Ender Erbey, turk-internet.com’u Almanya’dan takip eden bir okuyucumuz olarak, şu sözlerle yazısını sunuyor;
Değerli turk-internet.com yetkilileri,
Bülent Hekimoğlu’nun “Turkcell Neden 3G için Acele Ediyor?” başlıklı makalesi ve Turkcell firmasının ilgili makaleye cevabı ile ortaya çıkan faydalı tartışmaya katkı olması açısından sektörün içinden biri olarak ekteki yazıyı dikkatinize sunmak istiyorum.
5 yıl süreyle Türkiye’de internet teknolojileri üzerine çalıtıktan sonra geçtiğimiz 5 yıldır Almanya’da Alman ve Türk pazarları için telekomünikasyon teknolojileri üretimi ve danışmanlığı üzerine çalışmalar yürütmekteyim.
Biz de Erbey’e düşüncelerini bu kadar derli toplu ifade ettiği ve bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz. Bu konudaki katkıda bulunmak isteyen okuyucularımız, yorumlarını buraya yazabileceği gibi, bana da mail ile gönderebilir.
3G Lisansları Neden Gecikmemeli?
3G teknolojilerine dayalı hizmetlerin Türkiye’de hayata geçebilmesi ve bunun zamanlaması farklı yönlerden ele alınması gereken bir konudur. Konunun ciddiyetinin anlaşılması açısından jenerasyon geçişlerini ifade eden tamsayı “G” artışlarının özelde mobil iletişimde ama genelde telekomünikasyon teknolojilerinde yeni bir devrin başlangıcına işaret ettiğini hatırlamakta fayda var.
Her yeni devrin iş hayatından başlayarak sosyal hayata uzanan zincirleme etkileri de göz önünde bulundurulduğunda 3G geçişinin kamu yararını ilgilendiren boyutu daha net anlaşılabilir.
Konuya teknik açıdan sağlıklı yaklaşabilmek için bazı kavramları yerli yerine oturtmakda fayda var. GSM teknoloji ailesinin veri iletimi çözümlerinin kapasite olarak en son ulaşabildiği nokta olan EDGE teknolojisi bir 2.75G teknolojisidir. Yani 2G teknolojisi olan GPRS teknolojisinin geliştirilmesi yolu ile varılan son noktadır. UMTS ise W-CDMA teknolojisi ile yeni jenerasyon teknolojiye yani 3G’ye geçiş anlamına gelmektedir. Ayrıca UMTS, ITU’nun 3G standartı olna IMT-2000’nin bir parçasıdır.
Tüm bunlar konuya uzak olanlar için anlamsız kavramsal detaylar olarak gözükebilir. Ancak operatörlerin ister EDGE teknolojisinin uygulanması isterse UMTS teknolojisinin uygulanması için ilave yatırım yapmaları gerektiği göz önünde bulundurulursa bu kavramsal detayların önemi daha iyi anlaşılabilir.
EDGE teknolojisi için yapılacak yatırım ilk bakışta daha az gibi gözükse de bu yatırım sonucunda operatörün halen 2G bir altyapıya sahip olması ve ileride eninde sonunda 3G teknolojiye geçişi söz konusu olacağından oldukça pahalıya gelebilecek bir yatırım olabilir. Elbette donanım üreticileri operatörlerin önce EDGE yatırımı daha sonra da 3G yatırımı yapmaksuretiye daha fazla donanım satın almalarından mutluluk duyacaklardır. Ancak bu alanda yerli üretimin yok denebilecek seviyede olduğu ülkemiz açısından bu gereksiz satın almaların hiç bir faydası olmayacaktır.
3G teknolojilerinin pazara adaptasyonu halen problemli bir konu olarak görülmektedir. Ancak asıl problem belki de problemin adının yanlış konulmasıdır.
Asıl problem mobil ortamda kullanıcı açısından maliyeti yüksek olan genişbant erişimin pazarının nasıl oluşturulacağıdır. EDGE teknolojisi bantgenişliğinin artırılıması ile frekans spektrum kullanımı dengesinde mucizevi çözümler içermemektedir. Ayrıca mobil genişbant kullanımında darboğazlar oluşmaması için hangi teknoloji kullanılırsa kullanılsın baz istasyonlarına daha büyük kapasitede karasal veri hattı tahsisi yatırımı yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla ister 2.75G isterse 3G teknoloji kullanılsın değerli kaynakların kullanımı söz konusudur. O zaman asıl tartışmaya açılan Türkiye’nin mobil ortamda genişbant erişime ihtiyacı olup olmadığıdır.
