Türkiye Haber İş Sendikası, sitemizde Türk Telekom Grevinde Kim Kazandı? başlığı ile verilen yazıya bir açıklama gönderdi. Açıklamayı aynen yayınlıyoruz :
Sayın Türk.internet.com yetkilileri;
Türk Telekom işyerlerinde uygulamaya koyduğumuz grevin üzerinden geçen 38 gün sonunda gelinen aşamanın “Türk Telekom Grevinde Kim Kazandı?” başlığı ile değerlendirildiği 21.11.2007 ve 22.11.2007 tarihinde yayımlanan makaleler ile ilgili aşağıdaki yorumlarımızın sitenizde yayınlanacağı inancı ile takdim ediyoruz.
Öncelikle bu makalenin grevin ne demek olduğunu dahi bilmeyen birisi tarafından kaleme alınmış olması üzücüdür. Grevin yasal tarifine baktığımız zaman 2822 sayılı yasanın 25.maddesinde grev “İşçilerin, topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak veyahut bir kuruluşun aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdiği karara uyarak işi bırakmaları” şeklinde tanımlanmaktadır. Dolayısı ile grev, toplu iş sözleşmesi sürecinin uyuşmazlık ile sonuçlanması halinde işvereni sözleşmeyi imzalamaya zorlayan anayasal ve yasal bir araçtır. Bu aracı, kendi işine ekmeğine ve geleceğine sahip çıkmak için kullanan sendikamız ve üyelerinin neden greve gittiğini anlama güçlüğü çekildiğinin ifade edilmesi de yine bilgi noksanlığından dolayı olayları tarafsız bir şekilde analiz edememekten kaynaklanmaktadır.
Söz konusu makalede greve gidilmesinin en önemli nedeninin ücret olmadığı tespiti sendika olarak sözleşme sürecinin başından bu yana ifade ettiğimiz, “ücret sendikacılığı değil, sorumlu sendikacılık” ilkemizin bir gereğidir. Dolayısı ile kapsam içi personel ile aynı unvan ve kıdemde bulunan ve aynı işleri yapan üstelik de sendikal örgütlenmenin içinde yer almayan kapsam dışı personel için Türk Telekom yönetiminin belirlediği ücretlerin kapsam içi personele de verilmesi talebimiz ilkesel bir yaklaşımdır. Nitekim işveren de ilke bazında bu tespitimize katılmaktadır. İşveren bu tespitimize katılmasına rağmen meselenin çözümü için yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesi grev e lokavt kanunun da olmayan bir usulü önermesi aslında meseleyi çözme niyetinde olmadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca ücret eşitlemesi için ayırmayı teklif ettiği bütçe ile bu dengesizliğin VII dönem toplu iş sözleşmesi döneminde ortadan kaldırılması imkanı bulunmamaktadır.
Öte yandan, sendikamızın görüşmeler sırasında Petrol Ofisini örnek gösterdiği ve Türk Telekom Genel Müdürü’nün de işçilere gönderdiği mektupta bu şirkette çalışanların ücretlerinin Türk Telekom’dan daha aşağıda olduğunu örneklerle gösterdiği tespiti dahi doğru yapılmamıştır. Sayın Genel Müdür’ün mektubunun makaleyi kaleme alan tarafından okumasında gereken dikkatin gösterilmediğinin en büyük delili, söz konusu mektupta Petrol İşkolunun gösterilmiş olmasına rağmen makalede bunun bile farkına varılmadan Petrol Ofisi’nden bahsedilmiş olmasıdır.
Toplu iş sözleşmesinin kapsamı ile ilgili uyuşmazlığa gelince; Kural olarak bir toplu iş sözleşmesi, işyerinde çalışan işveren vekili konumundaki yöneticiler hariç bütün işçileri kapsamına alır. Ancak, Türkiye’deki endüstriyel ilişkilerde yer bulan uygulamaya göre yasada tarif edilen kapsam dışı işçiler dışında işyerlerinin özelliği gereği toplu iş sözleşmesinin tarafları anlaşarak kapsamın dışında kalacakları belirleyebilmektedir. Türk Telekom işyerleri için de bu şekilde bir tespit 2000 yılından bu yana yapıla gelmiştir. Sona eren VI.dönem toplu iş sözleşmesinin kapsam dışında kalacaklar ile ilgili kısmını ve VII.dönem toplu iş sözleşmesinde Türk Telekom tarafından yapılan teklifi değerlendirir iken, 2000 yılından bu yana yaşanan gelişmeleri iyi bilmek gerekmektedir.
