web analytics
Salı, Haziran 23, 2026
No Result
View All Result
  • Giriş
Türk İnternet
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu
No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu
No Result
View All Result
Türk İnternet
No Result
View All Result
Ana Sayfa YENİ TEKNOLOJİLER ARGE - Inovasyon Eğitim

Gürkan Avcı : Bakan Yusuf Tekin, Kelime Oyunlarıyla Eğitimdeki Çöküşü Gizlemeye Çalışıyor

turk-internet.com Haber Merkezi-turk-internet.com Haber Merkezi
17 Mayıs 2026
-Eğitim
0
AKP İktidarının 23 Yıllık Kültür Politikaları; Türkiye’nin Kayıp Rönesansı ve Yok Edilen Bir Miras, Kaçırılan Bir Gelecek
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşLinkedin'de Paylaş

Birkaç gündür basında yoğun bir şekilde yer alan “MEB’den ezber bozan müfredat hamlesi!”, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile eğitim sisteminde Büyük Devrim!”, “Yeni müfredatta Orta Asya” yerine “Türkistan”, “Bizans” yerine “Doğu Roma” gibi birçok kavram değişti!”, “Müfredata milli bilinç, kültürel miras odaklı yeni terminoloji geldi!” başlıklı haberleri büyük bir şaşkınlık ve üzüntü ile karşıladığını kaydeden DESAM (Demokrasi ve Eğitim Etütleri Stratejik Araştırma Merkezi) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, ‘İNOSAM – ‘Eğitim Konseyi’nin ‘Mesleki Eğitimde Almanya Modeli’ başlıklı toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi;

“Muhterem Arkadaşlar. Mesele “Haçlı Seferleri”ne ne deneceği değil. Mesele “Bizans” mı “Doğu Roma” mı deneceği de değil. Asıl mesele şu: Bir ülke neden sürekli kelimeleri değiştirmeye çalışır ama gerçekliği değiştiremez?

İşte Türkiye’nin eğitim trajedisi tam burada başlıyor. Çünkü bu ülkede uzun zamandır eğitim sistemi; çocuk yetiştirmek için değil, rejimin kendi psikolojik eksiklerini tamir etmek için kullanılıyor.

Bu çok ağır bir cümle. Ama gerçek. Çünkü güçlü devletler çocuklarına gerçekliği öğretir. Güvensiz rejimler çocuklarına resmî ideolojiyi öğretir. Ve bugün Türkiye’de eğitim sistemi giderek bir bilgi sistemi olmaktan çıkıp bir “duygusal rejim üretim merkezi”ne dönüşüyor. Bu tür hamasetler eğitim sisteminin derin paradigmatik çöküşünü maskelemektedir.

Yaşadığımız yüzyılda Türkiye’nin eğitimi bazı niceliksel adımlarla dikkat çekse de, sistemik yapısal sorunları derinleşmiş; kalite olarak OECD ortalamasının belirgin altında kalmaya, uluslararası sıralamalarda ise orta-alt ligde yer almaya devam etmektedir.

Bugün sayısı 200’e yaklaşan siyasi partilerimizin hemen hiçbirinin eğitim sistemini sistemler teorisi, bilişsel bilim, kültürel evrim, dikkat ekonomisi ve medeniyet analizi perspektiflerinden inceleyen bir projeksiyonu yoktur. Hiçbir üniversitemiz, cesurane derinlikte bir epistemolojik ve ontolojik eleştiri sunan; Türkiye’nin kendi medeniyet sentezini 21. yüzyılın eksponansiyel çağına uyarlayacak radikal bir eğitim vizyonu ortaya koyamamıştır.

Türkiye’de uzun zamandır çok büyük bir yanlış yapılıyor. Üstelik bu yanlış yalnızca bir hükümetin, bir bakanın ya da bir müfredat komisyonunun yanlışı değil. Bu, devlet aklının son iki yüzyıldır- son otuz-kırk yılda yavaş yavaş içine düştüğü çok daha derin bir zihinsel kriz. Ve Yusuf Tekin’in son müfredat hamlesi bu krizin yalnızca semptomu.

MEDENİYET KRİZİMİZ VE İNSAN TİPİ İNŞAMIZ!

