2000’den bu yana piyasalarda yaşananlar
11 Eylul 2000 faciasından sonra ABD’de yaşanan talep ertelemesi 2001 yılında Birleşik Devletlerde büyük bir durgunluğa yol açmış ve yaşanan bu durgunluğu gidermek amacıyla FED faiz oranlarını %1 e kadar indirmiş ve uzun süre düşük seviyelerde tutmuştu.
Faizlerin uzun süre ve bu kadar düşük seviyelerde kalması Amerikan ekonomisinin, başta tüketim harcamalarının artması, emlak sektörünün ve özellikle emlak edinimine yönelik kredilerin canlanması ile tekrar görece yüksek büyüme oranlarına ulaşmasını sağladı. Özellikle savaş harcamalarının artması ile, ulusal bütçe açığı ve bunun GSMH’ya oranı rekor seviyelere yükseldi.
Bu süreçte içinde, Çin’in Amerikan uzun vadeli bonolarına olan talebinin devam etmesi ve artan petrol fiyatlarının yarattığı petro-dolarların ABD bankalarında toplanması nedeniyle bollaşan likidite, gelişmekte olan borsaların ürünleri (carry-trade) yanında, ABD bankalarınca, düşük faiz oranlarının teşvik ettiği talebin yarattığı emlak, otomobil ve tüketim harcamalarının finansmanında, teminatlarda yeterli marj uygulanmadan plase edildi. Bu kredilerin bir bölümü, düşük faiz oranlarının çekiciliği, gelişen finansal piyasalar ve yeni asal ve türev finansal ürünler sayesinde ödeme gücü sınırlı kesimlere de kullandırıldı.
Artan likidite ve düşük faiz oranları Amerika önderliğinde tüm dünyada yüksek büyüme oranlarına ulaşılmasını sağladı. Ancak artan tüketim ve enerji ihtiyacı dünya da 2003 yılı son çeyreğinden itibaren enflasyon kaygılarının yükselmesine neden oldu. Bu süreçte başta FED olmak üzere, merkez bankaları faizleri tekrar yükseltmeye başladılar. Bu artış sürecinin nihayetinde ABD Merkez Bankası faiz oranları Mayıs 2006’de %6,25’e vardı ve Ağustos 2007’ye kadar bu seviyede devam etti.
Enflasyonu frenlemeye yönelik bu yüksek faiz sürecinin etkisiyle ABD’de aşağıdaki sonuçlar doğdu:
- Amerikalılar harcamalarında frene bastı. Talepteki bu daralma, ekonomide durgunluk tehlikesini ortaya çıkardı.
- Emlak fiyatları hızla gerilerken, faizlerin yükselmesi Amerika’da ödeme gücü düşük kesime dağıtılan kredileri zor durumu soktu. Bu durum finansal kuruluşların gerçek ve sanal risklerini arttırdı. Başta bu kredileri dağıtan finans kuruluşları ile finansal ürünler aracılığı ile bu kesime yatırımını yönlendiren diğer ülke finans kurumları yüksek zararlar yazmaya başladı. Konut kredilerinin önemli bir kısmı, anapara ve faiz ödeyemeyecek hale geldi. Eşikaltı ev kredileriyle başlayan bu krizde henüz daha eşikaltı araba ve kredi kartları gündeme gelmiş değil.
- Bu risklerin etkisiyle önce finansal kuruluşlar, sonra reel kuruluşlar zarar yazıyor. Bilançolarının zarar yazması veya zarar yazma olasılığı sonucu borsada fiyatlar düşüyor. Finansal kuruluşların uğradıkları zararlar, bu kuruluşlarda özkaynak artışını(sermaye yeterliliği) gündeme getirdi. Ortakların özkaynak bulamamaları halinde, finansal kuruluşların sermaye yapılarında ABD dışı fonların payının artması olasılığı belirdi. Bu şekilde dünyadaki belli başlı büyük bankaların sermaye ihtiyaçları yükselirken, artan güven bunalımı bankaların kredi kullandırmada isteksiz olmalarına neden olduğu gibi, sermaye yetersizliği nedeniyle gerekli tutarda kredi verememe riskini de ayrıca gündeme getirdi
ABD’de düşük nitelikli konut kredilerinde Ağustos 2007 de başlayan ve ayrıntılarını yukarıda açıklamaya çalıştığımız krizin ve bu bağlamda yaşanan durgunluğun etkilerini azaltmaya yönelik olarak FED faiz oranlarını %4,75 den %3,25’e kadar düşürdü ve bu düşüş eğilimi sonucunda faiz oranlarının Eylul 2008’e kadar %2’ye varması beklenmekte. Keza, alt gelir gruplarına da USD 150 mia. Doğrudan gelir desteği verilmesi de gündemde.
Bu makalenin devamını burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.



Kaynak : 