Yazının ilk bölümünü Serbestleşememenin Maliyeti – 1 başlığı altında okuyabilirsiniz.
İşte bu noktada, özelleştirme ile Türk Telekom’un serbestleşme önünde engel olan konumunun değişmesi konusundaki beklentilerimizin boşa çıkmasından endişe etmemize neden olan bazı gelişmeler yaşanıyor. Her şeyden önce hükümet tercihini “para”dan yana kullandığını gösterdi ve Türk Telekom’da hala kamu hissesi çok büyük. Yeni şirketin karından hala büyük oranda pay alacağına göre, devlet bu karın azalmasına neden olacak gelişmelerin yaşanmasına izin verilmeyebilir.
İkincisi “özel tekel istemiyoruz” şeklindeki beyanlara TK’nın “biz görevimizin başındayız; özel tekele izin vermemiz söz konusu bile olamaz” benzeri yanıt vermemiş olması da düşündürücü. Özelleştirmeden bir gün önce verilen (ve kamuoyu baskısıyla Türk Telekom’un almaktan vazgeçtiğini açıkladığı) CDMA lisansı da, en hafif ifadeyle, “akıl bulandırıcı”. Eğer önümüzdeki aylarda telekomünikasyon sektörünün gerçekten rekabete açılmasını sağlayacak adımlar atılmazsa, bu ülkenin insanları Türk Telekom’un özelleştirilmesinden gerçek anlamda fayda elde edememiş olacak.
Serbestleşmenin getirecekleri
Gelişen teknoloji ve özellikle VoIP sayesinde, ciddi altyapı yatırımlarına gerek kalmaksızın, bazı “sanal operatörlerin” kolaylıkla Türk Telekom’un pazarından pay alabilecekleri bir gerçek. Ancak buna bakarak serbestleşmenin (görüştüğüm TK yetkilisinin endişe ettiği gibi) milli servet olan Türk Telekom’un erimesine neden olacağı savına katılmıyorum. Çünkü, gerçekten farklı hizmetler ortaya koyamayan küçük sanal operatörlerden binlercesi ortaya çıkabilir bu da hizmet fiyatlarının olabilecek en alt düzeye kadar inmesi anlamına gelecektir. Bu noktada firmalar ayakta kalmalarını sağlayacak farklı “katma değerli” hizmetler üretmek zorunda kalacaklardır.
Serbestleşmenin neden olacağı ucuzlama ve yeni servislerin ortaya çıkmasının etkileri, sadece daha az fatura ödememiz ve daha renkli hizmetlere kavuşmamızla sınırlı değil. Telekom’un stratejik bir sektör olacağını söyleyebiliyorsak, serbestleşmenin neden olacağı değişimin diğer sektörlere olacak etkilerini de görebilmeliyiz.
Aklıma gelen birkaç örneği dile getirmek istiyorum:
- Türkiye “hizmet rekabeti” olmadığı için ISDN teknolojisini neredeyse tamamen pas geçti. Yıllarca uğraştığım bir konu olan video konferans’ta ISDN’in eksikliğinin olabilecek projeleri nasıl baltaladığını çok iyi gördüm. ISDN hizmeti alabilen şanslı firmalar ise, iletişim maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle bu teknolojiyi hala çok az kullanmaktalar. Düşünün yurtdışında artık seyhatlerini tamamen video konferanslarla değiştiren yöneticilerin olduğu bir çağda, Türkiye’de 3 saatlik bir toplantıyı video konferans ile yapmaktansa, Ankara’ya uçakla gidip gelmek hala daha ucuz. Son 10 yılında Türkiye’nin yaygın ve ucuz ISDN erişimine sahip olması durumunda elde edilebilecek tasarrufun kaç milyar dolar olacağını hesaplamak zor ama, kesinlikle Türk Telekom’un değerindeki azalmanın birkaç katı olacağını düşünebiliriz.
