hem de bundan sonrası için alınacak dersler için bu yazı dizisini hazırladığınızı yazmışsınız. Bundan sonrası için bir öğrenme olması önemli. Bu konuda ben hala şu görüşte ısrarlıyım: Sektör eğer
- 1.Hükümet ve TT üzerine örgütlü, iyi planlanmış, hedefleri belli ve odaklanmış bir baskı kurmuş olsaydı, (bence en önemli stratejik hedefler: teknolojik ve iş yönetiminde know-how geliştirmek, teknolojik yetkinlik kazanmak, rekabet ortamı, yüksek katma değer, ulusal teknolojik gelişim)
- 2.Kamu oyunda birinci maddedeki konulara odaklanmış bir bilgilendirme kampanyası gerçekleştirseydi, ve
- TT özelleştirmesini bir “amaç” olarak değil belirlenmiş hedefler için bir “araç” olarak görebilseydi,
İşte o zaman her şey çok farklı olurdu. Bu olmadı. Tutku içerisinde bir “özelleşsin de nasıl olursa olsun” dendi. Daha da kötüsü, benim çok tuhafıma giden bir şekilde sürekli “serbestleşme ve özelleşme” dendi, bu iki kavram beraber kullanıldı, ikisi arasındaki fark net bir şekilde görülmedi. Sektörün, sivil toplum örgütlerinin bunu neden yapamamış olduğunu da görebildiğimi sanıyorum. 22 yıl yaşadığım ABD’de olsa, sektör ve sivil toplum hükümet üzerinde baskı kurma gücüne güvenirdi. Sistematik ve odaklanmış bir baskı kurardı, kamu oyu yaratırdı. Ülkemizdeki sivil toplumun bu öz güveni (belki haklı olarak) henüz gelişmemiş diye düşünüyorum. Bu konudaki sıkıntımız hemen her ulusal konuda ortaya çıkıyor.
Cuma günkü yazınızda değinmek istediğim ikinci önemli konu “Türk Telekom yıllardan bu yana iyi yönetilemeyen bir firma olarak görülüyor. Nedeni;“ başlığı altında yazdıklarınız. Çok güzel bir liste sunmuşsunuz; tekrar tekrar okunmalı. Peki!!! bu sorunların üstüne gitti mi sektör? Hayır, lafını bile pek etmedi, “şu veya bu şekilde özelleşsin, o zaman ortadan kalkar bu nedenler” düşüncesi egemendi. TÜBİTAK’ın çok değerli katılımcılarla ve büyük emeklerle hazırlamış olduğu Türkiye Ulusal Enformasyon Altyapısı (TUENA) çalışmasındaki öneriler ile bile ilgilenmedi kimse.
TT (ve hükümet) de sektörün bu “tutkusuna” eşlik etti ve “özelleştirme olmadan yönetimde iyileştirme mümkün değil” mazeretinin arkasına sığınma hakkını kullandı.
Yani “yönetimi iyileştirme” gündeme bile gelmedi, adeta bir imkansızlık olarak görüldü ve “özelleşsin o zaman iyileşir” dendi sektör ve hükümet korosu tarafından. (Çok benzeri “de facto” olarak eğitim ve sağlıkta da yaşanıyor.)
Özetle: Bu stratejik sektör, hiçbir anlamlı strateji, amaç, vizyon gözetilmeden adeta bir arsa satılır gibi satıldı. Bunun böyle olmasında maalesef TT’den illallah demiş olan sektör de çok önemli rol oynadı. Alan da (hele Oger) bunu bir arsa gibi kullanırsa hiç şaşmam.
turk-internet.com : Şu andaki durumda sizce bizi ne tür tehlikeler bekliyor?
Osman Coşkunoğlu : Serbestleşme konusunda hükümet üzerine odaklanmış bir baskı kurarak sonuç almayı zor bulan sektör “hele bir özelleşsin ondan sonrası kolay” diye özelleştirmeye bir “piyango” gibi veya bir “büyülü olay” gibi bakma eğilimindeydi. Esas şimdi özel, üstelik yabancı bir tekel üzerine baskı kurmaya hükümeti ikna etmenin hem daha zor hem de daha karmaşık bir olay olduğunun farkına varacak. Diğer bazı sektörlerde de benzer durumlar yaşandı ve yaşanıyor. Dış baskılar da şimdi devreye girecek. “Aman yabancı şirketi ürkütmeyelim, sonra yabancı sermaye gelmez” söylemleri başlayacak.
Ayrıca bir çok belirsizlik var ortada. Örneğin, tek bir e-devlet kapısı geliştirme projesinin sorumluluğunu hükümet TT’ye vermişti. Şimdi ne olacak? TK zaten güçsüzdü, hükümetin üst kurullarla ilgili yeni yasa tasarısı TK’yı daha da güçsüzleştiriyor. Bunun sonucu ne olacak? Bekleyip göreceğiz, bu arada umut edelim ki yargı organları bu özelleştirme ihalesini bozsun. Umut etmenin ötesinde, sektör bari şimdi kamu oyunu da aydınlatıp “şu an ve böyle bir özelleştirme yanlıştır” diye bir kampanya başlatmalı.
Son olarak da şunu eklemek istiyorum. Bundan sonraki tehlikeler ve bundan sonra neler olabileceği, büyük ölçüde sektördeki oyuncuların, sivil toplum örgütlerinin, ve siyasilerin davranışlarıyla belirlenecek. Basitleştirmek gerekirse, iki seçenek var sektör temsilcilerinin önünde: (1) her biri kendi pasta dilimini büyütmeye sınırlanmış bir amaçla hükümet yetkilileri içerisinde günlük manevra ve kulislerle sonuç almaya çalışacak; (2) ulusal boyutta pastanın kendisini büyütmeye de önem ve öncelik verilecek. Bir siyasi olarak benim hedefim ikincisi üzerine odaklanmak ve çalışmaktır, telekom sektöründe üretilecek hizmet ve teknoloji ile ulusal katma değeri büyütmektir. Eğer bir milletvekili olarak benim bu amacım ile sektör temsilcilerinin amacı örtüşürse, etkin ve olumlu sonuçlar alma ihtimalimiz büyür.
Bu son dediklerim sektöre ve temsilcilerine bir dayanışma çağrısıdır; iktidar nezdinde küçük manevralar ve kulisler yerine, hükümet karşısında ürkek olmak yerine, özgüven kazanıp sektörün önemiyle oranlı büyük ve cesur iddialar taşıyan bir davranış içerisine girme gücünü göstermeleri için bir çağrıdır.
İlgili Linkler
- Coşkunoğlu; Telekom STK’ları Baskı Yapmalıdır
- Coşkunoğlu; Konjonktür Gereği, TT Özelleştirmesine Karşıyız
Yazı dizisinin devamını Türk Telekom Özelleştirmesi Üzerine Düşünceler – 5
başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 