Ses ve görüntü gibi tüm verileri elektronik ortamda bir uçtan diğer uca taşıyan elektronik haberleşme hatları bilişim ağlarının olmazsa olmaz en önemli bileşenlerindendir.
Elektronik haberleşme hatları olmadan sesi Ankara’dan İstanbul’a taşıyamazsınız, veya internet üzerinden elektronik posta gönderemezsiniz.
Kısacası elektronik haberleşme hatları ister sabit, ister kablosuz veya mobil tüm bilişim ağları için olmazsa olmak bir yapı taşıdır.
Bilişim ağlarının diğer bileşenleri gibi, elektronik haberleşme hatları da zamanla gelişmiştir.
Demiryolları boyunca uzanan telgraf hatlarıyla başlayan gelişme günümüzde radyolink sistemleri, fiber kablolar ve uydu üzerinden sağlanan kanallara kadar ulaşmıştır. Elektronik haberleşme hatları kurmak için farklı teknolojik alternatifler olmasıyla birlikte, önemli olan doğru yerde, doğru teknolojiyi kullanmaktır. Bu noktada hattın kapasitesi, coğrafi özelikler, ekonomik kriterler gibi faktörler teknoloji seçimini belirlemektedir.
Örneğin bir dağin tepesinden diğer dağın tepesine radyolink ile gitmek daha uygun olabilirken, düz bir alanda yüksek kapasite gerektiği zaman fiber daha uygun bir seçim olabilmektedir.
Özellikle yüksek kapasite gerektiren, örneğin şehirler arası ve uluslararası bağlantılarda fiber çoğu zaman en uygun çözüm olmaktadır. Bu konuda pek çok örnek bulunmakla birlikte, konunun stratejik yanını çok net biçimde ortaya koyması nedeniyle benim aklıma ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri gelmektedir.
90’lı yılların başında Clinton yönetimi tarafından başlatılan “Information Superhighway” kampanyası Amerika’nın baştan başa elektronik haberleşme hatlarıyla, yani fiber kablolarla kaplanmasını sağlamıştı.
Amaçlanan internetin yaygınlaşması ve ABD’nin bilişim toplumu olma yolunda önündeki en önemli engellerden birinin kaldırılmasıydı. Aradan 15 yıl geçtikten sonra bugünkü sonuçlara baktığımızda Clinton yönetiminin ne kadar doğru bir karar verdiğine sanırım pek çok kişi katılacaktır.
Dikkat çeken bir başka nokta, günümüzde ülkelerin bilişim toplumu olarak gelişmişliklerini ölçmek için artık bilgisayarlaşma oranının bile eski önemini kaybetmekte olduğu, buna karşın sahip olunan bilişim ağlarının daha fazla önem kazanmakta olmasıdır. Bu eğilim o kadar güçlü bir hal almıştırki, bilişim sektöründe faaliyet gösteren şirketler bile stratejilerini yeni duruma adapte etmek zorunda kalmışlardır. Kişisel bilgisayar olarak adlandırılan PC’nin yaratıcısı IBM’in PC işini bırakıp bilişim ağları üzerinden verilen hizmetlere yönelmesi, Microsoft’un internet temelli uygulamalara yönelmesi (Internet Explorer, MSN, vb.) hemen aklıma gelen örneklerdir. Ağlar üzerinden verilen hizmetlerin, uygulamaların çoğalıp, çeşitlenmesi sonucu artan elektronik trafik daha fazla sayıda, kapasitede elektronik haberleşme hattı gerektirmektedir.
Türkiye’ye baktığımızda ise şu andaki talebi bile karşılamakta zorlanan elektronik haberleşme hatlarımız Genişbant Telsiz Erişim Hizmetleri ve 3G devreye girdikten sonra oluşacak talebi karşılamaktan çok uzakdır. Eğer şimdiden gerekli önlemler alınmaz, kapasiteler artırılmaz ise artan talep karşısında oluşacak astronomik kiralık hat bedelleri gene tüketicilerin cebinden çıkacaktır. Daha da önemlisi, bu lisansları alıp altyapıya önemli miktarda para yatıran işletmecilerin sistemleri birbirleri ile gereken şekilde haberleşemediği için kullanıma sunacakları hizmetlerin kalitesi ve çeşitliliği güdük kalacaktır.
