Değerli okuyucular,
Bildiğiniz gibi Avrupa Birliği Tarama süreci devam ediyor. “Telekomünikasyon, Bilişim ve Medya” konusundaki 10 numaralı bölümün sunumu AB tarafından Haziran ayında yapıldı. Bu sunum ile AB’nin ilgili mevzuatı Türk tarafına tanıtıldı. Türk tarafının sunumu ise 13-14 Temmuz tarihlerinde yapıldı. Bu sunumda ülkemizdeki mevcut durum ve yapılması planlanan düzenlemeler AB tarafına aktarıldı. Telekomünikasyon ve Bilişim konularının ele alındığı 13 Temmuz tarihinde yapılan sunumların konu başlıkları şöyle;
- İ2010 Türkiye’deki bilgi toplumunun gelişimi
- Yetkilendirme
- Evrensel Hizmet
- Rekabet
- Erişim
- Regülasyon
- İlgili pazarlar ve Pazar analizi
- Kişisel Bilgilerin ve Gizliliğin Korunması
- Frekans Spektrumu Yönetimi
- Geniş bant Stratejisi
Bu sunumlar ile ülkemizde yaklaşık 12 yıl önce başlayan ve Telekomünikasyon Kurumu’nun kurulması ile son 5 yıldır hız kazanan serbestleşme çalışmalarının bir özetini görmek oldukça faydalı. Mevzuat açısından AB’ye oldukça uyum sağladığımız anlaşılıyor. Ancak sunumların bir çoğunun sonunda yapılacaklar arasında bir türlü yasalaşamayan “Elektronik Haberleşme Kanunu”nun yer aldığını belirtmeden geçemeyeceğim.
AB bizi alır mı almaz mı, biz AB’ye girer miyiz girmez miyiz tartışmalarını bir kenara bırakarak konuya baktığımızda, AB’nin telekomünikasyon konusundaki düzenlemelerinin bizim için iyi bir yol gösterici olduğunu sanıyorum toplumun büyük bir çoğunluğu kabul ediyor. Başbakanımızın dediği gibi biz Ankara kriterlerimizle yola devam etmeliyiz. O halde şu soruyu kendimize sormamızda yarar var. Bu kadar düzenleme yapıldı, lisanslar verildi, AB mevzuatına kağıt üstünde uyum sağlandı da sonuç ne oldu?
Ülkemizde bilişim ve telekomünikasyon alanlarında elde edilen gelirlerin, olması gerekenin çok altında olduğu bir çok kesim tarafından dile getiriliyor. Demek ki bir şeyler eksik kalıyor. Ne demek istediğimi AB sunumlarında yapılmış olarak gösterilen birkaç örneğin durumu ile anlatmaya çalışacağım.
- Kablo Platformu işletmeciliği lisansları çok gecikmeli olarak Nisan 2006 tarihinde verildi. Ancak, Sabit telefon şebekesinin en önemli alternatifi olan ve üzerinden telefon, geniş bant internet ve sayısal yayıncılık hizmetleri verilebilen bu şebekenin layık olduğu gibi işletilmesi, bir Devlet kuruluşu olan Türksat’ın uzlaşmaz tutumu nedeni ile maalesef yapılamamakta ve bundan en çok ülkemiz vatandaşları zarar görmektedir. Telekomünikasyon Kurumu ve diğer yetkili kurumlar bu duruma müdahale etmemektedirler.
- Ortak Yerleşim ve Tesis paylaşımı Tebliği Aralık 2003 tarihinde yayınlanmış olmasına rağmen, bu imkandan yararlanabilen işletmeci sayısı maalesef bir elin parmaklarını geçmemekte ve hakim konumdaki işletmecilerin bu Tebliğe aykırı uygulamaları devam etmektedir. Bu durumda ülke serveti ikincil yatırımlar ile boşa gitmekte ve bu yatırımların maliyeti son kullanıcı fiyatlarına yansımaktadır. Yanı yine ülkemiz vatandaşları zarar görmektedir.
- Yerel Ağın Paylaşıma açılması Tebliği Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe girmek üzere Temmuz 2004 tarihinde yayınlanmıştır. Ancak maalesef bu gün yeni işletmeciler tarafından kiralanabilmiş bir tek hat bulunmamaktadır. Bunun sonucu olarak Türk Telekom, yerel telefon ve geniş bant internet hizmetlerinin sağlanmasında fiili tekel konumunu sürdürme şansı bulmaktadır. Yani yine vatandaşın aleyhine bir durum ortaya çıkmaktadır.
- Veri Akış Erişiminin sağlanması konusunda Telekomünikasyon Kurumu’nun kararları bulunmakta ancak Türk Telekom bu kararları uygulamamaktadır. Bunun sonucu olarak vatandaşlarımız ADSL hizmetlerini bu gün sadece Türk Telekom’dan alabilmektedirler. Yine bir tekel durumu mevcuttur.
- Erişim ve Arabağlantı Yönetmeliği Mayıs 2003 tarihinde yayınlanmış olmasına rağmen bu gün TT-GSM, GSM-UMTH, TT-UMTH ve TT-ISS arabağlantı sorunları çözümlenebilmiş değildir. UMTH işletmecileri TT’nin önerdiği A / B Tipi arabağlantı sözleşmelerinin Yönetmeliğe ve TK kararlarına aykırı olduğunu bile bile imzalamak zorunda kalmaktadırlar.
Bu örnekleri daha çoğaltmak mümkün. Bu ve diğer örneklerdeki aksaklıkların bir an önce giderilmesi, Ankara kriterlerine uyum sağlamamız ve vatandaşlarımıza ucuz, kaliteli telekomünikasyon hizmetlerinin verilmesine imkan sağlayacaktır. Aksi halde serbestleşmiş piyasada yer alan işletmecilerin payları yüzde 1-2 seviyelerinde kalmaya devam edecek ve fiili tekeller ortadan kalkmayacaktır.



Kaynak : 