1 ay kadar önce Brüksel’deki İngiliz Ticaret ve Yatırım Ajansından (UK Trade & Investment), Kuzey İrlanda mucizesi olarak çeşitli toplantılarda sözü edilen olayı yerinde görmek üzere davet aldım. Benimle birlikte 11 Avrupa ülkesinden 1’er ICT gazetecisi de (Kanada, İrlanda, İspanya, İtalya, Finlandiya, Estonya, İzlanda, Norveç, Danimarka, Belçika, Portekiz – geziye ait bir kısım resmi burayı tıklayarak ve “IZGARA” seçimi yaparak toplu görebilirsiniz) davet edilmişti. Politik gerginliklerin yaşandığı bir bölge olarak hatırladığım Kuzey İrlanda’da neler olduğunu görmek gerçekten ilginç, önümüzdeki bir kaç gün sizlerle neler gördüğümü ve düşündüklerimi paylaşacağım.
Kuzey İrlanda gezisinde gördüklerime dair yazılar bir dosyada toplanacak. Dolayısıyla daha başka yazılarda da anlatacağım ama son söyleyeceğimi baştan ifade edeyim; Başlıktaki cümle bu seyahatin özeti niteliğinde; burada gördüğüm en önemli şey, amacın ARGE olmadığı, ama araç olduğu. Bu nedenle de tekrarlıyorum. Teknopark kurmak yetmez. Asıl önemli olan bu teknoparkların nasıl paraya daha doğrusu ekonomik gelişmeye dönüşeceğine kafa yormak.
Kuzey İrlanda’da başta biz 12 ülkenin gazetecilerin davet edilmesi dahil, herşey “marketing” yani “pazarlama” üzerine kurulu. Tabi ki ülkede bir araştırma-geliştirme çalışması yeşeriyor, ki henüz aslında başında olduklarını ve geleceğin parlak olduğunu ifade ediyor buradaki yetkililer, ancak bu araştırma ve geliştirme, ülkenin geleceğinde neyin önemli olduğunun analiz edilip, ortaya konması ve bilinçli bir şekilde planlanmasından başka bir şey değil.
Kuzey İrlanda’da eskiden başka başka iş alanları varmış, mesela “tekstil endüstrisi”. Ancak bölge kendi potansiyelini analiz etmiş, özellikle genç nüfusun çokluğu, gelişen Pazar dinamikleri (mesela tekstilde Çin’in öne çıkması) ve yeni teknolojilerin gelişmesi gözönüne alındığında ICT teknolojileri üzerine yoğunlaşma kararı almışlar.
Bunun çarpıcı bir örneğini “İş Yönetim Süreçleri (Business Process Management)” konusunda çözümler geliştiren firma Singularity’yi ziyaret ettiğimizde gördük. Bu firma bir zamanların güçlü tekstil (Blüz-gömlek) fabrikalarından birisinde konuşlanmış durumda. Eski gömlek işçilerinin çalıştığı yerde, şimdi bilişim işçileri çalışıyor.
Rakamları daha sonra vereceğim ama kısaca bir kaç notu aktarayım; bölgenin dünyanın 15 ayrı şehrinde merkezi var. Bunlar Amerika’da Denver, San Jose, Boston, New York, Washington, Avrupa’da Brüksel, Belfast, Dublin, Londra ve Düsseldorf, Ortadoğu’da Dubai ve Asya’da Seul, Tokyo, şangay ve Taipei. Dediğim gibi güçlü bir pazarlama ağları var.
Bölgeye yatırım yapan firmaların % 31’i Amerikan firması. Bu yıl ki yeni yatırımların, mevcutlara yeni 3,500 teknolojik iş ilave edeceğini söylüyorlar. Zaten tüm konuşmalarda, ne kadar yeni iş yaratılcağına dair rakamları duyuyorsunuz sürekli olarak. Ama bu yaratılacak işlerin sadece teknolojik işler olduğunu sanmayın. Yanısıra ne kadar restaurant açılacağı gibi cümleleri de kuruyorlar.
Çağrı merkezlerinin bölgeye taşınması ile başlayan hareketlilik 2003 yılında, Belfast Quenn Üniversitesi tarafından ECIT’in (Electronic, Communication and Information Technology) kurulmasıyla daha planlı hale gelmiş. Bölgenin üzerine eğildiği 4 ana konu var; Kablosuz geniş bant haberleşme, elektronik veri güvenliği, görüntü ve ses işleme, telekom yazılımları ve anten dizaynı.
Tam bu noktada wireless teknolojilere verilen önemi gördüğümü belirteyim. Ülkemizde Wimax lisansı konusunda ayak direndiğini, Telekomünikasyon Kurumu’nun anlaşılmaz bir şekilde (yoksa anlaşılır bir şekilde mi demek lazım) bu tür gelişmeleri gerçekleştirmediğini hatırlayınca insan üzülüyor.



Kaynak : 