Süper yapay zekâ çağında Türk eğitim sistemi, hâlâ “bilgi aktarımı” paradigmasına hapsolmuştur: çocuğu sıraya oturt, ezberlet, sınavla, mezun et. Oysa nörobilim ve bilişsel bilim, beynin pasif depolama değil, aktif tahmin makinesi olduğunu gösterir.

Müfredat ezberci yüküyle dikkat ekonomisinin kurbanı olan öğrencilerin prefrontal korteks gelişimini köreltmekte, eleştirel sorgulama ve soyut modelleme kapasitesini zayıflatmaktadır. Türkiye’nin matematik ve okuduğunu anlamadaki geriliği, yaratıcı problem çözme ve transfer becerilerindeki kronik yetersizliğin semptomudur.

Ak Parti hükümetinin

“Milli ve manevi değerler” vurgusu, kültürel birikimimizi zenginleştirmek yerine, çoğu zaman memetik tekdüzelik yaratmakta; geleneksel hikmet ile modern bilimsel sorgulamayı sentezleyen bir “medeniyet epistemolojisi” inşa edememektedir.

Bu ne tam çağcıl ne tam medeniyetçi bir sentezdir; hibrit bir belirsizliktir. Evrim, karmaşık sistemler ve yapay zekâ etiği gibi konuların temkinli ele alınışı, genç zihinleri “bilinmeyene karşı korku” yerine “merak kültürü” ile donatamamaktadır.

Eğitim, yalnızca beceri değil, varoluşsal varlık tipi üretir. Mevcut sistem, “itaatkâr tüketici-çalışan” ile “ezberci sınav makinesi” arasında salınan bir insan tipi ortaya çıkarmaktadır. Dikkat dağınıklığı, sosyal medya ile birleşince, derin okuma ve uzun soluklu düşünme kapasitesini eritmektedir.

“Şahsiyet inşası” söylemi mühim olsa da, pedagojik uygulamada yeterince somutlaşmamakta; karakter eğitimi, ritüel ve ahlak söylemine sıkışırken, stoacı dayanıklılık, entelektüel alçakgönüllülük ve insanlık medeniyetine katkı-rolmodel sorumluluğu, derin erdemler ihmal edilmektedir.

TÜRKİYE’DE EĞİTİMİN EN BÜYÜK PROBLEMİ CEHALET DEĞİL!

Türkiye’nin en büyük problemi cehalet değil. Cehalet dürüst bir şeydir. Gerçek cahil: bilmediğini bilir, soru sorar, öğrenmek ister, merak eder. Türkiye’nin problemi başka: Sahte derinlik!!! Yani bilgi üretmeden bilgili görünme arzusu. Bu yüzden Türkiye’de sürekli büyük büyük laflar dolaşıyor: “Türkiye Yüzyılı” “maarif modeli” “köklerden geleceğe” “medeniyet perspektifi” “yerli ve milli eğitim”

Ama içeriğe baktığında çoğu zaman karşına çıkan şey: renkli kapaklı PDF dosyaları. Çünkü burada asıl amaç çocuk yetiştirmek değil. Devletin kendisini entelektüel hissetmesi. Ve Yusuf Tekin dönemi bunun zirve noktalarından biri oldu. Çünkü tarihte ilk kez bir eğitim reformu, gerçek öğrenme krizlerinden çok kavram estetiği üzerinden pazarlanıyor.

ÇOCUKLAR MATEMATİK ÇÖZEMİYOR AMA BAKAN KELİME DÜZENLİYOR

Bugün Türkiye’de milyonlarca çocuk: okuduğunu anlayamıyor, düşüncesini ifade edemiyor, soyut akıl yürütmede zorlanıyor, dikkat dağınıklığı yaşıyor, dijital bağımlılıkla mücadele ediyor, bilimsel düşünemiyor, veri yorumlayamıyor, eleştirel analiz yapamıyor. Ama devletin Milli Eğitim Bakanının ana gündemi: “Coğrafi Keşifler” ifadesi uygun mu değil mi? Bu inanılmaz bir şey. Bu, evin çatısı yanarken salonun duvar kağıdının rengine odaklanmaya benziyor.

Dünyada eğitim sistemleri: yapay zekâyı, nörobilimi, dikkat ekonomisini, bilişsel mimariyi, yaratıcılığı, problem çözmeyi, insan-makine iş birliğini, etik algoritmaları, dijital manipülasyonu konuşuyor. Türkiye’de ise hâlâ kelime mühendisliği yapılıyor.

