Bu yazı Özelleşen Türk Telekom’da Personelin Durumu başlıklı dosya kapsamındadır.
Yazının önceki 2 bölümünü
başlığı altında okuyabilirsiniz.
Ancak, İş Kanununun 18.maddesi; “Otuz veya daha fazla işçi çalıştırılan işyerlerinde en az 6 aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini (Kapsam içi personelin iş sözleşmesi belirsiz sürelidir) fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden ve davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayandırmak zorundadır” hükmü bulunmaktadır.
Peki buna rağmen işveren yukarıda sayılan hususlar gerçekleşmeden işçinin sözleşmesini feshedemez mi? Ederse ne olur?
Öncelikle işveren haklı bir sebebe dayanmadan da işçinin kıdem ve ihbar tazminatını peşin ödemek suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. Bu durumda işçi iş sözleşmesinin haksız feshedildiği gerekçesiyle yargı yoluna başvurabilir. Yapılan yargılama sonucunda mahkeme iş sözleşmesinin haksız feshedildiğine hükmetmesi halinde işçinin yeniden işe iadesini isteme hakkı doğar. İşveren işe iade etmez ise en az 4, en çok 8 aylık maaşı tutarında işçiye tazminat öder. Bu miktarın ne kadar olacağına mahkeme karar verir. İşaret edilen hususların ayrıntılarını İş Kanunun 21.maddesinde görmek mümkündür.
“Bu iş bu kadar basit midir? Bu cümleden hemen yakın bir gelecekte Türk Telekom’da işaret edilen özelliklere sahip personelin işten çıkarılacağı anlaşılabilir mi? İşten atılmayı önleyecek başka hukuki düzenlemeler yok mu?” dediğinizi duyar gibiyim.
“Bu iş bu kadar basit midir? Bu cümleden hemen yakın bir gelecekte Türk Telekom’da işaret edilen özelliklere sahip personelin işten çıkarılacağı anlaşılabilir mi? İşten atılmayı önleyecek başka hukuki düzenlemeler yok mu?” dediğinizi duyar gibiyim.
Elbetteki hayır. Hemen paniğe kapılmayın. Bunun dışında başka kanuni düzenlemeler de var elbette. Bireysel işten çıkarmanın önünde işaret edilen engeller olduğu gibi Toplu İşten Çıkarmanın da önünde bir çok hukuki engeller vardır. Toplu çıkarmalara ilişkin önlemler İş Kanunun 29.maddesinde belirlenmiştir. Bu maddeye göre Türk Telekom’un 301 kişiden daha fazla işçi çalıştıran bir işletme olduğu düşünüldüğünde çalıştırdığı personelin % 10 nu çıkarması toplu işten çıkarma sayılacak ve bu hükümler çerçevesinde ayrıca müeyyidelere tabi olacaktır. Bunun o kadar kolay olmayacağı düşünülmektedir.
Yine 98/59 sayılı Toplu İşten Çıkarmalara İlişkin Konsey Direktifi de ülkemiz açısından işten çıkarmalara belirli sınırlar getirmiştir. Keza; devletimizin sosyal bir hukuk devleti olduğu ve bu nedenle özelleştirilen kamu kuruluşlarında toplu denilecek işçi çıkarmaların ülkenin siyasi ve ekonomik istikrarını bozacağını dikkate alarak işten çıkarmaların önünde engel olacağı gibi muhtemelen Türk Telekom’un % 55’ni özelleştirirken de benzer kaygıları yaşamış ve ona göre önlem almış olabileceğini düşünüyorum. Nitekim İzmit’teki kağıt fabrikasında yaşanan olaylar özelleşen kuruluşlardaki işçilerin işten çıkarılmasının pek kolay olmadığını göstermesi bakımından iyi bir örnektir.
