ABD’de göçmen operasyonlarının teknoloji ayağı yeniden büyük tartışma yarattı. Teknoloji şirketi Palantir Technologies ile çalışan ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu’nun (ICE), ajanların telefonlarından milyonlarca kişiye ait verilere erişebildiği iddiası gündeme oturdu.
İddia, teknoloji gazeteciliği platformu 404 Media’nın yayımladığı haberle gündeme geldi. Habere göre, bir ICE yetkilisi Arizona’daki Border Security Expo etkinliğinde yaptığı konuşmada, ajanların “telefonlarında 20 milyon kişilik hedef listesine” erişebildiğini söyledi.
Bu sistemin merkezinde ise yıllardır ABD istihbaratı, Pentagon ve güvenlik kurumlarıyla çalışan Palantir bulunuyor.
ICE ve ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) genellikle gazetecilerin Palantir’in teknolojisini nasıl kullandıkları hakkındaki sorularını yanıtlamazken, sınır güvenliği konferansında üst düzey bir ICE yetkilisi ilk defa bazı konulara açıklık getirdi. Yaptığı açıklamalara göre, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı’nın (ICE) Palantir sistemlerini kullanması, kurum yetkililerinin iPhone’larında 20 milyon kişinin listesine kolayca erişebilmesini sağlıyor ve bu da ICE’nin baskın yapılacak evleri ve tutuklanacak kişileri bulma hızını artırıyor.
Palantir nasıl çalışıyor?
2003 yılında Peter Thiel ve ortakları tarafından kurulan Palantir, klasik anlamda bir “veri depolama şirketi” değil. Şirketin temel işi, çok farklı veri kaynaklarını tek bir analiz platformunda birleştirmek.
Palantir’in Gotham, Foundry ve son dönemde ImmigrationOS gibi platformları; devlet kurumlarından, ticari veri brokerlarından ve saha operasyonlarından gelen bilgileri eşleştirerek “kişi profilleri” oluşturabiliyor. Bu sistemlerde, isim, telefon numarası, adres, araç bilgileri, sosyal medya ilişkileri, göçmenlik kayıtları, seyahat geçmişi, kamu yardımı verileri, sağlık veya sigorta verileri, cep telefonu konum sinyalleri, yüz tanıma sonuçları gibi farklı veri kümeleri aynı ekranda birleştirilebiliyor.
Palantir’in gücü tam da burada ortaya çıkıyor: tek başına bir veritabanı kurmaktan çok, dağınık halde duran milyonlarca kaydı ilişkilendirerek operasyonel istihbarata dönüştürüyor.
Veriler nereden geliyor?
ABD’de son dönemde en büyük tartışma konusu da bu. Kongre üyeleri ve sivil özgürlük kuruluşları, ICE ve İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS) farklı devlet kurumlarından gelen hassas bilgileri Palantir sistemlerine aktardığını öne sürüyor. İddialara göre veri kaynakları arasında, IRS vergi kayıtları, Medicare ve sağlık sistemleri, sosyal yardım başvuruları, sürücü belgeleri, uçuş ve seyahat kayıtları, ticari veri brokerları, cep telefonu veri sağlayıcıları, sosyal medya analiz sistemleri, plaka tanıma ağları, yüz tanıma sistemleri vs bulunuyor.
ABD’li yasa koyucuların yayımladığı resmi mektupta, Palantir sistemlerinin “kişileri adresler, cihazlar, telefon numaraları ve diğer kimlik verileri üzerinden eşleştirebildiği” ifade edildi.
Aynı belgelerde Clearview AI yüz tanıma sistemleri, Stingray tipi cep telefonu takip cihazları, sosyal medya analiz araçları ve diğer gözetim teknolojilerinin de ICE operasyonlarına entegre edildiği belirtiliyor.
“Google Maps gibi çalışıyor”
ABD basınına yansıyan mahkeme ifadelerinde ICE içinde kullanılan “Elite” adlı uygulamanın “Google Maps benzeri” çalıştığı aktarıldı. Sistem, belirli kişilerin hangi mahallelerde veya hangi adreslerde bulunabileceğine dair olasılık hesaplıyor. Ancak federal mahkemede ifade veren bir ICE görevlisi, sistemin her zaman doğru olmadığını da kabul etti:
“Uygulama yüzde 100 diyebilir ama yanlış olabilir.”
Buna rağmen eleştirmenler, bu tür araçların artık yalnızca suç soruşturmalarında değil, kitlesel göçmen operasyonlarında kullanıldığını söylüyor. Trump yönetiminin, ölümler ve protestolar sonucunda, kitlesel sınır dışı etme söyleminden ve baskınlardan geri adım atar gibi gözükse de, ICE’ın şiddet kullanarak insanları gözaltına almaya devam ettiği kaydediliyor. Nisan ayına ait veriler, ICE gözaltında tutulan kişilerin %70,8’inin (42.722 kişi) herhangi bir suç kaydının olmadığını göstermiş. Üst düzey yetkili ise, Palantir’in teknolojisinin ICE’nin bir hedefi başarıyla bulma oranını yaklaşık yüzde 27’den yüzde 80’in biraz altına çıkardığını söyledi.
Palantir neden bu kadar tartışmalı?
Palantir uzun süredir ABD ordusu, CIA, NSA, FBI ve polis teşkilatlarıyla çalışıyor. Şirket özellikle Afganistan savaşında hedef analizi ve saha istihbaratı için kullanılmıştı.
Ancak son yıllarda şirketin göçmen operasyonlarındaki rolü büyük tepki çekiyor.
İnsan hakları kuruluşları, Palantir’in teknolojisinin, kitlesel gözetim, göçmen takibi, protestocuların izlenmesi, vatandaş verilerinin merkezileştirilmesi, “dijital fişleme” için kullanıldığını savunuyor.
Amnesty International daha önce, Palantir’in ICE ile yaptığı sözleşmeler nedeniyle insan hakları riskleri yarattığını açıklamıştı.
“Dijital sınır güvenliği” dönemi
Uzmanlara göre tartışmanın özü artık yalnızca göç politikası değil. Asıl mesele, devletlerin yapay zekâ destekli veri platformları sayesinde toplumun çok büyük bölümünü gerçek zamanlı izleme kapasitesine ulaşması. Birçok analist, Palantir’in bugün geliştirdiği modelin gelecekte, vergi denetimleri, sosyal medya kontrolü, protesto takibi, finansal analiz, siyasi profil çıkarımı gibi alanlara da genişleyebileceği uyarısında bulunuyor.
ABD’de bazı hukukçular ise bunun “ticari veri brokerları üzerinden dolaylı kitlesel gözetim” anlamına geldiğini ve anayasal mahremiyet sınırlarını zorladığını savunuyor.



Kaynak : 