Türk Telekom A.Ş’nin 1995 yılında kurulmasından sonra şirket ve çalışanları sürekli olarak mevzuat değişiklikleri ve organizasyon el yeniden yapılanma sürecini yaşamışlardır. 2000 yılına geldiğimizde 406 sayılı kanunda 4502 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler sonucu Türk Telekom KİT statüsünden çıkarıldığı gibi çalışanların statüsü de yeniden belirlenmiş ve şirkette iş mevzuatı uyarınca personel istihdam edilmesi öngörülmüştür. Mevcut çalışan kadorulu ve sözleşmeli personelin de istemesi halinde iş mevzuatına geçmesi imkanı sağlanmıştır. İşte bu aşamada Türk Telekom işyerlerinde geçerli bir toplu iş sözleşmesi bulunduğundan, mevcut toplu iş sözleşmesinin yeni mevzuat ile uyumunun sağlanması için Türk Telekom ile bir protokol imzalanarak toplu iş sözleşmesinin kapsamı dışında kalacak olan unvan ve işyerleri belirlenmiştir. O tarihte yürüdükte bulunan kanunlara göre Türk Telekom’un %50’den fazlasının satılması mümkün olmadığı için kadrolu ve sözleşmeli personelde olduğu gibi kapsam dışı personelin başka kurumlara nakli söz konusu değildi. Öte yandan, o güne kadar kadrolu ve sözleşmeli personel ile yürütülen hizmetlerin artık işçiler eliyle yürütülecek olmasının Türk Telekom yönetimine verdiği tedirginlik kapsam dışında kalacak olan unvanların geniş tutulmasına sebep olmuştur. Tabi bu durumun yeni dönem toplu iş sözleşmesinde olması gerektiği gibi düzenleneceği hususunda da işveren ile mutabakat sağlanmıştır. Ancak, daha sonra 406 sayılı kanunda yapılan değişiklik ile Türk Telekom hisselerinin %50’sinden fazlasının da satılabileceği hükmü ile birlikte kapsam dışı personele de başka kurumlara nakil hakkı sağlanmıştır. Dolayısı ile başka kurumlara nakil hakkı kazanan bu personelin elinden kazanılmış haklarının alınmaması amacıyla kapsam dışı kalacaklar ile ilgili yeni bir düzenleme yapılamamıştır. Bu durum VI.dönem toplu iş sözleşmesine kadar devam etmiş, bu toplu iş sözleşmesinde nakil hakkı bulunanların kazanımları korunmuş, ancak özelleştirme sonrasında geçerli olacak kapsam dışı unvanlar ayrıca belirlenmiştir.
Bilgilerimizi bu şekilde tazeledikten sonra makalede belirtilen “özelleştirme sonrası kurumun açacağı unvan yükselme sınavı ile şu anda kapsam dışına almaya çalıştığı personelin en az yarısını kapsam dışına alırdı” tespitinin ne kadar dayanaktan yoksun ve hayal mahsulü bir değerlendirme olduğu ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki, kapsam içinde bulunan unvanlardan yapılacak bir unvan yükselmesi sonucu atanacakların unvanları da yine kapsam içinde olacaktır. Yani Tekniker’i Şef Tekniker, Teknisyen’i Şef Teknisyen, Memur’u Şef yapmaları halinde de yine kapsam içinde olacaklardır.
Aslında bu makaleyi kaleme alanları çok da yadırgamamak gerekiyor, ne de olsa şirketin yaşadığı bu gelişmeleri değerlendirebilecek ve yeni yöneticileri yönlendirebilecek nitelikteki personel başka kurumlara gönderildiği için, bu anlamda bir kurumsal hafızası olmayan Türk Telekom içinde dahi bu bilgilerin yeteri kadar analiz edilebildiğini sanmıyoruz.
Gelelim, bir önceki dönem toplu iş sözleşmesinin bitiminin ardından Grev ve Lokavt Kanunu gereği kapsam içi olmasına rağmen işletmenin zorunlu gereksinimleri için greve katılamayacak işçi sayısının tespitinde zamanın Türk Telekom yönetiminin tamamen sendikanın isteklerini dikkate aldığı ve olması gerekenden daha az sayıdaki personeli grev kapsamı dışında tuttuğuna ilişkin mesnetsiz iddiaya.
Bu iddia da diğerleri gibi, hiçbir dayanağı olmayan, sağlıklı ve doğru bir bilgiden yoksun tespitler içermektedir. Nitekim 2822 sayılı Kanununun 39. maddesinde grev ve lokavta katılamayacak işçi kadrosunun ne şekilde tespit edileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu maddeye göre “Hiçbir surette üretim veya satışa yönelik olmamak kaydı ile niteliği bakımından sürekli olmasında teknik zorunluluk bulunan işlerde faaliyetin devamlılığını; işyeri güvenliğinin, makine ve demirbaş eşyasının, gereçlerinin, hammadde, yarı mamul ve mamul maddelerin bozulmamasını; hayvan ve bitkilerin korunmasını sağlayacak sayıda işçi kanunî grev ve lokavt sırasında çalışmaya, işveren de bunları çalıştırmaya mecburdur.
