TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu tarafından dün, Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumu’nda 17 Ağustos 1999 Kocaeli depreminin 10’ncu yılında; “Neler Yapıldı? Niye Yapılamadı?” konulu bir etkinlik düzenlendi. ‘İstanbul’da Deprem Riski’, ‘Türkiye’de Afet Yönetiminin Sorunları’, ‘Yeni Yapıların Deprem Güvenliği’ konuları paneller şeklinde akademisyenler ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla tartışıldı.
Etkinliğe iştirak eden İTÜ İnşaat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Alper İlki, turk-internet.com’un sorularını şu şekilde cevaplandırdı;
turk-internet.com; Önümüzdeki günlerde 17 Ağustos Depremi’nin 10’ncu yılını yad edeceğiz. O günden bu güne neler değişti
Doç.Dr. Alper İlki; Ben konuya inşaat mühendisliği gözüyle bakıyorum. Bir takım adımlar atılıyor. Bence en önemlisi, yeni deprem yönetmeliğinin çıkartılmış olması. Bu yönetmelik, dünyada çok az ülkede var. Bu yönetmelikte mevcut binaların depreme karşı güvenliklerinin incelenmesi ve güçlendirilmeleri var. Bu, başlı başına önemli bir adım.
Onun dışında, denetim sistemiyle ilgili gelişmeler oldu. Ne kadar işlediği tartışılsa da bu da pozitif bir adımdır. Bunun dışında, deprem sonucunda oluşan bilinçlenmeyle yapıların daha dikkatli yapıldıklarını görüyoruz. Yapılan inşaa hatalarında ciddi bir azalmanın olduğunu görüyoruz.
Dünya Bankası ve Avrupa Birliği Bankası kredileriyle pek çok okul, hastane ve köprü güçlendirmesi yapılıyor. Bu işler, dünyanın hiç bir yerinde bir sihirli değnek dokunuşuyla çözülmüyor. Bu nedenle, yavaş da olsa atılan adımları pozitif değerlendiriyorum.
turk-internet.com; Mühendislere karşı daha fazla bir güvenin olduğu anlaşılıyor. Neden?
Doç.Dr. Alper İlki; O halkımızın verdiği bir cevap. Herhalde, diğer bir takım kötü örneklerden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Aslında, herkes suçlu. Mühendisler daha az suçlu değil. Yaşananların bir kısmı da mühendislere ait.
Ama, anket çalışmasına iştirak eden vatandaşlar, mühendisleri biraz daha dışarıda tutmuş gibi görünüyor. Yoksa, yaşananlara baktığınız zaman tüm bileşenler iyi bir performans gösterememiştir.
turk-internet.com; Hangi bina ve ya tesisler öncelikli olarak güçlendirilmeli?
Doç.Dr. Alper İlki; Öncelikli olarak hastaneler geliyor, çünkü bunlar kamu için birincil derecede önem arz ediyorlar. Bunun dışında, İtfaiye, iletişim tesisleri, yollar, barajlar, köprüler gibi afet durumunda acil müdahale için kullanılacak yapılar güçlendirilmeli.
turk-internet.com; Peki bu konuda gerekli adımlar atılıyor mu?
Doç.Dr. Alper İlki; En azından bir takım adımlar atılıyor. Görüldüğü üzere bir çok yerde viyadükler, köprüler ve kamuya ait binalar güçlendiriliyor.
turk-internet.com; Mimarlar ve Mühendisler Odası’nda da güçlendirmenin yeterli olmadığına inananların bulunduğunu ifade ettiniz. Neden?
Doç.Dr. Alper İlki; Evet, var. Çünkü, bu yeni bir konu. Tüm dünyada yeni gündeme gelen, araştırmaların yeni yeni yapıldığı bir konu. Ve bu güçlendirilen yapıların performansları da çok da test edilmiş değil aslına bakacak olursanız. Bu güçlendirilen yapıların performanslarını belki insanlar gördükten sonra buna karar verebilecekler. Bir ikincisi de yanlış yapılan bazı güçlendirmeler hasarlara neden oldu.
