Yine bir 17 ağustos geldi, geçti. Yani Demokles’in kılıcı gibi başımızın üstünde harekete geçmesini beklediğimiz “Büyük İstanbul Depremi”nin öncüsü olan “Büyük Marmara Depremi”nin yıldönümü. Bize düşündürdüğü şey, binaların depremlerde yıkılması yanında, deprem sonrasında hem enkazların durumu, hem yemek, su vs için hayatların sürdürülebilir olması. Bunun da temelinde “haberleşme” yatıyor.
Ancak daha da ilerisi, hepimizin üzüntüyle hatırlayacağı üzere 6 şubat 2023 depreminde yaşanan haberleşme sıkıntısının yanında, “bant daraltması” uygulandı. Bir çok insanın “Twitter üzerinden enkaz altındaki yerini tarif etmeye” çalıştığı o en kritik anda, bu nasıl ve neden yapıldı? Bunu konuşmak ve bir daha tekrarlanmaması için açığa çıkarmak zorundayız.
Baştan uyarayım bu uzun bir yazı. Ama kolaylaştırayım. Bu yazının 2 bölümü var. Birinci bölüm, “******” işaretinde bitiyor. Çok fazla detay öğrenmek istemezseniz, birinci bölüm size ne olup bittiğini anlatıyor. Ama bence detayları da öğrenmelisiniz. Çünkü kendi hayatınızla ilgili bile olabilir.
Aşağıda AKP’nin 23 yıllık iktidarı sırasında yaşanan bazı felaketleri sıraladım. Hepimizi üzen ve ne olup bittiğini yakında izlediğimiz bütün bu olaylardaki ortak nokta şu; 23 yıldır halktan toplanan vergilerle maaş alan devlet kurumlarındaki yetkililer, sorumluluk üstlenmiyor, halka hesap vermiyor, şeffaf davranmıyor, açıklama yapmıyor. Buna karşılık, olayların üstü örtülüyor ve yapılması gerekirken yapılmayan işlemler halkın vicdanını yaralıyor. Ancak AKP yetkilileri, bürokratları, buna aldırıyor gibi gözükmüyor. Ses çıkarmadan, adeta ölü taklidi yaparak, zamanın geçmesini ve olayların unutulmasını bekliyorlar. Bu arada zaten başka bir felaket patlıyor. Bize düşen unutmamak, devamlı sorgulamak ve takip etmek. Aynen bıkmadan tükenmeden mesaj atan Mısra Öz, Rabia Naz’ın babası Şaban Vatan, Nurgül Göksu, Kartalkaya yangınında yakınlarını kaybedenler gibi.
Şöyle bir hatırlayalım; Pamukova tren kazası (41 kişi yaşamını kaybetti), Kütahya tren kazası (9 kişi), Davutpaşa patlaması (21 kişi), Beşiktaş Gece Kulübü Yangını (4 kişi), Marmara Ayamama’da sel (31 kişi), Karadon maden patlaması (30 madenci), Van depremi (644 kişi), Ermenek kömür madeninde su baskını (18 madenci), Soma maden ocağında yangın (301 madenci), Şirvan’da bakır madeninde patlama (16 madenci), Afyonkarahisar mühimmat depo patlaması (24 asker), Çorlu’da tren kazası (24 kişi), Karadeniz’de (Bartın, Kastamonu, Sinop) sel ve heyelanlar (97 kişi), Hendek havai fişek fabrikası patlaması (10 kişi), Amasra’da madende patlama (41 madenci), İliç’te 20 ton siyanürlü toprak Fırat’a karıştı (?), 6 şubat depremi (resmi rakamlara göre 55 bin kişi), 2021 yazında 53 ili etkileyen Orman Yangınları (8 kişi), Kartalkaya Otel Yangını, bütün bunlar AKP’nin iktidar olduğu son 23 yılda yaşanan bazı felaketler. Parantezlerin içinde bu felaketlerde yitirdiğimiz insanların sayısı var. Bu her bir olayda ayrıca yaralılar da var.