Ve işin trajikomik tarafı şu: Bunu “ezber bozan devrim” diye sunuyorlar. Hayır. Bu ezber bozmak değil. Bu, ezberin dekorunu değiştirmek. Ezber aynı ezber. Sadece ambalaj değişiyor.

Tekrar ifade etmek istiyorum. Türkiye’nin temel problemi terminoloji değildir. Temel problem: çocukların eleştirel düşünememesi, öğretmenlerin tükenmişliği, ölçme-değerlendirme sisteminin çağ dışılığı, ezberci sınav düzeni, dijital pedagojinin yokluğu, bilimsel metodoloji eksikliği, veri okuryazarlığının düşüklüğü, yapay zekâ çağında analog eğitim sürdürülmesi ve epistemolojik güvensizlik krizidir.

Bugün dünyanın gelişmiş eğitim modelleri: Finlandiya’da fenomen tabanlı öğrenmeye, Singapur’da bilişsel esnekliğe, Estonya’da algoritmik okuryazarlığa, Güney Kore’de dijital adaptasyona, MIT ve Stanford çevrelerinde disiplinlerarası problem çözümüne, OECD çevrelerinde “future competencies” yaklaşımına yönelmiş durumda.

Türkiye ise çocuklara “hangi kelimenin daha ideolojik olduğu” üzerinden tarih öğretmeye çalışıyor. Bu, 21. yüzyılın bilgi ekonomisinde buhar makinesiyle Formula 1 yarışına katılmaya benzer.

TÜRKİYE’DE DEVLETİN EN BÜYÜK TAKINTISI: KAVRAMLARI KONTROL ETMEK

Türkiye’de devlet uzun zamandır şöyle düşünüyor: “Eğer insanların kullandığı kelimeleri kontrol edersek, düşüncelerini de kontrol ederiz.” Bu yüzden sürekli: isim değişiyor, kavram değişiyor, tabela değişiyor, terminoloji değişiyor, tarih anlatısı yeniden paketleniyor. Çünkü gerçek dönüşüm zor. Kelimeleri değiştirmek kolay.

Oysa gerçek dönüşüm için: öğretmeni değiştirmen gerekir, sistemi değiştirmen gerekir, sınavı değiştirmen gerekir, bürokrasiyi küçültmen gerekir, özgür düşünceyi büyütmen gerekir, çocuk psikolojisini anlaman gerekir, pedagojiyi bilmen gerekir. Ama bunlar emek ister. Onun yerine kelime değiştirirsin. Ve televizyonda alkış alırsın.

EĞİTİMİ RÖVANŞ ALANI SANMAK ÇOK TEHLİKELİ

Türkiye’de her ideolojik yapı ve hükümetler aynı hatayı yaptı. Hepsi de eğitimi: gelecek inşa etme alanı değil, geçmişle hesaplaşma alanı olarak kullandı. Bir dönem başka ideolojiler çocukların zihnine işlendi.
Şimdi başka ideolojiler işleniyor. Ama yöntem aynı. Çocuk yine araç.

Oysa gerçek eğitim: devletin kendi psikolojik savaşını çocukların zihninde yürütmesi değildir. Gerçek eğitim: çocuğun kendi zihnini kurabilmesidir. Bir çocuk: Osmanlı’yı da bilmeli, Bizans’ı da bilmeli, Batı düşüncesini de bilmeli, İslam düşüncesini de bilmeli, moderniteyi de bilmeli, sömürgeciliği de bilmeli, kendi medeniyetini de bilmeli.

Çünkü güçlü medeniyetler bilgi saklamaz. Bilgiyi yönetir. Bilgiden korkan devlet güçlü değildir. Kırılgandır.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK FELAKETİ: GERÇEKLİKTEN KOPUK SEMBOLİZM

Bugün Türkiye’de eğitim sistemi yavaş yavaş gerçeklikten kopuyor. Ve yerini sembolik gösterilere bırakıyor. Bakın dikkat edin: Her şey “görünüş”: büyük lansmanlar, büyük sloganlar, büyük PDF’ler, büyük vizyon konuşmaları, büyük kavramlar.