Grev ve lokavt dışında kalacak işçilerin yedekler dahil niteliği ve sayısı işveren veya işveren vekili tarafından toplu görüşmenin başlamasından itibaren altı işgünü içinde işyerinde yazı ile ilân edilir ve bu ilanın bir örneği toplu görüşmede taraf olan işçi sendikasına gönderilir”
Görüleceği üzere, grev ve lokavt dışında tutulan işçilerin, greve katılanların işlerini yapmak üzere değil, asla üretim ve satışa yönelik olmamak üzere yasada belirlenen şekilde çalıştırılması esastır. Dolayısı ile VI.dönem toplu iş sözleşmesi döneminde tespitler tamamen yasanın belirlediği esaslar dahilinde yapılmış iken, VII dönem toplu iş sözleşmesi döneminde yasanın amacı dışına çıkan Türk Telekom’un belirlediği grev ve lokavt dışı kalacak kadrolara ilişkin bir çok tespite yasada belirlenen şekilde sendikamız tarafından yapılan itirazlar mahkemeler tarafından yerinde görülmüştür.
Son olarak ikramiye konusundaki tespit ve değerlendirmelerde yapılan yanlışlıkları da irdelemek zorunluluğu hasıl olmuştur. Türk Telekom işçileri PTT döneminden bu yana 52 gün devlet ikramiyesi, 60 günde toplu iş sözleşmesi ile sağlanmış olan toplam 112 günlük ikramiye almaktadır. Türk Telekom’un statüsünde 2000 yılında yapılan düzenleme ile KİT statüsünden çıkarılarak tamamen özel hukuk hükümlerine tabi bir şirket haline dönüştürülmesi üzerine 52 günlük devlet ikramiyesinin de toplu iş sözleşmesi gereğince yapılan bir ödeme kalemi haline gelmesi için yaptığımız teklifler nihayet VI. Dönem toplu iş sözleşmesinde kabul görmüş ve sadece ödeme esasları yönünden devlet ikramiyesinde belirlenen hükümlerin geçerli olacağı yönünde bir hüküm düzenlenmiştir. Türk Telekom tarafından ikramiyenin işte bu 52 günlük kısmın kaldırıldığının teklif edildiği beyan edilmiş olmasına rağmen Sendikamıza 60 günlük kısmının kaldırılarak 52 gün üzerinden ikramiye ödenmesi yönünde yazılı teklif vermişlerdir.
Türkiye Haber-İş Sendikası olarak Mayıs ayında Türk Telekom’a ilettiğimiz VII. Dönem toplu iş sözleşmesi teklifimizde ikramiyenin120 gün olması talep edilmiştir. Yani makalede iddia edildi gibi görüşmeler esnasında değil daha görüşmeler başlamadan teklif edilmiştir.112 gün olan ikramiyenin 120 güne çıkarılması teklifimiz de diğer bütün tekliflerimizde olduğu gibi makul bir gerekçeye dayanmaktadır. İkramiye gün sayısının artırılması ile işçilerin eline daha fazla bir para geçmeyecek, daha önce yasa gereği kesilmeyen sigorta primi kesintisi nedeniyle mevcut durum korunmuş olacaktır. Nitekim özelleştirilen kurumlarda bunun örnekleri bulunmaktadır.
Yine diğer bir konuda 1 tip ve 2 tiplerin grev kırıcılığı yaptıkları için suçlandıkları tehdit ve sataşmalarla karşı karşıya kaldıkları iddiası dır. burada da grevdeki işçilere büyük haksızlık yapıldığını düşünüyorum.şöyle ki grevdeki işçinin yaptığı işler başkalarına yaptırılamaz diye kesin hüküm bulunmasına rağmen grevdeki işçilerimizin işleri söz konusu bu çalışanlar tarafından yapıldığı. Tespit edilmiştir. Evet bu arkadaşlara bir tehdit ve baskı vardır. Ancak bu baskı ve tehditler bizden değil işverenden tarafından yapılmaktadır. İşveren bu arkadaşlarımızı kanunlara aykırı bir şekilde çalıştırmaktadır.
Sonuç olarak, grev ne bir savaştır, ne bir kumardır, ne de bir oyundur. Dolayısıyla burada bir kazanan bir de kaybeden taraftan bahsedilemez. Eğer bir kazanan olacak ise bu Türk Telekom, işçiler, sendikal örgütlenme, demokrasi, Türk halkı ve nihayet Türkiye olacaktır.
Saygılarımla
Ali AKCAN
Türkiye Haber-İş Sendikası
Genel Başkanı



Kaynak : 