İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi ve A&B İletişim işbirliği ile Prof. Dr. Alâeddin Asna adına bu yıl dokuzuncusu düzenlenen İletişim ve Halkla İlişkiler Sempozyumu “Halkla İlişkiler ve Sürdürülebilirlik: Geleceği İnşa Eden İletişim Stratejileri” başlığıyla 2–3 Aralık 2025 tarihlerindesantralistanbul Kampüsü’nde gerçekleşti.
Sempozyumun açılış konuşmasında söz alan İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Itır Erhart, sektöre yön veren ve standartlarını belirleyen Alaeddin Asna anısına düzenlenen bu sempozyuma ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduklarını belirtti. Prof. Dr. Erhart, Prof. Dr. Alâeddin Asna’nın önemine vurgu yaparak şöyle dedi:
“O, endüstrimizin standartlarını şekillendirdi ve hepimiz için bir pusula oldu. Fakültemize de çok emek verdi. O yüzden bizim için ayrıca çok özel bir yeri var.”
A&B İletişim Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Asna ise, yeni çağda iletişimin manipülasyona değil, şeffaflık, toplumsal fayda ve sürdürülebilirlik temellerine dayanması gerektiğini paylaşarak şunları söyledi:
“PR artık görünürlük yaratma değil; doğruluğu, şeffaflığı ve toplumsal faydayı görünür kılma sorumluluğudur. Sürdürülebilirlik bir trend değil, iletişimin ahlaki çerçevesidir. İletişim gezegene ve topluma zarar veren hiçbir şeyi destekleyemez. PR da yüzeysel hikâyeler yerine kanıta ve sosyal etkiye dayanmak zorundadır.”
İki gün süren sempozyum, sürdürülebilirlik odaklı halkla ilişkiler çalışmalarını çok yönlü biçimde ele alan oturumlarla gerçekleşti. Sempozyumda toplam 20 bildiri sunuldu.
İlk gün, toplumsal dönüşüm, dijital iletişim, kurumsal sürdürülebilirlik, sosyal etki ve iklim iletişimi gibi başlıkların tartışıldığı üç oturumla devam etti. Dijital arkeolojiden sanal influencer’lara, görsel medya analizlerinden afet iletişimine uzanan farklı konular sürdürülebilirlik perspektifiyle değerlendirildi.
İkinci gün ise kurumsal sürdürülebilirlikte güven, etik, toplumsal cinsiyet eşitliği ve paydaş ilişkilerinin ele alındığı oturumla başladı. Sempozyum, iletişim sektörünün önde gelen temsilcilerini bir araya getiren yuvarlak masa oturumuyla tamamlanarak sürdürülebilirlik iletişiminin geleceğine dair akademi ve sektör arasında verimli bir diyalog ortamı sundu.
Sektör temsilcileri halkla ilişkilerin geleceğini değerlendirdi
Sempozyum kapsamında düzenlenen “Sürdürülebilirlik Uygulamaları: Sorunlar, Deneyimler ve Geleceğe Bakış” başlıklı yuvarlak masa oturumu, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Tasarımı ve Yönetimi Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Bârika Göncü’nün moderatörlüğünde gerçekleştirildi.
Oturumda söz alan İDA Yönetim Kurulu Başkanı ve Excel İletişim CEO’su Burçak Taşkın Yurdakul, kurumsal sosyal sorumluluğun bağış merkezli bir yapıdan pandemi sonrası görünürlüğü artan bir “sosyal etki” odağına kaydığını vurguladı. Taşkın Yurdakul şunları söyledi:
“Ülkemizde en baskın durum hala ‘mış gibi yapmak’. Proje üretmekten çok, iletişime taşınacak bir başlık arıyoruz, bu yüzden gerçek derinlik kayboluyor. Bugün birçok çalışma proje yapmak için değil, iletişimde iyi görünecek bir hikâye bulmak için yapılıyor. Bu da bizi ‘mış gibi yapma’ döngüsüne hapsediyor.”
Halkla ilişkilerin artık yalnızca bir iletişim faaliyeti değil, kalkınmanın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten TÜHİD Yönetim Kurulu Başkanı ve On İletişim Ajans Başkanı İpek Özgüden Özen şu ifadelere yer verdi:
“Mavi, yeşil, pembe yıkama… Renkler çoğalıyor ama mesele aynı: şeffaf olmadığımız sürece yaptığımız her şey bir yıkamaya dönüşüyor. İyi şirket olmanın ilk adımı sürdürülebilirliği iş stratejisinin merkezine koymaktır. Biz de bunun uygulayıcılarıyız.”
‘Dijitalleşme şeffaflığı zorunlu kıldı’
KİD Başkanı ve BReady Kurucusu Murat Göllü, Türkiye’de sosyal sorumluluk anlayışının köklerine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Türkiye’de sosyal sorumluluk anlayışı aslında ‘bu topraklardan aldığını bu topraklara verme’ kültürüne dayanıyor. Bu nedenle uzun süre sponsorluk ile sosyal sorumluluk arasındaki çizgi belirsiz kaldı.”
Sürdürülebilirlik raporlamalarının kurumların samimiyetini test eden yeni bir dönem başlattığını belirten Göllü şöyle dedi:
“Dijitalleşme ve sürdürülebilirlik raporlamaları şeffaflığı zorunlu kıldı. Bu da kurumların samimiyetini test eden yeni bir dönem başlattı. Yöneticiler sürdürülebilirliği önemsiyor ama iş süreçlerine entegre etmekte hala zorlanıyor.”
Oturum boyunca konuşmacılar, sürdürülebilirliğin yalnızca çevresel hedeflerle sınırlı olmadığını; kurum kültürünü, paydaş ilişkilerini, çalışan politikalarını ve toplumsal etkiyi kapsayan bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini vurguladı.



Kaynak : 