Video konferans bir yana, normal telefon hizmetlerinin aşırı pahalı oluşunun, ticaretin gelişmesini nasıl engellediğini görmek için Türkiye’deki KOBİlerin bulundukları ilin dışından elde ettikleri gelire bakmamız yeterli. İhracatı boşverdik (KOBİlerin ihracattaki payları yok denecek kadar az), Türkiye’de KOBİ’lerin gelirlerinin sadece %8’i bulundukları kendi bulundukları ilin dışından. Bu oran Avrupa ülkelerinde %50’nin üzerinde; bazı uzak doğu ülkelerinde ise %80’lere varıyor. Görüldüğü gibi pahalı alo diyor olmamız, sadece dar gelirli vatandaşın sorunu değil; ticaretin gelişememesi ülkenin kalkınmasını yavaşlatıyor ve sonuçta hepimiz kaybediyoruz.
Peki ADSL’deki gecikmenin maliyetinin ne olduğunu hiç düşündünüz mü? Bugün KOBİ statüsündeki kuruluşların hala 80’e yakınında bilgisayar kullanılmıyor. Bunun nedeni PC, yazılım, eğitim ve teknik servis için yapılacak harcamaların toplamının, PC kullanımından elde edilecek yararı kat kat aşıyor olması. Halbuki, yaygın ve ucuz ADSL hizmeti ile Türkiye’de Uygulama Servis Sağlayıcı’lığı (ASP) modeli sıçrama yapabilirdi. Bu sayede, KOBİ’lerin büyük çoğunluğunda verimlilik artışı sağlayacak uygulamaların hayata geçirilmesi mümkün olacağı gibi yerli yazılım sektörü için de çok büyük bir pazar ortaya çıkardı.
ADSL ve buna bağlı ASP (yani yazılımı satın almak yerine kiralamak) modelinin eksikliğinin sadece son “Öğretmenlere Bilgisayar” kampanyasında bile neden olduğu zarar yüzmilyonlarca doları buldu. Kaynakları sınırlı olan bir ülke olarak Türkiye’nin 150 dolarlık bir İnce İstemci ile yapılabilecekleri yapabilmeleri için onbinlerce dizüstü bilgisayar satınalmasını anlamak mümkün mü?
ADSL’in yokluğu e-devlet uygulamalarının gelişmesine de darbe vurdu. Bir önceki hükümet’in çok önemli bir ağzının söylediği “Ne e-devleti? Bir avuç internet kullanıcısı için harcayacak paramız yok” anlamındaki sözleri hala hepimizin kulaklarındadır. Herhalde Internet kullanıcısı sayısının yıllar önce on milyon sınırını aşmış olması sağlansaydı, SSK’nın e-bildirge projesi 2004 yılını beklemezdi. Sadece SSK’nın e-bildirge uygulamasının 2000 yerine 2004’de hayata geçmiş olmasının maliyeti 1 milyar doların üzerinde oldu.
VoIP’nin yükselişi, klasik anlamdaki Telekom operatörleri için bir tehdit oluşturmaya başladı. Bu durum OECD’nin son raporunda da dile getiriliyor. (Raporun kendisini bulamadım ama bu konudaki haber www.silicon.com/research/specialreports/voip adresinde yer alıyor) Bununla birlikte VoIP sayesinde, önceden pek düşünemeyeceğimiz yepyeni uygulamalar ortaya çıkabilir. Örneğin hepinizin şirketlerinde telefona yanıt vermek üzere çalışan birileri vardır. Buna rağmen müşterilerimiz sürekli olarak telefonlara geç yanıt verdiğimizden veya not bırakmalarına rağmen geri dönüş yapmadığımızdan yakınırlar. Bizi arayan bir müşterimize, tek işi telefona yanıt vermek olan bir çağrı merkezi tarafından bizim adımıza yanıt verildiğini, yerimizdeysek telefonu bize bağladığını, değilsek mesajı alıp e-posta veya SMS ile ilettiğini düşünebiliyor musunuz?
Bu ve benzer hizmetlerin ekonomik yaşama kazandıracağı dinamizmi sadece hizmetlere ödenecek para ile ölçebilir miyiz? Eğer Türk Telekom yıllarca VoIP’yi gördüğü yerde yok etmek için gayret göstermeseydi, belki bu uygulamaları şu anda kullanıyor bile olabilirdik.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. İşte bu nedenle, Türkiye’nin asıl çıkarının, telekomünikasyon sektöründe bir an önce serbestleşmenin tam anlamıyla gerçekleşmesi gerektiğini savunuyorum. Umarım Türk Telekom’un özelleşmesi, bu yönde döndüğümüz son dönemeç olur.



Kaynak : 