Ian Murdock’ın Purdue’de öğrenciyken Debian’ı nasıl geliştirdiği ve bu yazılıma kız arkadaşı ve kendi adından (Deby ve Ian) oluşan bir ismi nasıl koyduğu daha önce defalarca anlatılmış bir hikaye. Ayrıca pek çok kişi Debian’ın en büyük yazılım dağıtımlarından birisi olmakla kalmayıp aynı zamanda Distrowatch tarafından hazırlanan top 10 listesindeki beş dağıtım da dahil olmak üzere sayısız GNU/Linux dağıtımları için temel oluşturduğunu da biliyor. Bununla yetinmeyen Debian toplumsal temelli ücretsiz açık kaynak yazılım (FOSS) projeleri için de bir model oluşturuyor.
16 Ağustos’ta on beşinci yıl dönümünü kutlayan Debian kendi dağıtımında yaşadığı ölçeklendirme problemleri ve yeni dağıtımlarla yaşadığı rekabet sorunları ile boğuşuyor. Peki proje neleri doğru yaptı, neleri yanlış yaptı? Ve geleceği ne olacak?
Bu soruların cevaplarını bulabilmek için şimdiki ve geçmişteki Debian Proje Liderleri ile görüştüm. Onların tamamıyla kendilerine ait olan ve hiçbir şekilde Debian’ın veya işverenlerin görüşlerini yansıtmayan ifadeleri günümüzde en eski, en büyük ve en etkili FOSS projelerinden birisi kabul edilen Debian’a ait kompleks bir görünüm oluşturmaya yardımcı oluyor.
Geçmişe Bakış
Şu anki Debian Proje Lideri Steve McIntyre’a göre Debian’ın en açık başarılarından birisi büyüme kombinasyonu. McIntyre “1993 yılında tek bir geliştirici, Ian Murdock ile işe başlamıştık,” diyor. “Bugün ise tüm dünyaya yayılmış 1,000’in üzerinde kayıtlı geliştiricimizin yanı sıra paketler, dökümantasyon ve çeviriler gibi sistem unsurları üzerinde çalışan on binlerce toplumsal çalışanımız mevcut.”
McIntyre’nin hesaplarına göre bu sonbaharda gerçekleştirilecek yeni sürümle birlikte Debian 23,000 paket içerecek ve i386 ile AMD64’ten PowerPC veya SPARC’a varana dek on farklı mimari için destek sağlayacak. McIntyre hiçbir dağıtımın bu rakamlara yaklaşamayı bile başaramadığının altını çiziyor.
McIntyre Debian’ın boyutu ve çeşitliliğine karşın “Ayrıca en istikrarlı ve dayanıklı dağıtımlardan birisi olma iddiamızı da sürdürüyoruz. Kullanıcılarımızın sistemlerini hiçbir zaman geri yüklemek zorunda kalmayacaklarını iddia ediyoruz,” diyor.
McIntyre tüm bunların yanı sıra The Debian Constitution (Debian Tüzüğü) ve The Debian Social Contract (Debian Sosyla Sözleşmesi) gibi dökümanlarda ifade edilen proje idealleri ile de gurur duyuyor. “Bizim tüm gelişim safhamız açık ve ücretsizdir. Tüm gelişim evrelerinde bizimle çalışanlar için ful kaynak açıklığı sunmaktayız. Ortaya çıkan sorunları saklamıyoruz. Açık-takip sistemimiz sisteme giriş yapma zorunluluğu olmadan herkesin tarama yapıp araştırabileceği şekilde açıktır. Ve büyüdükçe bizim oluşturduğumuz bu idealler tüm Linux camiasında da yaygınlık kazanmıştır.”
İlk proje lideri olan Ian Murdock da benzer biçimde Debian ile gurur duyuyor. Ancak McIntyre’ye kıyasla Murdock bu başarının ana mimarı olarak projenin gelişim modelini ve paket yönetim sistemini övüyor.
Murdock Linux kerneli dışında “Açık kaynağın asıl gücünün toplumu projeye dahil etmekten geldiğini idrak eden ilk projelerden birisi bizimkiydi,” diyor. “Debian’la ilgili bir anda gerçekleşen pek çok şey olduğu doğrudur, ancak bu proje tasarlanmış bir projedir. Ben o zamanlar bir öğrenciydim, sınırlı zamanım vardı ve tüm bu projeyi tek başıma gerçekleştiremeyeceğimin farkındaydım. Dolayısıyla dağıtılmış bir işgücünü nasıl oluşturabileceğimizi düşünmeye başladık. Projeye ilk başladığımızda insanların tüm bu parçaları geliştiricilere paylaştırma fikrinin hiçbir zaman işe yaramayacağını söylediklerini dün gibi hatırlıyorum. Ancak oldukça başarılı oldu. Bence açık kaynak gelişiminde Debian’ın yapılış tarzının etkisi hiçbir zaman yadsınamaz.”
Murdock ayrıca paket yönetim sisteminden de bahsediyor. Murdock GNU/Linux’ta artık evrensel bir alışkanlık haline gelen yazılımı birkaç farklı bölüme ayırarak yükleme olgusuna değinerek “Unix’teki paketleme sistemini benimseyen ilk gerçek Linux dağıtımı Debian oldu,” diyor. Murdock’a göre o günlerde Internet bağlantılarının son derece yavaş oluşu ve yazılım parçalarını disketlere sıkıştırma olanağının varlığı nedeniyle paketleme sisteminin bir gereksinim olarak görüldüğünü ancak bu olayın sistem yönetimi için de oldukça iyi bir metafora dönüştüğünü ifade ediyor.
Çalıştırılması gereken diğer yazılımların yüklenmesi için paket sunumları barındıran paket bağımlılığı çözümlerinin (Dependecy Resolution) ilk uygulamaları oldukça etkileyici oldular ve günümüzde Debian dışında en büyük rakipleri olan .RPM paket sistemlerine de sıçradılar.
Debian’ın bundan önceki Proje Lideri Martin Michlmayr ise Debian’ın uzun süreden beri süregelen pek çok sorunu ortadan kaldırmasına vurgu yapıyor.
Michlmayr “Bence Debian son birkaç yılda çok büyük bir yol kat etti,” diyor. “Bizi yıllardır zorlayan bazı anahtar sorunların üstesinden gelmeyi başardık. Teknik bir bakış açısından bakarsak, Debian’ı çok daha kolay kurulabilir, yapılandırılabilir ve kullanılabilir hale getirmeyi başardık. Süreçsel ve toplumsal alanda da pek çok değişiklik yaptık. Şöyle bir baktığınızda Debian camiasının projenin geldiği noktadan son derece mutlu olduğunu görürsünüz ve artık büyük oranda muhalif bir camia olarak sahip olduğumuz kötü şöhret kırılmış durumda.”
Projenin sorumlulukları takımlar halinde üstlenme konusunda artan eğiliminden bahseden Michlmayr sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sonunda çekirdek takımlarımızda büyük gelişmeler sağlamayı başardık. Oluşturduğumuz takımların çoğu yıllardan beridir yapısal sorunlarla uğraşmaktaydı ve aktiviteleri çok düşük düzeylerde kalmaktaydı. Ancak son zamanlarda sürüm, güvenlik ve FTPmaster (FTP uzmanı) gibi yeni ve etkin takımlar oluşturmayı başardık ve artık bu takımların projeye çok büyük bir enerji getirdiklerinden bahsedebiliyoruz.”
Günümüzdeki sorunları ve Debian’ı bekleyen problemleri anlatan bölümü burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.



Kaynak : 