Dolayısıyla ne işletmeciler, ne tüketiciler nede ekonomi sözkonusu yatırımlardan gereken faydayı elde edemeyeceklerdir.
Bu arada kaçan başka fırsatlar da vardır. Avrupa, Ortadoğu ve Kafkasya bölgeleri arasındaki elektronik haberleşme için en ekonomik elektronik haberleşme hatları Türkiye üzerinden geçenlerdir. Denizaltı hatlarının yatırım ve işletme maliyetleri yüksek, uydu üzerinden geçen hatların kapasiteleri sınırlı ve maliyetleri yüksektir. Türkiye üzerinden geçecek elektronik haberleşme hatları, petrol ve doğalgaz boru hatları kadar önemlidir. Bu hatlar Türkiye’nin uluslararası elektronik ticaret’den önemli miktarda pay almasını sağlayabilir. İster yalnızca ses, ister sabit ve mobil internet üzerinden akacak olan elektronik trafik ekonomiye önemli bir katma değer yaratacaktır. İletişim hatları sayesinde artacak olan elektronik trafik gerek ekonomik, gerek kültürel alanda bölge ülkeleri arasında yakınlaşmayı ve refah seviyesini artırabilecektir.
Tüm bunların gerçekleşmesi için var olan elektronik haberleşme hatlarının kapasitesinin artırılması, yeni hatların döşenmesi gerekmektedir.
Karayolları, Devlet Demiryolları, Türkiye Elektrik Kurumu, Boru hatları bu hatların geçebileceği güzergahlara sahiptirler. Telekomünikasyon Kurumundan altyapı işletmeciliği lisansı alan bir yatırımcı, ülkemizi baştan başa kapsayacak elektronik haberleşme hatlarını döşemek için uygun güzergaha sahip bu kurumlardan geçiş izni almak durumundadır.
Fakat bu iznin alınması oldukça zor görünmektedir çünki anlaşıldığı kadarıyla sözkonusu kurumlar bu durumu ek gelir elde etmek için iyi bir fırsat olarak görmektedirler. Geçen hafta sonuçlanan ihalede görüldüğü gibi var olan iki fiber kıl’ın kiralanması bile astronomik fiyatlara çıkmaktadır.
Elektronik haberleşme hattı piyasasının bu kadar alternatifsiz ve sığ olması, altın yumurtlayan tavuğu kesmekten farksızdır.
Sorunun nedeni ise, altyapı işletmeciliği lisansını veren Telekomünikasyon Kurumu olmasına rağmen, kurumun bahsi geçen güzergah sahibi kurumlar üzerinde bir yaptırım gücü olmamasındandır.
Sözkonusu değişik kurumların hemen hepsi devlet kurumları olduğu için, işletmecilerin yapabilecekleri fazla bir şey kalmamaktadır. Bir kurumdan para karşılığı aldıkları bir lisansı kullanabilmek için bir başka kurumu ikna etmeleri gerekmekte, diğer kurumun istediği koşulları ve hatta fiyatı kabul etmek durumunda kalmaktadırlar. Başka alternatifleri olmadığı için var olan duruma ya razı olmakta yada razı olmaktadırlar.Kısacası geçiş hakkının tekrar gözden geçirilmesi, yatırımcılar için uygun koşulların oluşturulması ve devlet kurumları arasında elektronik haberleşme hatları bağlamında bir koordinasyon gerekmektedir. Amerika gibi bir ülkede bizzat Başkan Clinton’un takip etme gereği duyduğu bu koordinasyon ve kampanya, Türkiye’de de aynı önem derecesinde ele alınmalıdır.



Kaynak : 