Bir süredir, telekom sektöründeki herkes 3G ile yatıp, kalkıyor. Sektörün dışındakiler ise, 3G’nin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Bu konuda en çok başvurulan kaynaklar gazeteciler. Hemen hemen her telekom gazetecisi bir yerlerde demeç veriyor. “3G şudur, budur” diye. Ben de bu kapsamda Star gazetesine geçtiğimiz pazartesi bir röportaj verdim. Hatta ilk açıklama yapan Avea’dan önce tarifeleri açıkladım (haber atlattım) diyebilirim (şaka tabi ki). Bu röportajın linkini.. bulabilirsiniz.
“3G gerçekten bu koparılan kıyamet kadar çok değişiklik getirecek mi?” derseniz, aslında 3G var olan bir şeyin biraz ilerisi. Yani yepyeni bir şey değil.
Bilmeyenler için tekrarlayalım; bu G kelimesi, ingilizce “Generation” yani nesil kelimesinden geliyor. Mobil telefonlar 1980’lerin başında askeri amaç için geliştirildiklerinde, analog bir yapıya sahiptiler. O dönemin telefonları 1G olarak adlandırılır. 2G ise cep telefonu sektörünün yaygınlaştığı dönemi gösteriyor. Bu dönemin cep telefonları dijital. Sesli aramanın yanısıra SMS bu dönemin ürünü. İleri dönemlerde (2.5G vs) bu pakete internet’te giriyor ama tabi ki dar bant internet (EDGE teknolojisi ile).
3G ise internetin geniş bant olması anlamına geliyor. Bunun arkasından gelecek olan ve teknolojisi halen geliştirilmekte olan 4G ise doğal olarak daha iyi olanakları getirecek. Hatta Cenk Kırbaş’la dünkü Turkcell 3G partisinde konuşuyorduk :”4G koku bile iletilecek” diyordu.
Peki bu G’ler neden heyecanla geliştirilmeye çalışılıyor?
“eee Hayatın düzeni bu!!” cümlesi dışında, bunun bir nedeni, kullanıcıların talepleri ise diğer tarafta telekom firmalarının, hem operatör, hem de cihaz üretici tarafında, gelirlerini geliştirme ihtiyacı var.
Telekom firmaları son 20 yıldır sürekli gelir kaybına uğruyor. Yıllarca istedikleri gibi fiyatlar uygulayan dev telekom tekelleri, değişen teknolojilerin hayatımıza getirdiği olanakları, daha kıvrak sunabilen özel (alternatif) telekomculara karşı sürekli gelir kaybına uğruyorlar. Mobil alanda da aynı şey geçerli, firmalar artan rekabet ortamı, bilinçlenen tüketici ve gelişen teknolojinin getirdiği, Skype benzeri bedava olanlar dahil daha ucuz sesli konuşma olanakları nedeniyle gitgide sıkışıyorlar. Sesli aramalarla elde ettikleri gelirlerin düşüşü ile varlık tehditi ile bile karşı karşıyalar.
İşte buna çözüm “Veri taşımayla elde edecekleri gelir” olarak görülüyor. Üstelik bu çeşit gelirin miktarı her gün artıyor. Çünkü kullanım alanları gelişiyor. Özellikle şirketler, mobil çalışma olanağı sağlayan yeni teknolojilerin gelişmesi sayesinde, iş yapış modelleri gelişiyor. Bu ise veri kullanımını arttırıyor. Dolayısıyla da geliri.
İşte 3G’nin farkı bu.
3G=mobil genişbant. Yani internetin artık daha çok mobil olarak kullanımı. Bir anlamda ADSL’in sabit olmayanı diyebiliriz. Artık sadece Wifi bağlantısı olan yerlerden değil, aklımıza gelen her yerden ve gahyet hızlı bir internet kullanım olanağımız var.
Bununla ne yapılır derseniz? Mesela uzaktaki hasta, doktoruna hastalığını ya da filmlerini ya da tahlillerini gösterebilir. Eğitim alanında uzaktan erişimli uygulamalarda daha büyük olanak sağlıyor. Satış-stok gibi alanlarda uygulamalar mümkün. Yani 3G sadece “görüntülü görüşme” anlamına gelmiyor. Çok daha başka şeyler anlamına geliyor.
Örneğin, dün bir uzman bana elinizdeki 3G telefon cihazını, belli bir barkod taşıyan bir maddenin üzerine tuttuğunuz zaman, o maddenin özelliklerini, ya da mesela İkea’dan aldığınız mobilyanın kurulma talimatını, ya da gazetedeki bir haberin en son versiyonunu okuma olanağınız olabileceğini anlatıyordu.
Global krizi, enflasyonu ya da demokrasiyi geliştirecek olan tabi ki tek başına 3G değil. Bunu ancak toplumumuzun strateji, politika, iş modeli geliştirme yeteneği yapabilir. Ama 3G’nin bunun önemli bir bileşeni olacağına inanıyorum.



Kaynak : 