Geçmişten beri devam eden ve son dönemde çeşitli yetkililer tarafından yüksek sesle dile getirilen yerli ar-ge ve üretimin arttırılması özlemimiz herkes tarafından bilinmektedir. Bunun gerçekleşmesi için bu güne kadar birçok yöntem denendi ve denenmeye devam ediyor.
Tübitak, TTGV gibi kuruluşlar, yerli ar-ge nin gelişmesi için çalışmalarını sürdürüyorlar. Ancak bu çalışmaların sonucu olarak elde edilen gelişmeler çok sınırlı kalıyor. Bu nedenle konuya başka açılardan da bakmakta yarar var.
Bir süre önce önce İstanbul’da yapılan bir toplantıda, Ulaştırma Bakanımız ve Telekomünikasyon Kurumu Başkanımızın yerli ar-ge nin gelişmesi yönündeki temennilerine tekrar şahit olduk. Sayın Bakanımız, uluslarası firmalara seslenerek, ülkemize sadece ürünlerini satmak için gelmemeleri, ar-ge ve üretimlerini de ülkemizde yapmaları yönünde çağrıda bulundu. Örnek olarak GSM şebekesi ve terminal cihazları için milyarlarca doların yurt dışına gitmesini gösterdi ve bence son derece haklıydı.
Ulaştırma Bakanımız ve TK Başkanımızın yerli ar-ge ve ürün geliştirilmesi yönündeki çağrılarını takdirle karşılamakla birlikte, konuşmalarında bunun nasıl sağlanacağı yönünde fazla bir açıklamada bulunmadılar.
Bu konuda yapılmak istenen ile ilgili ipucunu belki TK’nın 3. Nesil GSM lisanslarının verilmesi için yayınladığı taslak metinde bulmak mümkün. Bakın bu taslakta yer alan bölüm ne diyor;
“Şebekede Kullanılan Donanım ve Yazılımlara İlişkin Yatırımlar
MADDE 17 – (1) İşletmeci, her yıl yer kiralama, kule, direk, boru, konteynır, kanal, enerji nakil hatları ve benzeri altyapı niteliğindeki tesislere yaptıkları yatırımlar hariç olmak üzere, şebekeye ilişkin yatırım harcamalarının (donanım, yazılım vs.);
- En az %40’ını, Türkiye’de AR-GE projeleri geliştirmek üzere kurulmuş olan ve en az 1400 mühendisin çalıştığı bir AR-GE merkezi bulunan veya imtiyaz sözleşmesinin imzalanmasından itibaren 2 yıl içinde böyle bir merkezi kurmayı işletmeciye taahhüt eden tedarikçilerden,
- En az ’sini de Türkiye’de ürün veya sistem geliştirmek üzere kurulmuş olan Kobi niteliğindeki tedarikçilerden
sağlamakla yükümlüdür.”
Bu şekildeki zorlamaların ne derece başarılı olacağı konusunda doğrusu biraz kuşkuluyum. Bu maddede yer alan ifadeler ve sayılar doğrudur veya yanlıştır tartışmasına girmeden, bu şartların nasıl sağlanacağının denetlenmesi, işletmecinin istenen şartları yerine getirmediği anlaşıldığı zaman ne yapılacağı gibi sorulara cevap bulunması gerekecektir.
Aslında şimdiye kadar izlenen teşvik politikası veya yukarıdaki örnekte olduğu gibi zorlamalarla başarı elde edebileceğimize doğrusu pek ihtimal vermiyorum. Bunlar elbetteki önemli ve yapılması gerekiyor, ancak esas önemli olanın ülkede yerli ar-ge ve üretim ikliminin yaratılmasından geçtiğine inanıyorum.
Dünyadaki tüm ülkelerde yerli endüstrilerin önce kendi iç pazarlarında büyüyüp geliştikleri, daha sonra dış pazarlara açıldıkları bilinen bir gerçektir. Dolayısı ile yerli kuruluşların ar-ge ve ürünlerinin başlangıçtaki alıcılarının yine yerli işletmeciler ve tüketiciler olması doğaldır. Ancak yerli telekomünikasyon işletmecilerinin sayısının ve elde ettikleri gelirlerin artması ile yerli endüstri gelişebilir. Oysa ülkemizde 2000 yılında başladığı iddia edilen serbestleşmenin sonucunda bugün hala Türk telekomünikasyon sektörü dediğimizde Türk Telekom ile 3 GSM işletmecisi anlaşılmakta, 11-12 milyar dolar gelirden söz edilmektedir. Halbuki hatırı sayılır gelir üretebilecek yeni işletmecilerin sayısının ve dolayısıyla elde edilecek toplam telekomünikasyon gelirlerin arttırılması önünde yasal bir engel bulunmamaktadır.
Bir örnek vermek gerekirse, bu gün eski demir perde ülkesi olan Bulgaristan’ın yeni Telekom işletmecisi olan Bulgartel, kendi ülkesinde gelişmiş ve Türkiye’de müşteri bulabilmek için ülkemizde temaslar yapmaktadır.
Ülkemizde yerli ar-ge ve ürünlerin ortaya çıkabilmesi için, telekomünikasyon sektörünün, işletmecisiyle, ar-ge siyle, ürünleri ile, kısacası tüm unsurları ile birlikte değerlendirilerek ele alınması gerekmektedir. Bunun için Ulaştırma Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Telekomünikasyon Kurumu’na önemli görevler düşmektedir. Amacım, sorumlu olan devlet kuruluşlarının sayısını arttırarak topu taca atmak değil, bu sorumlu kuruluşların kendi alanlarında yapmaları gerekenlere bir an önce samimi olarak başlamaları gerektiğini vurgulamaktır. Yoksa kulağa çok hoş gelen “yerli ar-ge ve üretimi arttıralım” söylemini daha uzun süreler tekrarlamaya ve ar-ge için ayrılan kaynakları da, korkarım Evrensel Hizmet Fonu gibi, ilgisiz yerlere ve kuruluşlara dağıtmaya devam ederiz.



Kaynak : 