Yetkililerin aldırmadıkları konulardan birisi de, depremlerdeki haberleşme sıkıntısı. Konuyu tam ifade edersek, Türkiye’de, Avrupa’da ya da herhangi başka bir ülkede depremlerde telefonların kilitlenmesi normaldir. Şebeke normal zamandaki davranışlara göre planlanır. Operatör kontrol kanalından para kazanamadığı için kontrol kanalı sayısını sınırlı tutar. Ama deprem zamanında kullanıcı davranışı değişir. Buna yönelik tedbirler var. Ama biz tedbir alıyor muyuz? Bunları defalarca yazdım. Ayrıca kendi haberleşmenizi garanti altına almanızı ve nasıl yapacağınızı da anlattım.
Bu yıl 10 ağustos 2025’de yine bir deprem yaşadık. Bu sefer Balıkesir / Sındırgı’da 6,1 şiddetinde. Yine haberleşme sorunları ortaya çıktı. Aklımıza 6 şubat 2023 depremi sonrası, enkaz altında kalmış binlerce insan varken ve bunlar Twitter üzerinden mesajlar atarak yerlerini tarif ederken, Twitter’a 10 saat kadar bant daraltma uygulanması geldi (daha doğrusu aklımızdan çıkmıyor). Bu daraltmanın nedenlerini, hangi kurumların inisiyatifi olduğunu hepimiz merak ettik. Cevap alamadık. Yıllardır ifade özgürlüğü’nün ve bilgi edinme hakkının yılmaz savaşçısı olan Prof. Dr. Yaman Akdeniz, bu önemli konudaki soruların cevaplanmamış oluşunu mahkemeye taşıdı ve davayı da kazandı. Ancak AKP hükümetinin genel karakteri, mahkeme kararını beğenmeyince, uygulamamak şeklinde yine ortada kaldı. Hukuk devleti olmamıza karşın, sanki kararı hiç duymamış gibi davranıyorlar.
Yaman Akdeniz’e bu önemli konuyu ve açtığı davayı detayları ile sorduk. Aşağıda soru-cevap şeklinde var. Merak edenler için verdik. Ancak kısa okumak isteyenler için de özetleyelim;
6 Şubatta “Bant Daraltma” Uygulaması, Can Kaybı Riskini Arttıracak Bir Müdahele Niteliğindeydi
6 Şubat 2023 depremlerinin ardından, özellikle Twitter üzerinden yapılan yardım çağrıları kritik öneme sahipti. Depremin hemen ardından yaklaşık 10 saat boyunca uygulanan “bant daraltma”, enkaz altındaki kişilerin ve yakınlarının iletişim kanallarını zayıflatarak can kaybı riskini artırabilecek bir müdahale niteliğindeydi.
Afet yönetiminde iletişim kanallarının açık tutulması, hayati bir gereklilik olarak kabul edilir. Bant daraltma, yalnızca güvenlik tehdidi veya kitlesel dezenformasyon gibi istisnai durumlarda uygulanabilir. Burada kritik soru şu: Deprem gibi insani felaket anlarında, bazı insanların hayatı tehlike altında iken bu yetki hangi gerekçeyle ve kim tarafından kullanıldı?
Prof. Dr. Akdeniz, BTK’ya yıllardır bilgi edinme başvuruları yaparak bant daraltma, erişim engeli gibi uygulamaların hukuki dayanaklarını ortaya çıkarmaya çalışıyor. Ancak BTK çoğu başvuruyu ya hiç yanıtlamıyor ya da “gizlilik” veya “kurumsal takdir” gerekçesi göstererek cevap vermeyi reddediyor. Aslında bu durum, kamu hizmeti kapsamında alınan kararların kamuoyundan saklanması anlamına geliyor.
Oysa bu tür kararlar, “İdari Şeffaflık İlkesi” gereği açıklanmalıdır. Çünkü vatandaşın, kamu gücü kullanılarak yapılan müdahalelerin gerekçesini öğrenme hakkı vardır. Şeffaflık, demokratik sistemde keyfi kararların önlenmesinin en temel aracıdır.