Ama sınıfa giriyorsun: öğretmen tükenmiş, öğrenci kopmuş, sistem ezberci, okul ruhsuz, müfredat şişkin, sınav sistemi çağ dışı. Yani içeride çürüme var. Ama dışarıda sürekli vizyon tiyatrosu oynanıyor. İşte modern Türkiye’nin en büyük problemi bu: Gerçeklik üretmek yerine görüntü üretmek.

ÖZ-HAKİKİ “YERLİ VE MİLLİ” EĞİTİM NASIL OLUR?

Şimdi gelelim asıl meseleye. Çünkü Türkiye’nin sözde değil özde ve gerçekçi yerli ve milli bir eğitime ihtiyacı var. Ama bugünkü gibi slogan milliyetçiliğine değil. Hakiki bir medeniyet eğitimine. Gerçek milli eğitim ne demektir biliyor musunuz?

Bu aziz ve necip milletin çocuklarına: başka milletlerden nefret etmeyi değil, kendi potansiyelini gerçekleştirmeyi öğretmesi. Gerçek milli eğitim: hamaset değil kapasite üretir. Ve işte böyle olurdu:

EZBER DEĞİL DÜŞÜNME MERKEZLİ EĞİTİM

Çocuklara bilgi depolamak değil: düşünmek, analiz etmek, bağlantı kurmak, sorgulamak, sentez yapmak, problem çözmek öğretilirdi. İlkokuldan itibaren: mantık, safsata analizi, medya manipülasyonu, algoritma okuryazarlığı, dikkat yönetimi, psikolojik dayanıklılık temel ders konuları olurdu.

TÜRKİYE YAPAY ZEKÂ ÇAĞININ EĞİTİM ÜSSÜ OLURDU

Her çocuğun: öğrenme biçimi, dikkat süresi, zihinsel yeteneği, ilgisi, psikolojik yapısı AI sistemleriyle analiz edilirdi. Kişiselleştirilmiş eğitim başlardı. Çünkü her çocuk aynı değil. Ama Türkiye’de sistem hâlâ herkesi aynı kalıba sokmaya çalışıyor. Bu endüstriyel çağ mantığı. Dünya bunu terk etti.

ÖĞRETMEN MEMUR DEĞİL ZİHİN MİMARI OLURDU

Bugün öğretmen: evrak taşıyan, sistemin yükünü çeken, angaryalarla boğuşan, mesleki niteliği her geçen yıl azalan, özlük-mesleki-ekonomik sorunlarla bocalayan, düşük motivasyonlu bir memura dönüştürüldü. Oysa gerçek eğitimde öğretmen: bir medeniyet tasarımcısıdır.

En zorlu ve nitelikli aşamalardan geçerek atanır ve sistem öğretmeni sürekli günceller ve geliştirir. En yüksek maaşı öğretmen alırdı. En prestijli meslek öğretmenlik olurdu. Türkiye gibi baştan savma bir öğretmen yetiştirme politikası ve hiçbir şey olamayanların öğretmen olduğu bir ülke değil. Çünkü bir ülkenin kaderini öğretmen belirler.

OKULLAR FABRİKA DEĞİL KEŞİF ALANI OLURDU

Bugünkü okullar: itaat fabrikası gibi. Gerçek eğitimde okul: laboratuvar olur, fikir merkezi olur, sanat alanı olur, teknoloji merkezi olur, yaşam simülasyonu olurdu. Çocuk: müzik üretirdi, robot yapardı, felsefe tartışırdı, doğa gözlemlerdi, şirket kurardı, bilim deneyleri yapardı.

GERÇEK MEDENİYET EĞİTİMİ VERİLİRDİ

Osmanlı romantizmi değil. Gerçek medeniyet bilgisi. Yani çocuk: Farabi’yi de, İbn Sina’yı da, Gazali’yi de, Newton’u da, Einstein’ı da, Konfüçyüs’ü de, Nietzsche’yi de, Mevlana’yı da öğrenirdi. Çünkü özgüveni olan devlet bilgi sansürlemez. Tek perspektifli eğitim, bilgi üretmez; yalnızca sadakat üretir. Sadakat ise fikir ve teknoloji geliştirmez.