Kısacası, Kapsam İçi personelin paniğe kapılarak yarın işten çıkarılacakları şeklindeki bir kaygıya kapılmalarının şimdilik yersiz olduğunu düşünüyorum. Fakat bunu düşünmek iş hayatında hele böyle bir durumda kimsenin kaygılanmaması gerektiği, zira işten atılmanın olmayacağı anlamına gelmeyecektir. Dünyanın hiçbir ülkesinde sınırsız bir iş güvencesine rastlamak mümkün olmadığı gibi gelişmekte olan ülkeler içinde yer alan ülkemizde de bunun aksini düşünmek doğru olmayacaktır.
Türk Telekom özelleştirmeden sonra da insan kaynağına ihtiyaç duyacaktır. Tek fark gelecekteki ihtiyacının daha uzmanlaşmış ve profesyonel insanlardan oluşmasının gerekliliğidir. Gelecekte, Türk Telekom işaret edilen niteliğe sahip insan kaynağını alarak istihdam imkanının arttırılmasına katkı sağlayacaktır. Bunun aksini düşünmek mümkün değildir.
Türk Telekom’da şu anda kapsam içi statüde bulunan personelin işten atılmadan yeniden bir eğitime tabi tutulmak suretiyle kendilerini yetiştirmeleri, yeni şartlara uyum sağlamaları, Şirkete katkı sağlayacak duruma getirilmeleri konusunda olumlu işaretler görülmektedir. Öncelikle Şirketin Yönetin Kurulu Başkanın kamuoyuna yansıyan ve bir nevi taahhüt özelliği taşıyan “Telekom’da işçi çıkarmayacağız”, “Telekom’da insana yatırım dönemi başlıyor” şeklindeki beyanları dikkate alındığında hemen karamsarlığa düşmenin doğru olmayacağını düşünüyorum. Zira Telekom’u satın alan Oger Telekom bu ülkede kazanç sağlayacaksa çalışma barışını da sağlamak zorunda olduğunun bilincinde olması gerekir. Çalışma barışı olmadan verimliliğin sağlanamayacağı bilinen bir gerçektir.
Önümüzdeki sürecin işte bu düşüncelerden hareketle Türk Telekom’un yeni yönetiminin Şirkette kalan, ancak bu gün içinde bulundukları şartlar dolaysıyla kendilerini yetiştirememiş olan kapsam içi personel için eşi görülmemiş bir eğitim seferberliğinin başlayacağı bir dönem olması gerekir. Böylece, bu gün işe yaramaz sanılan Teknisyen Yardımcılarının işe yarayan, sistemlere uyum sağlayan birer teknisyen özelliğini kazanmamaları, işçi ve yardımcı hizmet elemanlarının yine alacakları eğitimler sonunda iyi birer memur ve pazarlamacı olmamaları için geçerli bir neden görmemekteyim.
Bu noktada Şirketin yeni yönetiminin işaret edilen insan kaynağını eğitmek için gerekli harcamaları yapmak ve eğitim seferberliği başlatmak gibi ağır bir sorumlulukları bulunduğu gibi bu güne kadar Türk Telekom’un satılmayacağına inanmak suretiyle veya başka sebeplerle kendini geliştiremeyenlerin ise verilecek eğitimlerden azami derecede istifade etmek, kendilerini işyerinin dışında da yetiştirmek için gayret göstermek, hiçbir mazeret, gerekçe veya siyasi oluşuma güvenmeden performanslarını en azami düzeye çıkarmak gibi bir yükümlülükleri bulunmaktadır.
Tüm bu çabalardan sonra verilecek eğitimlerden gereği gibi yararlanmayan, kendilerini hayatın her alanında geliştirmek için çaba sarf etmeyen, performanslarını çıkarabilecekleri en azami düzeye çıkarmayan, çıkaramayanları aydınlık günlerin beklediğini söylemek zor olacaktır.
Sadece Türk Telekom’daki kapsam içi personel değil, ülkemizdeki tüm çalışanların bu bilinçle hareket etmeleri, ekmeğin aslanın ağzında değil midesinde, hatta bağırsaklarında olduğunun bilinci içinde olmaları gerektiği tartışmasızdır.



Kaynak : 