Türkiye’de Elektronik Haberleşme Kanunu, Cumhurbaşkanlığı’na ve ilgili kurumlara geniş yetkiler tanıyor. Ancak bu yetkilerin hangi koşullarda ve hangi yargısal denetim mekanizmasıyla kullanılacağı net değil. Bant daraltma kararlarının, sulh ceza hâkimliği onayı alıp almadığı bile çoğu zaman belirsiz. Yetki genişliği + yargı denetimi eksikliği birleştiğinde keyfilik riski ortaya çıkarır. Bu, sadece ifade özgürlüğü değil, yaşam hakkı gibi temel haklar açısından da tehlike oluşturuyor.
Prof.Akdeniz’e göre, kamuoyunu bilgilendirme çabaları sistematik biçimde engelleniyor. Özellikle siyasi açıdan hassas dönemlerde (protestolar, seçimler, kriz anları) internet erişiminde yavaşlatma ve platformlara erişim kısıtlamaları uygulanıyor. Bu uygulamalar, siyasi iletişimi ve muhalif sesleri bastırma amacıyla kullanıldığı yönünde ciddi şüpheler yaratıyor. Bir toplumda kriz anlarında bilgi akışının kesilmesi, güven erozyonuna yol açar. Vatandaş, devleti güvenilir bir aktör olarak görmek yerine sansürcü bir otorite olarak algılar. Bu da uzun vadede devlet-toplum ilişkisini zedeler.
Bu nedenle BTK ve benzeri devlet kurumlarının, aldıkları kararların gerekçelerini kamuya açık şekilde yayınlamalıdır. Bant daraltma gibi temel hakları etkileyen müdahaleler yargı denetimine tabi olmalı ve denetim sonuçları halka açıklanmalıdır. Deprem gibi felaketlerde iletişim kanalları kısıtlanmamalı; aksine güçlendirilmelidir. İnternet özgürlükleri ve erişim politikaları konusunda sivil toplumun görüşleri karar süreçlerine entegre edilmelidir.
**********************
Prof.Dr.Yaman Akdeniz : 2009 Yılından Bu Yana BTK’ya Düzenli Bilgi Edinme Başvuruları Yapıyorum
Şimdi yukarıda özetlediğim konulara Prof.Akdeniz’in kendi cümleleri ile daha detaylı bakalım;
- BTK’ya sosyal medya platformlarına bant daraltma konusunda ve bilgi edinme hakkı çerçevesinde soru göndermenizin nedeni neydi?
Prof.Dr.Yaman Akdeniz : Uzun yıllardır, ifade özgürlüğü, bilgi edinme hakkı ve İnternet sansürü üzerine çalışan bir akademisyen olarak, özellikle Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) nezdinde yürütülen erişim engelleme ve bant daraltma uygulamalarının kamuoyundan saklandığını, şeffaflıktan uzak bir biçimde hayata geçirildiğini gözlemliyoruz. Bu durum özellikle İfade Özgürlüğü Derneği bünyesindeki EngelliWeb projesi kapsamında hazırladığımız yıllık raporlarımızda da detaylı olarak belgelendi. 2009 yılından bu yana BTK’ya yönelik düzenli bilgi edinme başvuruları yapıyorum. Bu başvurular hem bu alandaki uygulamaları takip etmemizi sağlıyor hem de kamuoyunun sansür kararlarının içeriği hakkında bilgi edinmesini mümkün kılıyor.
Bant daraltma uygulamaları ise görece yeni bir sansür yöntemi olarak özellikle 2022 yılından bu yana sıklaşan şekilde uygulanıyor. Bu uygulamalar genellikle büyük toplumsal olaylar, saldırılar veya siyasi gelişmeler sonrasında devreye alınıyor. Ancak bu kararların kim tarafından, neye dayanarak ve hangi koşullarda verildiği kamuoyuna açıklanmıyor. Bu kapsamda, İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırı, 6 Şubat 2023 depremleri, TUSAŞ’a yönelik terör saldırısı ve son olarak İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin gelişmelerin ardından, yalnızca İstanbul genelinde uygulanan bant daraltma tedbirlerine dair BTK’ya yönelik çeşitli bilgi edinme başvurularında bulundum.
