Makalenin ilk bölümünü burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.
Üniversiteler Üniversitelik Bilincinin Oluşması Için Proje Üretemedi
Üniversiteler toplam bir toplumsa dönüşüm kazandıracak bütün faktörleri dikkate alacak uzun erimli bir plan program sahibi olmadığı gibi bunu yaratacak kadroları ve düşün insanlarını da bünyesinde barındırmadı Insan davranışlarının değişiminde, üniversitelik bilincinin oluşmasında üniversite yönetimleri yetersiz kalmışlardır. Üniversiteler üniversite iklimini yaratarak, insanın üniversitede farklı bir bakış açısı kazanmasına olanak sağlayamadığı gibi gelişimi savunan diri unsurlarda istenmemişlerdir.
Düşünen gerektiğinde sorgulayacak, itiraz edebilen kadroları oluşturmadığı içinde bugün Türk bilim hayatı çoğunlukla bilimsel niteliği düşük makale üretmenin ötesine geçememiştir. Üniversite yönetimleri siyasi partiler anlayışına uygun olarak iktidarda kalma pahasına bilimsel niteliği yüksek akademisyenler yerine yer yer seçmen nitelikli kişileri kadrolara almaktan çekinmemişlerdir. Ancak üniversiteler bilimsel olarak kısırlaşırken, çoğunlukla belediyecilik faaliyetlerinde iyi işlerin yapıldığı görülmüştür.
Üniversitelerimizin bugün işlememsinin bir çok nedeni olmasına karşın bunlardan bir tanesi de bugünkü adı seçim olan ancak kendisi olmayan yöntemden kaynaklanıyor. Açık ifade ile üniversitelerimizde yaşanan eğilim belirlemesinde adaların öğretim üyesinden oy almak için de en ucuz yöntemi benimsedikleri görülmektedir. Proje ortay koymak, geleceği planlamak yerine kadro almak, bir yere yönetici atanma, bir komisyona seçilme beklentileri artık yerine, lojmana girebilme, klima ve lap top almaya kadar gittiği ve bunun yerel seçimleri anımsattığı kamuoyu tarafından sıkça konuşulmaktadır.
Sorun Sistemden Kaynaklanıyor
Alman (Avrupa) modeline göre örgütlenen üniversitelerimiz 2547 Sayılı Yasa ile kendi kendini yönetemez duruma getirilmiştir; başlangıçta rektörün belirlenmesi tümüyle YÖK Başkanının önerisi ile Cumhurbaşkanına bırakılmıştı. Daha sonra yapılan itirazlar üzerine seçim ve atama karışımı esaslar getirilmiş, ancak bu da tartışmaları önleyememiştir.
YÖK yöneticilerini belirleme sistemi ile dünyanın değişik ülkelerinde gördüğümüz yönetici belirleme sisteminin birbirinden çok farklı olduğu görülmektedir. Mevcut hali ile niteliği belli olmayan çoğunluk esasına dayalı adaylık süreci ile üniversitenin kendi içinde 6 aday belirlemesi, sonrasında YÖK’ün ölçütünün ne olduğu bilinmeyen bir şekilde üç adayı Cumhurbaşkanlığının takdirine sunması ve bunlardan bazen birinci sıranın dışındakilerden birinin rektör olarak atanması ölçütünün de bilinmemesi hep tartışma konusu olmuştur.
Ancak üniversitelerin buna karşın kendi içinde yöntem geliştirmemesi, örgütlenip ne istediğini açıkça belirtmemesi, yönetime büyük vaatlerle gelen yöneticilerin kısa sürede gücün etkisinde kalarak bir daha seçilmek için her türlü yolu mubah görürcesine taviz vermesi ve üniversitenin yapısına uygun açılımları sağlayamaması üniversitelerin kamuoyu gözünde kötü sınavlar vermesine neden olmuştur. Dolayısıyla üniversitelerde adı seçim olan sürecin tarafgirlik yarattığı, istenmeyen tartışmaların doğmasına neden olduğu, geniş bir kesimde üniversitelere seçimin zarar verdiği yönünde güçlü izlenimler doğurmuştur.
Mevcut Seçim Sistemi Mahalli Seçimleri Çağrıştırıyor
Maalesef ülkemiz büyüklüğüne yakışır çağcıl bir yüksek öğretim yasasına kavuşamadığı için üniversite yönetimlerinin belirlenmesinde uygulanan seçim, mahalli idare seçimlerini çağrıştırmaktadır. Bilim ve felsefenin işlendiği özerk alanlar olarak bilinen üniversitelerin kendi yönetim modellerini ve yöneticilerini nasıl belirleyeceklerini nitel kriterlerinin bugüne kadar resmi düzeyde olmasa bile çoktan belirlenmiş olması gerekirdi. Maalesef son 26 yılda üniversiteler birer devlet dairesi gibi görüldüğü ve üniversite sorunları tartışılmadığı için üniversite nedir, nasıl yönetilmeli, kimler yönetmeli gibi sorular üniversite içinde cesaretle sorulmadı. Üniversitede sorgulama, tartışma yapılmadığı için üniversitede yetişen akademik kadrolar da üniversiteyi olduğu gibi tanıyamadı ve bu boşluktan yaralanılarak oluşan yönetim şekilleri de üniversiteyi üniversite yapma ortamına ve iklimine taşıyamadılar.
Akademik atmosferden yoksun ortamda çoğu zaman bilim insanları da genel havaya uyarak maalesef üniversite gibi ulvi bir kurumun omuzlarımıza yüklediği ağırlığı taşıyacak olgunluğa erişmediği de görülmektedir. Bu durumda üniversitelerin kendi iç dinamikleri içinde sorgulayıcı gerektiğinde deşifre edici şekilde yönetilmesini sağlamamakta ve üniversite bu bağlamda zemin kaybetmektedir. Üniversitelik bilincinin olmadığı, üniversitenin yerel yönetimlerden farklı yönetilmediği yerde üniversite olmaz ve itibar kaybeder. Oysa unutmamak gerekir ki üniversite gibi kurumlar itibar kaybettiğinde toplum nezrindeki itibarımız da zedelenir. Kaldı ki yerle yönetimler üniversitelere değil, üniversiteler diğer kurumlara modellik yapması gerekir.
Makalenin son bölümünü burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.



Kaynak : 