Şanlıurfa’nın Viranşehir İlçesi’nde Hürriyet Mahallesi’nde sokakta çocukların
oynadığı futbol maçında amca çocukları arasında tartışma çıktı. Büyüklerin de
karıştığı kavga karakolda barıştırılması sonrası yeniden alevleniyor. Sonra
sokak arasında oynanan futbol maçında tartışan amca çocukları arasında
tırmandırılan kavga silahlı bıçaklı kavga ile 5 kişinin ölümü, 7 kişinin
yaralanması ile sonuçlandı. Olayla ilgili 10 kişi gözaltına alındı, ilçede
ikinci bir olayın çıkmaması için geniş güvenlik önlemleri alındı. Ayrıca
ilçede sokağa çıkma yasağı niteliğinde tedbirler alındı. Aynı saatlerde
TBMM’inde büyüklerimiz de kavgaya tutuşmuşlar, başkan oturuma ara veriyor,
yine de tansiyon düşmüyor. Bu arada Meclis TV yumruklaşma üzerine yayınını
keserek Viranşehirliler gibi görülmekten kaçınmaya çalışıyor. Meclis
kavgalarını eskiden beri biliriz. Ancak yakın geçmişe kadar genelde Meclis
basına kapalı olduğu için pek içerideki kavgalar bilinmezdi. Ancak Millet
Meclisi kavgaları ülkemizin gündemine ilk defa Güneydoğu Asya ülkelilerinin
parlamentolarında çekilmiş fotoğraflar ile gelmiştir. Kore, Filipin, Singapur
ve Tayvan parlamentolarının kavgalarını gülerek bir film seyreder gibi izler
ve ayıp sardık. Ancak şimdi bizimkiler kavgalı ve geçmişte TBMM’ inde
milletvekili ölümüne kadar da süreç uzadı. Uzun zamandır düşünüyorum, acaba
Viranşehir’deki çocuk kavgasına karışan amca çocuklarının kavgası ile
Milletvekillerimizin birbirlerine küfür ettiği ve yumruklaştığı kavga arasında
ne fark vardır?
Maalesef ülkemizin eğitim düzeyi ve tartışma kültürüne ve birbirine tahammülü bu
kadar azdır. Sokata, trafikte, okulada, parlementoda insanlar en küçük bir
tartışmada kavgaya tutuşmaktadırlar. Bir tarafta eğitim düzeyi düşük ve feodal
kültürün yoğunlaştığı bir ilçe, diğer tarafta ulusal egemenliğin temsil edildiği
alan TBMM. Ancak ne yazık ki daha çok farklılık beklenirken TBMM gibi bizleri temsil
eden saygın şahsiyetlerin konuşması beklenirken, duygusal ve heyecanlı ve çabuk
parlayan bir toplumda vekillerimizin kavga etmesi yanlış ve kötü örnek olmaktadır.
Tabii bunun mutlaka bir sorumlusu bulunmaktadır. Nasıl bir eğitim verildi ki
insanlarımız birbirlerine tahammül edemiyorlar.
Hakkı Devrim TBMM’inde yaşanan ve basına yansıyan resim üzerine “O fotoğrafta
gördüğüm adamların, benim ve çocuklarımın kaderi üzerinde söz sahibi olmalarına
isyan ediyorum” diyor. Eğitilmiş, saygın ve topluma öncü olan kişiler örnek
alındıklarının bilinci ile hareket etmelidirler.
Evet artan sokak şiddeti ve okullardaki anlamsız çocuk kavgalarına bakınca
büyüklerimizin kavgaları rahatsızlık verici. Konuşarak topluma örnek olmak yerine,
sorunu fiziki güç kullanarak halletmek toplumsal sorun çözme anlayışımızı da ortaya
koyuyor. Fiziki güç kullanmak halen ülkemizde önemli bir yöntem. Başbakanın geçmişte
makam arabasında baygınlık geçirmesi ile başlayan telaş ve kapının kilitlenmesi ve
arkasında balyoz ile zırhlı Mercedes’in camlarının kırılmaya çalışılması örneği
tipiktir. Bu olayı takiben bir milletvekilimiz söz konusu “mübarek” balyozu bularak
satın almış ve Parlamentoda basının karşısına geçmiş ve önemli açıklamalar yapmıştı.
Meclisteki kavgada balyozu satın alan milletvekilimizin resmini aynı karelerde
görünce, fiziki gücün önemini ve parlamenter demokrasi bütünlüğünü bir kez daha
düşünmeye başladım.
Gelişmişlik ve gelişmemişlik ölçüsü burada kendini ele verebiliyor. Gelişmenin,
kültürün, demokrasinin temel ölçülerinden biri sorun çözme becerisidir. Sorun
çözmede yöntem ve yol izleyerek çözüm aranıyorsa tamam, ancak sorun karşısında
bocalıyor, yöntem kullanamıyorsanız başvurulan yol, fiziki kuvvet uygulamaktır. Akıl
ve bilimin sonucu üretilen mersedesin kilitlenen kapısını açmak için bilim ve akıl
yolu olan yöntem yerine fiziki güç kullanarak balyozla açmak ile mecliste konuşarak
karşılıklı dinlemek ve saygı duymak yerine birbirinin üzerine yürümek aynı
gelişmişlik ekseninde hareket ediyor.
İnsan kavga etmez mi? Tabii kavga edilecektir. İnsanlığın bireysel çıkarları çoğu
zaman genelin çıkarı ile ters olmaktadır. Sübjektif bakış açısı ile farklılıklar
üzerine kavga edilir. Ancak kavganın yapılış şekli vardır. Kavga eden insanlar
anlaşamadıkları bir konuda sert tartışmalara girerler. Nihayet bir şekilde sorun
çözülebilir. Kişiler bazen yumrukla, ülkelere savaş açarak, kavgaya katılırlar.
Ancak toplumun sorunları parlamentolarda konuşularak hal edilir. Yoksa parlamento
neden vardır. Her kesimin görüşleri aynı çatı altında temsil edilsin diye. Ülkemize
fiziki kavga değil, düşüncel kavga yakışır. Anadolu’nun aydınlanma felsefesi,
hoşgörüsü ve paylaşım kültürü düşünsel kavgayı benimsiyor.



Kaynak : 