Amacım yalnızca bu kararların hukuki temelini ve uygulama şeklini öğrenmek değil, aynı zamanda bu kararların doğrudan etkilediği toplumu bilgilendirmekti. Özellikle 6 Şubat depremleri sonrasında uygulanan ve yardım çağrılarının sosyal medya üzerinden iletildiği kritik bir zaman diliminde devreye alınan bant daraltma kararı, halkın yaşamsal bilgiye erişimini doğrudan engellemiştir. Bu tür uygulamaların şeffaf biçimde sorgulanması ve belgelenmesi, demokratik denetim mekanizmalarının işletilmesi açısından hayati önemdedir.
- BTK sizce neden bant daraltma yaptı? Soruyorum çünkü o esnada, enkaz altında kaldığı noktayı tarif eden mesajlar vardı Twitter’da. Buna rağmen acaba neden bant daraltma yapıldı?
Prof.Dr.Yaman Akdeniz : Bu sorunun net bir cevabını ne yazık ki biz de bilmiyoruz; çünkü BTK, bu tür kararların hangi gerekçelerle ve hangi süreçlerle alındığına ilişkin hiçbir şeffaflık göstermiyor. Yıllardır bilgi edinme hakkı çerçevesinde yaptığım başvurularda da bu sorular yanıtsız bırakıldı. Hatta başvurular, çoğu zaman soyut ve dayanıksız gerekçelerle reddediliyor. Oysa talep ettiğim belgeler, doğrudan kamu hizmetine ilişkin, kamuoyunu ilgilendiren bilgiler.
6 Şubat 2023 depremlerinde yaşananlar ise bu sorunun ne kadar hayati olduğunu ortaya koydu. Binlerce insanın enkaz altından sosyal medya ve özellikle Twitter üzerinden yardım çağrısı yaptığı saatlerde, bu platformlara BTK tarafından yaklaşık 10 saat süreyle erişim kısıtlandı. Bu durum yalnızca ifade özgürlüğünün değil, hayat kurtarma kapasitesine sahip iletişim kanallarının da engellendiği anlamına geliyordu.
Kanımca BTK bu kararı, depremin ardından sosyal medyada hükümete yöneltilen sert eleştirilerin paylaşılmasını engellemek amacıyla aldı. Bu tip kararların, kamu güvenliğinden çok siyasi kaygılarla alındığına dair güçlü göstergeler var. Zira bant daraltma uygulamaları genellikle hükümeti rahatsız eden olaylarla eş zamanlı olarak ortaya çıkıyor ve sadece Twitter/X ile sınırlı kalmayıp Instagram, Facebook ve TikTok gibi diğer platformları da kapsıyor.
Üstelik bu uygulamanın hukuki çerçevesi de son derece belirsiz. Elektronik Haberleşme Kanunu’nda Cumhurbaşkanlığına genel bir yetki tanınmış olabilir; fakat bu yetkiye dayanılarak alınan kararlar kamuoyuyla paylaşılmıyor. Bu kararların yargı gözetiminde olması, sulh ceza hakimliklerince verilmesi gerekiyor. Fakat biz, Türk milleti adına alınan bu yargı kararlarının Türk milletinden gizlendiğine tanıklık ediyoruz. Bu noktada çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız: Kararların keyfi olup olmadığını, gerçekten millî güvenlik, kamu düzeni ya da suç işlenmesinin önlenmesi gibi gerekçelere dayanıp dayanmadığını bilmemize imkân yok. Çünkü hem karar hem de gerekçesi şeffaf değil; bilgi edinme hakkımız çerçevesinde bu belgelere erişimimiz de engelleniyor.
Özetle, BTK’nın neden bant daraltma kararı verdiği sorusunun net bir cevabı yok çünkü kararın kendisi zaten şeffaf değil. Ancak somut olayların zamanlamasına ve içeriklerine baktığımızda, bu uygulamanın hukuken savunulabilir olmaktan uzaklaştığını, giderek bir siyasi sansür ve kontrol mekanizmasına dönüştüğünü ve ifade özgürlüğünü bastırmak için kullanıldığını açıkça görebiliyoruz.
