IPv4 adres alanı miadını doldurmak üzere ama ABD’de yayınlanan yeni bir rapor modernize IPv6 protokolü üzerindeki trafiğin oldukça yavaş olduğunu ve yeni adres alanlarına geçişte sıkıntı yaşandığını ortaya koymakta.
Arbor Networks firmasının 2,393 çıkış (peering) ve omurga yönlendirici (backbone router) arasında gerçekleştirdiği bir yıl süren çalışmada, katılımcıların (müşteriler ve peering ara-yüzleri) çoğu IPv6’nın toplam trafik içinde çok küçük bir payı oluşturduğunu belirttiler.
Peki çalışma sonuçları neler?
Arbor Networks’ün baş yazılım mühendisi Scott Iekel-Johnson InternetNews.com’a yaptığı açıklamada “Bu araştırmada bizim de beklediğimiz üzere IPv6 geçişi oldukça yavaş olarak bulunmuştur,” diyor. “Kimsenin IPv6 kullanımında bir patlama beklediğini zaten sanmıyorum. Ancak araştırma sonuçları arasında asıl şaşırtıcı olan ise adeta hiçbir geçişin söz konusu olmaması oldu.”
Elbette ki bu IPv6’yı kimsenin kullanmadığı ve kullanımın artmadığı anlamına gelmiyor. Sadece Internet adres alanının sürekli kalabalıklaşması sorunu karşısında beklenen hızda bir kullanım büyümesi yaşanmıyor. Arbor firması 2007 sonbaharında yaklaşık olarak 50 mbps olan IPv6 trafiğinin 2008 yazında tavan yaparak 150 mbps’ye ulaştığını bildiriyor. Ancak yine Arbor çalışma yaptıkları süre zarfında IPv4 üzerinde yaşanan trafiğe kıyasla IPv6 trafiğinin IPv4’ün sadece 0,0026 kadar olduğunu vurguluyor.
Iekel-Johnson “Çalışma süresi boyunca IPv4’ün IPv6 üzerinde sürekli sabit bir oran yakaladığını gördük,” diyor. “Yani toplamda her ne kadar IPv6 büyümüş olsa da bu büyüme genel Internet trafiğindeki büyüme ile hemen hemen aynı düzeyde kalmakta.”
Arbor’ın gerçekleştirdiği çalışma aslında salt IPv6 trafiğine değil, IPv4 üzerinden gerçekleşen (tunneled) IPv6 trafiğine yönelikti. Tunneled traffic adı verilen ve IPv4 üzerinden gerçekleşen trafik aynı network üzerinde hem IPv4 hem de IPv6’nın birlikte barınmasına olanak tanıyan çift yığınlı (dual stack) uygulamaların kullanılmasına olanak sağlıyor. Iekel-Johnson’a göre salt IPv6 trafiği de varlığını sürdürmekte ancak rapor için hazırlanan altyapı IPv4’ün ölçüldüğü şekilde IPv6 trafiğini ölçemiyor.
Arbor’ın gerçekleştirdiği çalışma özel olarak IPv6 kullanımındaki coğrafik farklılıkları ortaya koyma niyetinde değildi. Aslına bakarsanız çalışmada Amerika’dan 65 kadar ISP (Internet Servis Sağlayıcısı) temsil edilirken Pasifik Asya’dan sadece 6 tane ISP çalışmaya dahil edilmişti. Amerika’daki taşıyıcı firmalar diğer coğrafyalara göre çok daha fazla IPv4 adres alanına sahip ki bu durum da niye Asya’daki IPv6 benimsemesinin çok daha hızlı gerçekleştiğini açıklayan unsurlardan birisi.
Iekel-Johnson “Asya’da da bazı takipler gerçekleştiriyoruz ancak çok daha fazla ISP ile görüşmeyi çok isteriz” diyerek bu coğrafyada zayıf kaldıklarını itiraf ediyor. “Oradaki ölçümlerimiz Avrupa veya Kuzey Amerika’da olduğu kadar kapsamlı değil.”