Örneğin, 1999 Ağustos Depremi’nde güçlendirilen bazı binalar Düzce Depremi’nde yıkıldı. Dolayısıyla, insanlarda bir güvensizlik oldu. 2007 Depremi’ne kadar da bir standart olmaması yanlış güçlendirmelere de yol açtı. Ama, şimdi kuralına uygun yapılırsa bunun işe yarayacağını söylüyoruz.
turk-internet.com; “Medya toplumda korku yaratmamalı” deniliyor. Medyanın sorumluluğu ne olmalı?
Doç.Dr. Alper İlki; Medyanın, insanları bilinçlendirmeye yönelik yayınlara biraz daha fazla ağırlık vermesi gerektiğini düşünüyorum. İnsanların ilgisini taze tutmakta yarar var.
Medya Deprem Konusuna Yeterli Yer Veriyor mu?
Bu arada, son oturuma başkanlık eden NTV Editörü ve program sunucusu Oğuz Haksever, medyanın, deprem konusuna gerektiği gibi yer vermediği şeklindeki eleştirilere şu şekilde karşılık verdi;
Bir editör olarak insanları korkutmamaya çalıştığımızı söyleyebilirim. Çünkü, bu kontrolü zor bir konu. Türkiye’de, oturmuş ve olgunlaşmış bir uzman havuzu yok. Birisi bir şey söylerken, bir diğeri çok daha farklı bir şey söyleyebiliyor.
Bir de medyanın bilim adamını eleme bilgisi yok. Bunun belirli bir kıstası vardır. Yani, bir bilim adamının yayını v.s. gibi ölçütlerine bakılır, ama biz de belagatine de bakılır. Bu bir realite.
Rating konusunda; “insanlar korktukları şeyi seyretmek istemiyorlar” diye girilmiyorken, bazen de iki de birde tak diye bu tür haberler giriliyor. HSBC ve Sinagog saldırılarında medyanın ortalığı darmadağın ettiğini düşünüyorum. Bu alanda çok ciddi etik kurallar var.
Örneğin, 11 Eylül’deki ikiz kuleler olayında görüldüğü üzere kimse koşan bir yaralıya; “dur seninle bir dakika röportaj yapayım” diye önüne geçmedi. Bir başka olayı anlatmak gerekirse, Chicago Tribune gazetesinin bir muhabirinin ‘Ground Zero’dan çektiği fotoğraflar muhteşemdi. Sonradan, o foto-muhabirin kendisini itfaiye görevlisi olarak göstererek, olay mahalline girerek fotoğraf çektiği ortaya çıktı.
Ne oldu? Birincisi, gazete bu nedenle halktan özür diledi. İkincisi, gazeteciyi işten çıkarttı. Adam, neredeyse meslekten men ediliyordu. Üçüncüsü, o fotoğraflar, arşivden de yok edildi. Bir afet yerinde nasıl davranılması gerektiği konusunda çok ciddi çalışmalar yapılıyor.
Muhabirinden, canlı yayın aracını kullanan şoföre kadar çalışanlara uymaları gereken kuralları anlatıyorlar.
Bizde ise böyle bir şey yok. Orada, Türkiye’yle kıyaslandığında çok ilginç tezatlıklar göze çarpıyor. Şöyle ki; biz, bu tür olaylarda “kim daha can hıraş iş yapacak, daha yakından çekecek” diye yarışırken, orada kamu hizmeti anlayışından ötürü tersine bu tür bir yarış söz konusu dahi olamaz. Her kes, geriye çekiliyor ve olayı uzaktan izliyor.
Dünya Bankası, geçmiş dönemde bu depremle ilgili çalışmalarda kullanılmak amacıyla 800 milyon dolarlık bir kredi açtı. Bunun için B.Ü. Kandilli Rasathanesi’nde bir de büro kurmuşlardı. Neden? Parayı verip de çekilmek istemediler. Kaynağın nerelere harcandığını görmek istiyorlardı. Bütün Marmara çevresindeki belediyeler birbirine girdiği için o para olduğu gibi geriye gitti. Kullanılmadı.



Kaynak : 