- BTK’ya sosyal medya platformlarına uygulanan “bant daraltması” ile ilgili olarak açtığınız bilgi edinme hakkı davasının detaylarını anlatır mısınız? Sorularınız neydi? Ne cevap aldınız?
6 Şubat 2023 depremleri sonrasında, 8 Şubat akşamı saat 16.00 sularında Twitter’a yönelik yaklaşık 10 saat süren bir bant daraltma uygulaması başladı. Bu uygulama, özellikle arama-kurtarma ve yardım çalışmalarının sosyal medya üzerinden yürütüldüğü çok kritik bir anda gerçekleşti. Ben de o gece Twitter’dan açıklamalar yaparak, bu müdahalenin kaynağını ve kararın sorumlusunu sorguladım. Ancak kamuoyuna hiçbir resmi açıklama yapılmadı. Bu nedenle, 9 Şubat 2023’te BTK’ya 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında başvurarak, şu belgeleri talep ettim:
- 08.02.2023 tarihli bant daraltma kararının kendisi
- Bu kararın gönderildiği erişim sağlayıcılara iletilen üst yazı
Yaklaşık 20 gün sonra gelen yanıtta, BTK kararın “5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 60. maddesi kapsamında alındığını ve bir sulh ceza hakimi tarafından onaylandığını” belirtti. Ancak hiçbir belge verilmedi. Bu açıklamayı tatmin edici bulmadım ve bu defa daha detaylı bir bilgi edinme başvurusu yaptım. İkinci başvurumda şu belgeleri talep ettim:
- Cumhurbaşkanlığı tarafından alınan kararın kopyası
- BTK’nın bu kararı sulh ceza hakimliğine ileten yazının kopyası
- Hakimlik tarafından verilen onay kararının kopyası
- Tedbirin sonlandırılmasına dair BTK bildiriminin kopyası
- Hakimlik tarafından bant daraltma tedbirinin sonlandırılması kararının kopyası
Ancak bu ikinci başvurum da önceki cevabın tekrar edilmesiyle ve fiilen reddedilerek sonuçsuz bırakıldı. Gerekçe yine soyut ve tatmin edici olmayan ifadelerdi. BTK, bu belgelerin varlığını kabul etti ama kamuoyuna açıklanmasının kamu yararına olup olmadığına dair hiçbir değerlendirme yapmadı. Hatta, bant daraltma kararının hangi sulh ceza hakimliği tarafından verildiğini dahi açıklamadı ve bildirmedi.
- Hukuka aykırı ve bilgi edinme hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlali niteliğindeki kararın iptal edilmesi için idari yargı yoluna yani Ankara 15. İdare Mahkemesine başvurdunuz. Bu başvuruda, ne talep ettiniz?
Evet, başvurum reddedilince, ben de Ankara 15. İdare Mahkemesinde iptal davası açtım. Özetle, BTK’nın bilgi edinme hakkı başvurumu reddederken herhangi bir gerekçe belirtmediğini, talep edilen bilgi ve belgelerin BTK yönünden ayrı bir çalıştırma gerektirmediği, diğer yönlerden de bilgi edinme hakkı kapsamı dışında bırakılan bilgi ve belgelerden olmadığı, hal böyleyken davaya konu işlemle bilgi edinme başvurusunun reddedilmesinin kanuni dayanağının bulunmaması nedeniyle hukuka aykırı olduğunu iddia ettim.
Aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin Yaman Akdeniz (2) kararı ile kamu adına gözcülük yaptığımın tespit edildiğini ve BTK tarafından reddedilen başvuru ile bilgi edinme hakkı ile birlikte ifade özgürlüğümün de ihlal edildiğini, alep edilen bilgi ve belgelerin toplumu yakından ilgilendiren bir meseleye ilişkin olduğunu belirttim. Bu nedenlerle de BTK’nın ret kararının ve ilgili idari işlemin iptaline karar verilmesini talep ettim.
- Bu davanın sonucu ne oldu?
