Bundan önce 07.11.2005 tarihinde burada yayınlanan “Telekomünikasyon Sektöründe Serbestleşmenin Önündeki Engeller”in üzerinde durmuş ve;
- 1)Türk Telekom’da önemli çalışan personelin bir bölümünün ve toplumun özelleştirme konusunda bilgiden uzak olduğunu, özelleşmenin ülke kaynaklarını yabancı şirketlere peş keş çekmek olarak değerlendirildiklerini, serbestleşmeden ise haberlerinin olmadığını,
- 2)Türk Telekom’un organizasyon ve idari yapısı, idarecilerin bürokratik alışkanlıklarından kısa sürede sıyrılamayacaklarını, serbestleşmeye adapte olamayacaklarını,
- 3)Türk Telekom’un % 55’inin 21 yıllık imtiyaz hakkını alan yeni yönetimin rekabeti kendi yönüne çekmek için rakiplerine vereceği hizmetlerde geciktirici yollara başvurabileceğini ve fiyatlarını yüksek tutarak serbestleşmenin önünde engel teşkil edebileceğine,
işaret etmiştim. Serbestleşmenin önündeki engelleri anlattıktan sonra ülkemizin Telekomünikasyon sektöründe gerek özelleştirme ve gerekse de serbestleşme yönüyle avantajlarını anlatacağım.
Tüm dünyada 1980’lı yıllardan itibaren telekomünikasyon alanında meydana gelen teknolojik gelişmelere paralel olarak gelişen ekonominin haberleşme ihtiyaçlarının artması haberleşme ile ilgili teçhizatların ucuzlaması, yatırım maliyetlerinin düşmesi sonucu, bu alandaki karlılığın yüksek olması ve dinamik yapıya kavuşan sektörün tekelci devlet anlayışı ile kaynakların etkin kullanılmayacağının anlaşılmasıyla birlikte başta OECD ülkeleri olmak üzere bir çok ülkenin ulusal Telekom şirketlerini özelleştirdikleri ve serbestleştirdikleri görülmüştür.
Ülkemizde de Türk Telekom’un özelleştirilmesi için ilk adımlar 1994 yılında başlamış ve bunun için PTT ikiye bölünerek posta ve telekomünikasyon hizmetleri olarak ikiye ayrılmasıyla telekomünikasyon hizmetlerini yürütmek üzere 24.04.1995 tarihinde Türk Telekom Anonim Şirketi kurulmuştur.
O yıllarda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krize bir çare olarak özelleştirilmesi düşünülen Türk Telekom’un değeri henüz özelleştirmelerin yeni başlamış olması dolaysıyla oldukça yüksek rakamlarla ifade edilmiştir.
Ancak; o yıllarda yapılan üç girişim sektördeki Hukuki yapının yeterli olmaması, dünya ülkelerinin bu deneyimlerin başında bulunması nedeniyle (509 SKHK, 233 SKHK, 4107 Sayılı Kanunun hayati öneme haiz maddeleri) her defasında Anayasa Mahkemesinin yürütmeyi durdurması ve ardından iptal kararlarının verilmesi ile sonuçlanamamıştır.
Bu arada farklı siyasi görüşlerin yer aldığı zayıf koalisyon hükümetleri de Türk Telekom’un özelleştirilmesi ve sektörün serbestleşmeye açılması konusunda siyasi iradeyi gösterme konusunda farklı yaklaşımlar içinde olmaları bu süreci olumsuz etkilemiştir. Bu süreç aynı zamanda 1984 yılından 1990 yılların ortalarına kadar yaptığı yatırımlarla teknolojik alanda dünya ülkeleri içinde önde gelen Türkiye’nin 1994 krizi ile bu alandaki yatırımlarının yavaşlamasına ve ülkedeki telekomünikasyon alanındaki gelişmelerin diğer ülkelerin ardında kalmasına neden olmuştur.
Bu sırada özelleştirmenin açıklanan amacı, elde edilecek gelirle kamu açıklarını kapatmaya yönelik olmuş ise de başarılı olunamamıştır. Ancak diğer dünya ülkelerindeki özelleşme ve serbestleşme ile ilgili gelişmeler ve ülkemizin de taraf olduğu (AB Hukuku, Dünya Ticaret Örgütü Anlaşması gibi) anlaşmalar sonucu ülkemizde Telekomünikasyon sektörünün özelleşmesi ve serbestleşmesi kaçınılmaz olmuştur. Buna yeterli çoğunluğa sahip siyasi irade de eklenince Türk Telekom’un % 55’nin devri gerçekleştirilmiştir.
Buraya kadar anlatılan hususlardan görüleceği üzere bazı kesimlerce ve hatta bazen kendimin de eksik gördüğü hususlarda eleştirilerde bulunmuş olsam dahi Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu, gerekli hukuki dayanaktan yoksun olan icraatların yargıdan döneceğini görmek serbestleşmenin önündeki en büyük avantajdır. Bu süreç bize gelecekte serbestleşmenin engellenmesi, tekelci anlayışın devam ettirilmek istenilmesinin mümkün olamayacağının işaretlerini vermesi bakımından üzerinde dikkatle durulması gereken bir husustur.
Diğer taraftan; dünyanın bir çok ülkesine tekel niteliğinde olan telekomünikasyon şirketlerinin özelleşmesi ve serbestleşmesi, başta Avrupa Birliği Ortaklık Hukuku olmak üzere çeşitli ülkelerin hukuki düzenlemeleri ile düzenleyici otoritelerinin yaptığı düzenlemeler sonucu yeterli bir deneyimin oluştuğunu, ülkemizin bu tecrübelerden yararlanarak serbestleşme yönünde adım atarken çok büyük bir avantaj elde ettiğini belirtmek isterim. Ülkemizde karar vermek durumunda olan başta siyasi otorite olmak üzere düzenleyici kurumlar ve özelleşen Türk Telekomünikasyon A.Ş. diğer ülkelerin yaşadığı bu deneyimlerden yararlanarak kendi karlarını düşürmeden, gelişmelere ayak uydurmak suretiyle serbestleşmenin önünü açmamaları için önemli bir nedenlerinin olmadığını düşünüyorum.
Bu gelişmelere paralel olarak ülkemizde telekomünikasyon alanında özelleşme ve serbestleşmeye ilişkin olarak çıkarılan Kanunlar ile yapılan düzenlemelere göz atmak gerekir.
Makalenin devamını Telekom Sektöründe Serbestleşmenin Avantajları-2 başlığı altında bulabilirsiniz.



Kaynak : 