Arbor’ın çalışmasında bazı eksiklikler ve problemler olsa da en azından IPv6 sağlayıcıları arasındaki en büyük firmalardan birinden takdir görmeyi başardı.
Juniper Networks’ün sözcüsü Brendan Hayes InternetNews.com’a yaptığı açıklamada “Genel anlamıyla söz konusu raporda ortaya konan bulgulara katılmaktayız,” diyor. “Bu çalışma oldukça kapsamlı bir çalışma gibi gözüküyor. Bu tip çalışmalar kritik endüstriyel meseleler konusundaki anlayış ve bilinci geliştirdikleri için de bu tarz çalışmaların oldukça değerli olduğunu düşünüyoruz.”
Birleşik Devletler daha önceden 30 Haziran tarihini IPv6 geçişinin zorunlu olacağı gün olarak açıkladığı için bu ülkede daha fazla IPv6 trafiği yaşanması normal. Söz konusu zorunluluk Beyaz Saray Yönetim ve Bütçe Dairesi tarafından çıkartılmıştı ve tüm federal kurumların IPv6 uyumlu hale gelmesini zorunlu kılmaktaydı. Yine söz konusu zorunluluk genelgesi federal kurumların IPv6 kullanmalarını değil, sadece uyumlu hale gelmelerini zorunlu kılmaktaydı ki bu da IPv6 trafiği ile gelen verileri alabilmek ve yollayabilmek anlamına geliyordu. Arbor’a göre bu zorunluluk IPv6 kullanımını henüz tetiklemiş değil.
Iekel-Johnson “Tüm dünya çapında pek çok sağlayıcının IPv6 hazırlığı veya altyapı konuşlandırması konusunda basın bülteni yayınlamalarına şahit olmaktayız ve bunların gerçek haberleri yansıttığından da şüphem yok. Ancak görünen o ki henüz kimse IPv6 kullanmıyor” diyor.
IPv4 32 bitlik adres alanına sahip ki bu da 4,3 milyar adres sağlıyor. IPv6’nın ise 128 bitlk bir adres alanı var ve 360.382.386.120.984.643.363.377.707.131.268.210.929 adet farklı adres sağlayabiliyor. Iekel-Johnson IPv4 adres alanının 2010-2011 yıllarında miadını tamamen dolduracağının hesaplandığını belirtiyor. Ancak bu duruma rağmen IPv6 benimsemesinde hala bir türlü sıçrama yaşanmıyor.
Iekel-Johnson “IPv6 benimsemesi yavaş ilerleyen bir tren gibi ve adres alanı konusunda bir anda çözümlenmesi gereken bir sorun olmadığı sürece de bu trenin hızlanması için bir neden oluşmayacaktır” diyor.
Buna ek olarak aynı içeriğe de IPv6’da hemen sahip olmak mümkün değil zira pek çok Web sitesi henüz IPv6 optimizasyonunu gerçekleştirmemiş durumda. Örneğin Google bile IPv6’ya kapılarını yeni açtı ve henüz bir istisna durumunda.
Tüm adres alanları tükendiğinde bile, ki bunun 2010 sonunda gerçekleşmesi öngörülüyor, hala etrafta gezinen adres blokları olabilir. Örneğin Iekel-Johnson IPv4 adreslerinin sağlayıcılar arasında değiş tokuş edilebileceğini ifade ediyor. Bu belki adres tükenmesinin temelinde yatan sorun için bir çözüm olmayabilir ancak en azından pratikte pek çokları için çözüm sağlayabilir.
Iekel-Johnson “Zuladaki adresleri çıkartmak bizi beş yıl daha taşıyabilecek bir sığınma sağlamıyor. Adres alanlarımız tükenmekte ve elinde sonunda IPv6 geçişini gerçekleştirmek zorunda olacağız,” diyor.



Kaynak : 