Mahkeme, 2024’te verdiği kararda davayı kabul etti ve BTK’nın bilgi edinme başvurumu reddetmesini hukuka aykırı buldu. Mahkeme, oybirliği ile aldığı kararında açıkça talep edilen bilgi ve belgelerin kamu yararını doğrudan ilgilendirdiğini, BTK’nın dava esnasında sunduğu “gizlilik” iddiasının hiçbir somut temele dayanmadığını vurguladı. Kararda, “davacı tarafından, meydana gelen depremden 2 gün sonra en etkili iletişim araçlarından biri olan Twitter’da bant daraltma uygulamasına gidilmesine ilişkin alınan kararların Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında verilmesi amacıyla yapılan başvurunun, talep edilen bilgi ve belgelerin hangi gerekçeyle gizli olduğu ve hizmete özel milli gizlilik derecesine sahip olduğu sebebiyle birlikte belirtilmeksizin reddedilmesine yönelik dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna” varıldığı belirtilmiştir. Adalete ve adil yargılamaya çok fazla bir güvenimiz kalmadığı bir ortamda, müthiş bir karar verdi Ankara 15. İdare Mahkemesi. Hem oybirliği ile hem de çok net bir şekilde. Bu karar kamuoyunda da çok ses getirdi.
- Ondan sonra ne oldu? BTK İstinafa gitti mi? Ya da sorularınızın cevaplarını verdi mi?
Her davada olduğu gibi ve beklendiği üzere, BTK karara uymaktan ziyade, istinaf yoluna başvurdu. Fakat, BTK’nın istinaf başvurusu Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin 13.11.2024 tarihli kararıyla reddedilmiş ve Ankara 15. İdare Mahkemesinin lehime verdiği kararı kesinleşmiştir. Normal şartlarda ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) gereği davalı idarenin 30 gün içinde karara uyması ve bu dava özelinde de talep ettiğim tüm bilgi ve belgeleri bana vermesi gerekirdi. Fakat, BTK, Ankara 15. İdare Mahkemesi ve Ankara Bölge İdare Mahkemesi kararlarını hiçe sayarak, bu kararlara uymadı ve uygulamadı.
Ben de bu nedenle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmak zorunda kaldım. Ocak 2025 içinde yaptığım başvuruda bilgi edinme hakkı ile ilintili olarak ifade özgürlüğümün ve mahkemeye erişim hakkı bağlamından adil yargılanma hakkımın da ihlal edildiğini iddia ettim. Hatta, mahkeme kararlarına uyulmaması konusunu da dikkate aldığımızda ağır bir ihlalin söz konusu olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesinden bu başvurunun öncelikli olarak ele alınmasını da talep ettim.
- Bu belgeleri hangi nedenle talep ediyorsunuz?
Yukarıda da açıklamaya çalıştığım üzere, talep ettiğim belgeler, sadece kişisel bir meraktan ibaret değildir. Bu belgeler, doğrudan kamu hizmetine ilişkin olup, büyük bir felaketin ardından devletin nasıl tepki verdiğini anlamamıza imkân sağlayacak niteliktedir. 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında uygulanan bant daraltma kararları, binlerce insanın hayatını etkileyebilecek ölçüde kritik bir müdahaledir. Dolayısıyla bu tür bir kararın kim tarafından, ne zaman, hangi gerekçeyle alındığı ve nasıl uygulandığı, sadece benim değil, bütün toplumun bilmesi gereken bir konudur. Dolayısıyla, bu belgeleri talep etmemin birkaç temel nedeni var:
Birincisi, şeffaflık ve hesap verebilirlik. Devletin, özellikle kriz zamanlarında aldığı kararların şeffaf olması gerekir. Kamu gücünün kullanımıyla ilgili belgelerin gizlenmesi, toplumun devlete olan güvenini zedeler. Ben bu taleplerle, BTK ve ilgili kurumların aldığı kararların yasal dayanağını, sürecin nasıl işlediğini ve bu süreçte kimin ne gibi roller üstlendiğini ortaya koymaya çalışıyorum.
