Bu yazı “Sektörün Liderlerinin Kendi Kalemlerinden; 2005 Nasıl Geçti” Dosyası kapsamında sunulmaktadır.
Dünyadaki gelişmelere paralel olarak, Türkiye’de de bilgi ve iletişim teknolojileri bilinci ve kullanımı gittikçe yaygınlaşıyor; iktisadi ve sosyal yaşamda, kurumsal yapı ve ilişkilerde, değişim süreci hızlanıyor. Bu değişim sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıkan bilgi toplumu kavramı, dünyada hızla yaygınlaşan yeni bir toplumsal dönüşüm sürecini ifade ediyor.
Bilgi ve iletişim teknolojileri, bilginin etkin kullanımı ve paylaşımı sayesinde, ülkelerin rekabet güçlerinin artırılmasında önemli fırsatlar sunuyor. Bu teknolojileri etkin kullanamayan ülkeler açısından ise geleceğe yönelik önemli bir tehdit oluşturuyor.
Türkiye’de bilişim yatırımları, çeşitli sektörlere dağılıyor ve Devlet İstatistik Enstitüsü’nün 2004 yılında hazırladığı istatistiklere göre, bilişim sektöründeki teknolojik yenilik yapma yatırımlarının en büyük payını, yüzde 80 ile telekomünikasyon sektörü alıyor.
2005 yılında bilişim sektörü ortalama olarak % 15 civarında büyüme kaydetti. Cirosal olarak baktığımızda, 13,8 milyar USD civarında bir gerçekleşme olacağını tahmin ediyoruz. Tabii, bu rakama telekomünikasyon ciroları dahil.
Türk Telekom’un ADSL atağı, MEB’in öğretmenlere dizüstü bilgisayar alması, Adalet Bakanlığı’nın personeline dizüstü bilgisayar alımı gibi kampanyalar, sektörde ciddi bir hareketlilik getirdi.
Bunun yanında, GSM pazarında yaşanan rekabet, müşteri potansiyelini artırdı. Ekonominin olumlu gelişmeler göstermesiyle beraber, stabil ekonominin devam edeceği öngörüsü, diğer sektörlerde olduğu gibi, BT sektöründe de yatırımları, dolayısıyla istihdamı artırdı.
Türkiye’de yapılan bilişim yatırımlarının her geçen yıl arttığını görüyoruz. Ancak, bu artışın bilişim toplumları diye gördüğümüz Avrupa’ya ve Amerika’ya yetişmemiz ve hedeflerimize ulaşmamız için hâlâ yeterli olmadığı da çok açık. Bu toplumları, devlet ve özel sektör olarak yaptıkları e-projelerle örnek almalı ve onlar kadar yatırım yapmaya özen göstererek üretime önem vermeliyiz. Bu doğrultuda ilerlememiz, bilişimde onlara rakip olmamızı, dolayısıyla bilişimin etkilediği bütün sektörlerde onlarla yarışmamızı sağlayacaktır.
Türkiye’nin yeni bir vizyona ihtiyacı var. Bu vizyon da “bilişimle kalkınmak”. Bilişimle kalkınmanın iki boyutu var. Birincisi, bilişim hizmetlerinin üretimi ve satışı; ikincisi ise mevcut işlemlerin elektronik ortama geçirilerek, verimliliğin artırılması ve maliyetlerin düşürülmesi. Böylece, yeni, büyük ve ihraç potansiyeli olan bir sektör yaratılacağı gibi, Türkiye’nin rekabet gücü ve gelir seviyesi de yükseltilmiş olacak. Kalkınmanın yolu bilişimden geçiyor. Türkiye’nin iki önemli olanağı var. Bunlardan birini, kurum ve kuruluşların “e-dönüşüm” sayesinde verimliliği artırmaları; diğerini ise sundukları ürün ve hizmetler ile, bilişim sektörünü büyütmeleri şeklinde özetleyebiliriz.



Kaynak : 