TÜRKİYE DÜNYANIN EN YARATICI NESLİNİ YETİŞTİRİRDİ

Çünkü gelecek çağ: itaat edenlerin değil, yaratıcı düşünenlerin çağı. Ve bu cennet vatanın çocukları aslında inanılmaz potansiyele sahip. Ama sistem onları: korkak, ezberci, kaygılı, bağımlı, pasif hale getiriyor. Gerçek milli eğitim sistemi bu potansiyeli açığa çıkarırdı.

Bir ülke: kavram değiştirerek büyümez. Bir ülke: çocuklarının zihnini büyüterek yükselir. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey: “Haçlı Seferleri”ne yeni isim bulmak değil. Yeni insan modeli kurmak. Çünkü gelecek artık: petrol savaşı değil, zekâ savaşı.

Ve Türkiye hâlâ kelime düzenleyerek çağ atlayacağını sanıyor. Ve maalesef Türkiye’de hâlâ müfredat tartışmaları, 1970’lerin ideolojik öğrenci derneği atmosferinde yürütülmektedir. Eğitim; hamaset üretme merkezi değil, yüksek bilinç üretme sistemidir. Medeniyet; terim mühendisliğiyle değil, özgür ve güçlü zihinlerle kurulur.

Ve böylece gençlerimiz hem köküne bağlı hem evrensel rekabetçi hem ahlaklı hem yaratıcı hem dayanıklı hem özgür düşünen bireyler olur. Sayın Bakan, YÖK Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Eğitim Politikaları Kurul üyeleri ve hatta Sayın Cumhurbaşkanı ve tüm karar vericiler: Bu eleştirim yapıcı bir medeniyet çağrısıdır. Hamaseti ve tribünlere oynamayı bırakın.

Paradigmayı değiştirecek cesareti gösterin. DESAM olarak bu dönüşümün teknik detaylarını, pilot uygulamalarını ve yol haritasını paylaşmaya hazırız. Türkiye’nin geleceği genç zihinlerimizin kalitesindedir. Gelin, Medeniyet 2.0’ı inşa edelim. Zihinleri özgürleştirelim, Türkiye’yi en yukarı seviyeye yükseltelim.

EĞİTİMDE EŞİTSİZLİK BEBEKLİKTE BAŞLIYOR

Bu eleştirilerim asla kişisel değil, sistemik ve yapısaldır. Bakan Tekin’in ve ekibinin deneyimi takdir edilecek hususlardır; ancak vizyonları, Türkiye’nin küresel rekabet gücünü yükseltecek seviyede bütüncül ve geleceğe dönük değildir; sistemin yapısal inertiasını ve paradigmatik kör noktalarını göremiyorlar.

Bugün hala yaklaşık 1 milyon civarında çocuk örgün eğitimin dışında veya niteliksiz açık öğretimde. Dezavantajlı bölgelerde eşitsizlik uçurumu her geçen gün derinleşiyor.

Mesleki eğitim hâlâ “ikinci sınıf” algısından kurtulamadı. Erken çocukluk eğitimi nitelikleştirilemediği ve yaygınlaştırılamadığı için ilk eşitsizlik bebeklikte başlıyor. MEB’in temel vazifelerinden birisi olan, veli yani anne baba eğitiminde ise bakanlık tamamen sınıfta kalmıştır.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A ÇAĞRI; EĞİTİMDE EZBER BOZUN, CESUR OLUN!

Ve son olarak Sayın Cumhurbaşkanına açık ve samimi bir çağrıda bulunmak istiyorum. Eğer gerçekten eğitimde tarihî bir paradigma değişimi hedefleniyorsa; artık vitrindeki sloganlar yerine sahici bir zihinsel dönüşüm iradesi gösterilmelidir. Bu noktada belki de Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, bürokratik ezberleri tekrar eden teknokratik bir dil değil; toplumsal karşılığı olan, gençlerle daha doğal temas kurabilen, medeniyet iddiasını daha samimi taşıyan yeni bir siyasi açıklıktır. Açık konuşayım: Sayın Bilal Erdoğan’ın eğitim ve gençlik meselelerinde mevcut kadroların önemli kısmından daha sahici, daha tutkulu ve daha organik bir dil kurabildiği görülmektedir. Hiç değilse neyi savunduğunu açık söylemekte, kavram cambazlığına ihtiyaç duymamaktadır.

Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum: Eğer gerçekten “yeni insan modeli”, “medeniyet tasavvuru” ve “Türkiye Yüzyılı” söylemleri samimi ise, o halde eğitim politikalarında da ezber bozacak kadar cesur olun. Bilal Erdoğan’ı Milli Eğitim Bakanı yapın. En azından Türkiye artık semantik makyaj mı izliyor, yoksa gerçek ve samimi ve dobra bir medeniyet projesi mi kuruluyor; bunu daha net görmüş olur.”

Etiketler: Demokrasi ve Eğitim Stratejik Araştırmalar Merkezi (DESAM)GündemGürkan AvcıİNOSAM (İnovatif Stratejik Araştırmalar Merkezi)Milli Eğitim Bakanlığı (MEB)Yusuf Tekin

Türk İnternet'ten buna benzer yazılar için bildirim almak ister misiniz?

ABONELİKTEN ÇIK
turk-internet.com Haber Merkezi

turk-internet.com Haber Merkezi

Turk-internet.com Haber Merkezi Türk Internet Endüstrisi Portalı, turk-internet.com, 1 Eylül 2000’de resmi yayına geçerek, iş ve Internet dünyası profesyonelleriyle buluşmuştur. Editör icin [email protected] ya da [email protected].

Lütfen yorum yapmak için giriş yapın.

GÜNLÜK BÜLTEN ABONELİĞİ

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

HAFTANIN ÖNE ÇIKANLARI

  • St. Petersburg Forumu, Rusya’nın Yeni Teknoloji Stratejisinin Sinyallerini Veriyor: Nadir Toprak Elementleri, Yapay Zeka, Yarı İletkenler ve Teknolojik Egemenlik
  • Türkiye Yapay Zeka Stratejisinde Yeni Dönem: Dijital Egemenlik Merkeze Yerleşti, Peki Bu Yeterli mi?
  • Teknoloji Girişimlerini İlgilendiren Yeni Düzenlemeler Yürürlükte
  • Washington Yapay Zekada Yavaşlatma Yerine Hızlanmayı Seçti: Yeni ABD Yapay Zeka Doktrini ve Riskleri
  • Dijital Dönüşüm ve Gazeteciliğin Küresel Krizi

HAFTANIN KELİMESİ

3GPP

3. Nesil Ortaklık Projesi (3GPP), dünya çapında çeşitli mobil (hücresel) ve telekomünikasyon standartlarını geliştiren ve sürdüren bir grup standart kuruluşudur.

3G ile birlikte kurulmuş ve telekom endüstrisinin Birleşmiş Milletleri diye tanımlanabilir. Sonraki nesiller için de standartları belirlemiştir.

Detayı için Wiki-Turk'e bakınız

İNTERNET HIZI

Türkiye'nin İnternet Hızlarını Dünya ile KarşılaştırmakKaynak : https://www.speedtest.net/global-index#mobile
Facebook Twitter LinkedIn

Bildirimler

Turk-internet.com masaüstü bildirimlerini almak için lütfen buraya tıklayın

Son Yorumlar

  • ICANN, Yeterince Temsil Edilmeyen Toplulukları Yeni gTLD Başvuru Destek Programı İle Güçlendiriyor için Tolga Kaprol
  • BTK, Yabancı e-SIM Firmalarını Engelledi için Bulent SEN
  • Sahibinden.com Domain’inin Güncellenmesi Unutulmuş için Tolga Kaprol
  • İngiliz Düzenleyici Ofcom, Bulut Servislerini ve Akıllı Cihaz Pazarını Soruşturuyor için Tolga Kaprol
  • Seçim Yaklaşırken, Kişisel Veriler Kötüye Nasıl Kullanılır? için [email protected]

Türk İnternet'ten ilginize çekecek yazılar için bildirim almak ister misiniz?

Abone Ol

© Copyrights 2000-2025 - Bu sitede yayınlanan haber/söyleşi/makale ve bilgilerin tüm hakkı turk-internet.com'a aittir.

Tekrar Hoşgeldiniz!

Aşağıdan hesabınıza giriş yapınız

Şifremi unuttum?

Şifrenizi geri alın

Lütfen şifrenizi resetlemek için kullanıcı adı veya email adresinizi girin.

Giriş yap
No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu

© Copyrights 2000-2025 - Bu sitede yayınlanan haber/söyleşi/makale ve bilgilerin tüm hakkı turk-internet.com'a aittir.