İkincisi, kamuoyunun bilgilendirilmesi. Akademik çalışmalarımla ve İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) bünyesindeki EngelliWeb raporlarıyla, yıllardır İnternet sansürü ve ifade özgürlüğü ihlallerine dair belge üretmeye ve kamuoyunu aydınlatmaya çalışıyorum. Talep ettiğim bu belgeler de, bu yöndeki çalışmaların bir parçası. Bu belgeleri elde ederek kamuoyuna açıklamak, hem hukuki hem de etik bir sorumluluk.
Üçüncüsü, ifade özgürlüğü ve bilgi edinme hakkının korunması. Bant daraltma uygulamaları, doğrudan ifade özgürlüğüne müdahaledir. Dolayısıyla bu tür müdahalelerin dayanağını bilmek, hem hukukçuların hem de yurttaşların temel hakkıdır. Anayasa’nın 26. ve 74. maddeleri ile AİHS’in 10. maddesi gereği, bu belgelerin kamuya açık olması gerekir.
Son olarak, yargı denetiminin sağlanması. Eğer bu kararlar yargı denetimi olmaksızın uygulanmışsa, bu çok ciddi bir hukuki sorundur. Öte yandan sulh ceza hâkimliği kararıyla uygulanmışsa, bu kararın içeriği de kamuya açıklanmalıdır. Çünkü Türk milleti adına alınan bir mahkeme kararının, Türk milletinden gizlenmesi kabul edilemez.
- Sizce neden belgeleri vermekten kaçınıyorlar?
Bana göre bu belgelerin verilmemesinin ardında iki temel neden var: kurumsal şeffaflık eksikliği ve siyasal denetimden kaçma arzusu.
Türkiye’de kamu kurumlarının büyük çoğunluğu, özellikle güvenlik veya iletişim alanlarında faaliyet gösterenler, kendilerini kamuoyuna karşı hesap vermek zorunda görmüyor. Oysa bu belgeler, kamu hizmetine ilişkin olup, anayasal olarak açıklanması gereken bilgilerdir. Elektronik Haberleşme Kanunu’nda yer alan genel düzenlemelere dayanarak alınan bant daraltma kararlarının, ne içerikleri ne de hukuki dayanakları kamuyla paylaşılıyor. Bu bir alışkanlık haline gelmiş durumda.
Bir diğer taraftan, belgelerin açıklanması demek, kararların meşruiyetinin kamuoyu nezdinde test edilmesi anlamına gelir. Oysa bant daraltma uygulamaları çoğu zaman yasal çerçevede açıkça tanımlanmış bir “istisna”ya dayanmıyor. Hatta bu uygulamalara çoğu zaman bir sulh ceza hâkimliği kararı bile eşlik etmiyor veya ediyorsa da bu karar kamuoyuna açıklanmıyor. Açık söylemek gerekirse, bu kararlar çoğu zaman siyasi nitelikli, hükümeti eleştiren bilgi akışını bastırmaya yönelik oluyor. Belgelerin paylaşılması hâlinde, bu keyfi kararlar somutlaşacak ve yargısal denetime açılabilecek. Bu da, yetkiyi kullanan makamların sorumluluğunu doğurur.
Kaldı ki, bilgi edinme başvurularım çoğu zaman soyut gerekçelerle reddediliyor. Ancak talep ettiğim belgeler, çoğu zaman olay gerçekleştikten sonra istenmiş belgeler. Dolayısıyla somut bir zarar tehlikesi oluşturması mümkün değil. Üstelik örnek olaylarda (örneğin deprem veya terör saldırısı sonrasında) olayın üzerinden belli bir süre geçmiş ve kamu güvenliği açısından risk oluşmadığı halde belgelerin gizliliği sonradan tesis ediliyor. Bu da göstermektedir ki asıl amaç, kamu denetimini engellemek.
Son olarak, bu tür bilgi taleplerinin çoğu zaman gazeteciler, akademisyenler veya sivil toplum aktörleri tarafından yapıldığı biliniyor. Dolayısıyla belge paylaşmamak, bu aktörlerin çalışmalarını engellemek anlamına geliyor. Kamuoyunu bilgilendirme yönündeki çabalar sistematik biçimde engelleniyor. Tüm bunlara rağmen, başvurularım ve davalar devam edecek.



Kaynak : 