Yapay zeka sistemlerinin yüksek işlem gücü gerektirdiği için enerji ve su tüketimini artırdığına dikkat çeken TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, sürdürülebilirlik konusunda bilinçli adımlar atılması gerektiğini vurgulayarak, dijital dönüşümün doğaya karşı değil, doğayla uyumlu olması gerektiğini belirtiyor.
“Sürdürülebilirlik yerleşik bir prensip olmalı”
Yapay zekayı eğitmenin sadece teknik bir süreç değil aynı zamanda bir değer inşası olduğunun altını çizen TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu şunları söylüyor:
“Dijital dönüşüm ve yapay zeka kuşkusuz son dönemde en çok konuşulan konuların başında geliyor. Bu konuda yanlış bir algılama olduğunu düşünüyorum. Özellikle yapay zeka teknolojilerinin aşırı su tüketimine neden olduğu çok sık dile getiriliyor.
Biz de yaklaşımımızı bu olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması için yapılması gerekenler ekseninde şekillendiriyor, dijital dönüşümün doğayla uyumlu bir şekilde gerçekleştirilebileceğine inanıyoruz. TesterYou olarak; modellerimizi geliştirirken sürdürülebilirlik kavramını sadece enerji verimliliği olarak değil, uzun ömürlü bir öğrenme kültürü olarak ele alıyoruz.
Kullanılan verilerin anlamlı, etik ve güvenilir olmasına büyük önem veriyoruz. Bu noktada en büyük önceliğimiz, gereksiz veri işleme ve kaynak tüketimini azaltmak. Veriyi daha az ama daha kaliteli kullanarak hem enerji tüketimini düşürüyor hem de modellerimizin doğruluk oranını artırıyoruz. Bu da sürdürülebilirliği sadece bir çıktı değil, sistemin kendi içinde yerleşik bir prensip haline getiriyor.”
“İnsanlar büyük sözlerden çok somut etkileri görmek istiyor”
Barış Sarıalioğlu şu açıklamalarda bulunuyor:
“Yapay zeka, doğru kullanıldığında hem doğaya hem de insana zarar vermeden topluma önemli katkılar sağlayabilecek bir teknoloji. Yaşamın her alanında olduğu gibi teknolojide de bir felsefi yaklaşıma sahip olunması gerekiyor. Sadece teknolojik gelişimin odağa alınmasının uzun dönemde topluma önemli kazanımlar sağlayamayacağını düşünüyorum. Bu paralelde; her yeni geliştirilen teknolojinin toplum ve dünyanın geleceğini gözeten bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini söyleyebilirim.
Yapay zeka doğru kullanıldığında bizlere önemli çıktılar sunuyor. Örneğin; enerji tüketimi, atık yönetimi ya da insan kaynakları süreçlerinde yapay zeka, hangi adımların gerçekten fark yarattığını gösterebiliyor. Bu da sürdürülebilirliğin iletişimini daha samimi hale getiriyor. Çünkü insanlar artık büyük sözlerden çok somut etkileri görmek istiyor. Yapay zeka bu etkiyi ölçüyor, yorumluyor ve anlaşılır bir hikayeye dönüştürüyor. Böylece sürdürülebilirlik raporları bir zorunluluk değil, bir bilinç paylaşımına dönüşüyor.”
“Yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih ediyoruz”
Sarıalioğlu sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Bir projeyi hayata geçirmeden önce ilk çalıştığımız konu başlıkları arasında çevresel etki değerlendirmesi geliyor. Teknoloji, ilham verici bir şekilde gelişirken bu gelişimin sadece maddi olanaklar paralelinde düşünülmesi topluma bir değer katmıyor. Doğayla uyumlu projelerin sayısı arttıkça gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakma şansımız da yükseliyor.
Bizler bu felsefemiz paralelinde; öncelikle gereksiz işlem yükünü ortadan kaldıran, veriyi sadeleştiren ve optimizasyonu merkeze alan sistemlerle çalışıyoruz. Gereksiz model eğitimi ya da tekrar eden hesaplamaları en aza indirmek hem enerji hem de su tüketimini ciddi oranda düşürüyor. Ayrıca, bulut tabanlı altyapılarımızda yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih ediyoruz. Bu sayede teknolojik büyümeyle çevresel etki arasında daha sağlıklı bir denge kurabiliyoruz..”



Kaynak : 