Turkcell’in GPRS kullanımının artışı ile ilgili değerlendirmeleri tutarlıdır. Çünkü veri iletimi ile iletilen verinin hangi uç birimlerde değerlendirildiği iki ayrı konudur. Meseleye 3G geçişi açısından bakıldığında esas olan veri iletim tekniğidir ki bu durumda mobil veri iletim hizmetlerini arabirimler ile kişisel bilgisayarlarında kullanan aboneler ile direk cep telefonlarından kullanan aboneler arasında pazar potansiyeli açısından hiçbir fark yoktur. Almanya örneğine bakarsak operatörler sözleşmeli abonelerine uygun şartlarda cep telefonu sağladıkları gibi UMTS aboneliklerinde uygun şartlara dizüstü bilgisayarlarında kullanabilcekleri PCMCIA kartlar ve yeni olarak da ev ortamının tamamında kullanılabilecek UMTS/Wi-Fi ürünleri sağlamaktadırlar.
3G geçişinde öncü olan ülkelerde bu teknoloji üzerinden katma değerli hizmetler sunulması noktasında bocalama yaşandığı bir gerçektir. Ancak gün geçtikçe mobil ortamda genişbant erişim kullanımını müşteri açısından anlamlı hale getirebilecek çözümler üretilmektedir. Dünya kupası sırasında Almanya’da başlatılan cep telefonundan televizyon hizmeti bu çabaların bir ürünüdür. 3G üzerinden katma değerli servisler genişlemeye musait ve Türkiye’deki yazılım firmaları dahil herkes için fırsat eşitliğinin HENÜZ olduğu bir alandır. Türk yazılım firmalarının 2G teknolojiler üzerinden katma değerli hizmetler geliştirmekteki performansları göz önüne alınırsa 3G lisanslarının geciktirilmesi ihracatla bile sonuçlanabilecek yerli üretimin önüne set çekmek ve ülke açısından pazar fırsatlarının kaçırılması anlamına gelmektedir.
3G teknolojilerinin pazara adaptasyonunda yaşanmış olan olumsuz tecrübeler ve ufuktaki belirsizlikler Türkiye lehine sonuçlar da doğurabilir. Türkiye pazarının GSM teknolojisine adaptasyon hızı herkesi şaşırtmıştı. Aynı şekilde UMTS teknolojisine adaptasyon hızımız da başka ülkelerdekinden çok farklı seyredebilir. Bu durumda başarılı sonuçlar alınan bir pazarda faaliyet gösteren operatörlerimiz iş modellerini başka pazarlara ihraç etmek fırsatını yakalayabilirler. Yerli yazılım firmalarının 3G kullanımında patlama yaratabilecek yaratıcı çözümler üretme ihtimali de ufuktaki belirsizliklerin içinde dikkate alınması gereken bir olasılıktır.
3G lisanslarının verilmesinin geciktirilmesinin politik mahsurlarına da dikkat çekmekte fayda var. TK (Telekomünikasyon Kurumu)’nın tüm iyi niyetli açıklamalarına rağmen lisans düzenlemelerindeki yavaşlığı ve şeffaflık eksikliği TK’nın Türkiye telekomünikasyon sektörünün hızını kesen bir yapılanma olduğu düşüncesini perçinlemektedir. Bunun ne TK’nın ne de siyasal iktidarın arzuladığı bir durum olduğu söylenemez. 3G geçişi sadece EDGE mi olsun UMTS mi olsun meselesi değildir. Mobil operatörlerin pazar payları ile ilgili bir rekabet sorunundan da ötedir. 3G lisansları; sabit hatlar üzerinden genişbant erişim ürünleri, VOIP, beklemede olan WIMAX lisanslarının mobil kullanıma dönük düzenlemerininin nasıl olacağı gibi konularla birlikte değerlendirilmelidir. Lisansların gecikmesi ve düzenleme aşamalarının demokratik toplumlara yakışmayacak şekilde şeffaflıktan uzak gelişmesi hem iş dünyasında hem de toplumsal anlamda yanlış algılamalara neden olabilme ihtimali açısından bir devlet meselesi olarak da görülebilir. Sektörün içinde insanların, gelişmiş ülkelerin sadık takipçisi olan TK yerine sektörü dünyada öncü konuma getirecek itici güç olabilen TK özlemi de yine bu başlık altında bir kez daha hatırlatılmalıdır.
Teknolojik, ekonomik ve sosyal açılardan bakıldığında ITU standartları içinde yerini almış ufukta geçişin kaçınılmaz olduğu 3G teknolojiler ile ilgili düzenlemelerin geciktirilmesinin Türkiye açısından bir yararı gözükmemektedir. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da TK’dan beklenen 3G konusunda sektörün önünü görmesine yarayacak hamleleri bir an önce yapmasıdır.



Kaynak : 