Küresel krizi tetikleyen şeyin, aslında Amerikalı şirketlerin açgözlülüğü olduğu konuşuldu uzunca bir süre. ‘Enkaz kaldırma’ faaliyetleri halen devam ediyor. Ancak, rasyonel bir insanın tüm yaşananların ardından çıkartabileceği bazı dersler var.
Örneğin, tepe yöneticilerin, müşterilerini ‘yolunacak kaz’ gibi görmeye devam etmeleri halinde finansal türbülansların yaşanmaya devam edebileceği bunlardan biri. Peki, bu tür dengeler nasıl değiştirilebilir?
Kimileri, bunun iş dünyasının uzun bir süreden beri unuttuğu ‘etik sınırlar’ çizilerek bir nisbette de olsa sağlanabileceğini ifade ediyorlar.
Şirketlerin yaşam ömürleri ve sergiledikleri performanslar incelendiğinde ilginç istatistikler ile değerlendirmeler göze çarpıyor. Şöyle ki;
- En zengin ve başarılı şirketleri gösteren Forbes 100’ün, 1917’deki verileri baz alındığında 61 şirketin faaliyetlerini durdurduğu, kalan 39’undan ancak 18’inin zirvedeki yerlerini korumayı başardıkları sonucu ortaya çıkıyor.
Bağımsız kredi ve risk değerlendirme kuruluşu Standard & Poor’s raporları da benzer bir fotoğrafı müşterilerine sunuyor. Şirketin, 1957’deki ilk 500 borsa endeksini oluşturan kuruluşların ancak 74’ünün listede yerlerini korumayı başardıkları; bunlardan sadece 12’sinin performans göstererek tahminlerin üzerine çıkabildikleri görülüyor.
Araştırmalarda kamuoyu dikkatini çekebilecek bir diğer noktayıysa, tepe yöneticilerin görev süresi oluşturuyor. 1990’larda ortalama 10.5 yıl hizmet veren CEO’lar, günümüzde 4.2 yıl gibi periyodlarla şirketlerin başında duruyorlar.
Harvard Business School profesörü Michael Beer’ın, kaleme aldığı; “Yüksek Kararlılık, Yüksek Performans” adlı kitabı, yöneticilerin uymaları gereken iş ahlakını irdelemesi bakımından önemli saptamalar içeriyor.
Prof.Beer, kitabında, 2008 yılında patlak veren krizin önemli ölçüde; hedef ve strateji eksikliğiyle şirketlerin risklerini doğru yönetememelerinden kaynaklandığına vurgu yapıyor.
Krizin, akabinde yapılan değerlendirmelerde şirketlerin kendilerini birinci sıraya koymalarına rağmen, hissedarlarına aynı özeni göstermemelerinin ve kurumsal bir hesap verme zorunluluğunun olmamasının çöküşte etken olduğuna işaret edilmişti.
Prof. Beer’ın, dikkat çektiği çöküşe neden olan bir başka noktayı ise şirketlerde gücü elinde bulunduran yöneticilerin, daha alt seviyedeki yöneticilerden gelen uyarıları dikkate almamaları, hatta kimi zaman değerlendirme yapılmasına bile izin vermemeleri oluşturuyor.
Doğruyu ifade etmek isteyenlerin, daha üst düzey yöneticilerce susturulmalarının yanlış strateji izleyen bir kısım yöneticileri cesaretlendirdiğine dikkati çeken Prof. Beer, yaşanan felakete rağmen hala şirketlerin çalışanlarına yeterince söz hakkı vermediğini ifade ediyor.
Kağıt üzerinde gerçekleştirdikleri kısa dönemli karlara odaklanmalarının, şirketlere benzer hayal kırıklıklarını tekrar tekrar yaşattığını belirten Prof. Beer, buna karşılık içerisinden gelen seslere kulak veren şirketlerin zirvede kalmayı başardıklarını söylüyor.
Sonuç olarak, Prof. Michael Beer, yöneticilerini, uzunca bir süre bünyelerinde bulunduran ve daha şeffaf bir yapıya sahip olan şirketlerin, etik sınırlarını yüksek tutarak zirvedeki yerlerini daha uzunca bir süre koruyabildiklerini günümüz yöneticilerine hatırlatıyor.



Kaynak : 