Benim için özellikle son 20 yıl, bilgi teknolojilerinin hayatı ne çok kolaylaştırdığının tanıklığı ile geçti. Önce bilgisayarları kullandık, o dedelerimizden kalma daktiloların yerine. Teleksin yerine faks cihazı gelince işimiz kolaylaşmıştı.
İnternet hepsinden farklıydı. O bizi alıp bambaşka bir yere götürdü. Hayatı internet öncesi (İÖ) ve internet sonrası (İS) olarak tanımlar olduk.
Çağrı cihazları vardı mobil telefondan önce. Bip bip diye öterdi. Bize hem “işten çıktım, 30 dakika sonra aynı yerde buluşalım” türü haber ulaştırır hem de bizim ne kadar ayrıcalıklı olduğumuzu gösterirdi.
Arkasından gelen cep telefonları ile her an her yere ulaşır ve her yerden ulaşılır olduk.
Beni bugünün dünyasından alıp geçmişe götüren ilk insan eski Başbakanlardan rahmetli Bülent Ecevit oldu. Kendisiyle yaptığım bir röportajda “İletişim teknolojilerini ilk kullanan lider Mustafa Kemal’dir” deyiverdi.
Ben daha “nasıl” demeye kalmadan, Mustafa Kemal’im milli mücadeleyi telgraf üzerinden yürüttüğünü anlattı. “Şayet” dedi “Telgraf haberleşmesi olmasaydı, Anadolu’da birliği sağlayamaz, Meclis’i Ankara’da toplayıp, Milli Mücadeleyi İstanbul’a ve Batı’ya duyuramazdı.”
Bülent Ecevit doğru söylüyordu. Gerçekten milli mücadele biraz da telgraf üzerinden kazanılmıştı.
Ama kitlelerin bilgi teknolojisini kullanarak neredeyse yeni bir devrim gerçekleştirebilecek boyuta geldiklerini Haziran’da yapılan İran seçimlerinden sonra öğrendim.
İran’da Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad ile eski başbakanlardan reformcu Mir Hüseyin Musavi seçimin asıl yarışan iki adayıydı. Seçim öncesi Musavi çok renkli ve çoşkulu bir kampanya yürüttü. Tıpkı ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama gibi, interneti, e-mail’i sms’i ve Twitter başta olmak üzere pek çok sosyal siteyi harekete geçirip özellikle gençleri ve kadınları kazandı. Sokaklar, meydanlar dolup taştı.
Onları harekete geçiren asıl güç kendi aralarındaki yatay haberleşmeydi.
Bunun böyle olduğunu seçim sonuçları açıklanınca daha iyi gördük. Seçimi kazanmayı beklerken kaybettiklerini anlayan Musavi yanlıları bu defa “oyum nerede” kampanyası başlattı. Kendi aralarında haberleşip, hızla organize oluyorlar ve İran Devrim’in gönüllü koruyucuları BESİC’ten daha hızlı davranıp meydanları dolduruyorlardı.
Bilgi teknolojilerinin kitleler tarafından bu denli yaygın ve doğrudan amaca yönelik kullanılmasını İran yönetimi ancak şiddetle durdurabildi. Nida Sultani o gösterilerde öldürüldü. Sadece göstericilerin değil, bilgi teknolojilerinin de sembolü oldu.
Ancak bilgi teknolojilerinin kitleler tarafından kullanılması İran tarihinde ilk değil.
İran’a telgraf Osmanlı’dan sonra geldi. 1860’lar ile 70’lerde telgrafın kontrolü tamamen Şah’ın elindeydi. Şah o yıllarda İran’ın tütün tekelini Britanya’ya imtiyaz olarak tanıyınca halk buna isyan etti. Liberaller, milliyetçiler, aşiretler ve ulema sınıfı harekete geçti. İşte o zaman İranlılar telgrafı Şah’a karşı kullandılar.
1900’ün başında gerçekleşen İran meşrutiyeti sırasında da telgraf etkin şekilde kullanıldı.
Ama asıl teknolojinin kullanımı İran İslam Devrimi zamanında oldu. Dini lider Ayetullah Humeyni, mesajlarını yurt dışından gönderdi. O dönem kullandığı teknoloji telefon ve bugün artık kullanımdan kalkmakta olan kasetlerdi. Irak sınırından kaçak giren Humeyni’nin konuşmaları ile dolu kasetler içerde çoğaltılarak dağıtılıyordu. Humeyni’nin mesajlarını dinleyen halk harekete geçiyor, meydanları dolduruyordu. Ünlü tarihçi Bernard Lewis Ortadoğu adlı kitabında 1979 İran Devrimi için “dünya tarihinin elektronik olarak yürütülen ilk devrimidir” deyimini kullanıyor.
Bugün İran’da Nida Sultani’lerin verdiği mücadele şayet bir gün gerçekleşirse ikinci devrimi de İran yapmış olacak.
Bu da bize kadın ve bilişim teknolojilerinin hayatı nasıl değiştirdiğini bir kez daha gösteriyor.



Kaynak : 