Bağımsız bir stratejik araştırma merkezi olarak eğitim, gençlik ve kültür alanlarında sistemik sorunların bilimsel tespitini yapan, veri temelli analizler yürüten ve etkili politika önerileri geliştiren DESAM (Demokrasi ve Eğitim Etütleri Stratejik Araştırma Merkezi) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” dolayısıyla şu kritik değerlendirmelerde bulundu:
Türkiye’nin izlediği gençlik ve spor politikalarını DESAM uzmanı ve danışmanı yetkin arkadaşlarımızla birlikte eski bir spor federasyonu yöneticisi olarak masaya yatırdık; 107 yıl önce Samsun’da yakılan bağımsızlık meşalesi, gençliğin omuzlarında taşıdığı sorumluluk ve Gazi Mustafa Kemal’in “Bütün ümidim gençliktedir” derken vatanı emanet ettiği gençlik ve gençlerimizi “piyon” yahut “seçmen stoğu” olarak gören ve tepe tepe kullanan siyasi partilerin istismar ve ihmallerini açık açık ve cesaretle ortaya koymak sorundayız.
Türkiye’nin zihnen özgür, bedenen güçlü, ruhen dayanıklı, eleştirel düşünen ve ülkesine sahip çıkan yüksek seciyeli bir gençliğe ihtiyacı vardır. Bugün, 19 Mayıs 2026’da, Türkiye’yi 21. yüzyılın Gençlik ve Spor Rönesansına taşımak gibi bir sorumluluğumuz vardır. Çünkü bugün nicel rakamların arkasına gizlenen niteliksel çöküş, gençlerimizi spordan, hayattan ve gelecekten koparmaktadır.
TÜRKİYE GENÇLİK VE SPOR RÖNESANSINI BAŞLATMALIDIR!
Bugün Türkiye’de lisanslı sporcu sayısında artışlar yaşansa da (2024’te yaklaşık 8,9 milyon lisanslı, faal sporcu sayısı ise 4,9 milyon civarında), bu rakamlar gerçeği yansıtmamaktadır. Faal katılım oranları düşük, dropout yani bırakma oranları yüksektir. Erken yaşta aşırı uzmanlaşma, “kazanan her şeyi alır” mantığı, aşırı antrenman, yaralanma riski ve eğlencenin ortadan kalkması nedeniyle çocuklar spordan soğumaktadır. Türkiye’nin izlediği yanlış spor politikaları nedeniyle profesyonelleşme çocukları tüketmekte, eğlenceyi öldürmektedir.
EŞİTSİZLİK SPORDA DA VAR; PARAN KADAR SPOR!
Eşitsizlikler eğitimde olduğu gibi sporda da dramatiktir. Gelir düzeyi düşük ailelerin çocukları nitelikli spora erişememektedir. Pay-to-play sistemi yaygınlaşmış, özel kulüpler ve seyahat masrafları sporu zenginlerin yahut ayrıcalıklıların ayrıcalığı haline getirmiştir. Kız çocuklarının katılımı hâlâ yetersizdir çünkü tesis yetersizliği ve güvenlik kaygıları bunda etkilidir. Kırsal alanlarda, dezavantajlı semtlerde ve Doğu-Güneydoğu’da fırsatlar dramatik biçimde sınırlıdır. Sayıları 6 milyonu bulan engelli gençlerimiz için erişilebilir tesis ve nitelikli antrenör sayısı ise utanç vericidir. Okul sporları ödenekleri ödenmemekte, beden eğitimi dersleri yetersiz kalmakta, antrenör atamaları yıllarca sürüncemede bırakılmaktadır.
NE EĞİTİMDE NE İSTİHDAMDA OLAN GENÇLERİ SPORA YÖNLENDİRMEK GEREKİYOR!
Bütçe ve öncelik krizi ortadadır. Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesinde “gençlik” payı sembolik düzeyde kalırken, spor bütçesinin büyük kısmı göstermelik şov ve etkinliklere, siyasi propaganda mekanizmalarına ve elit sporcu ve kulüp desteklerine akıtılmaktadır. Bağımlılıkla mücadele, genç işsizliği, barınma ve mental sağlık gibi acil sorunlara ayrılan kaynaklar yetersizdir. Genç işsizlik oranları yetişkinlerin iki katı seviyesindeyken, spor ve gençlik politikaları bu yapısal sorunlara değinmemekte, sadece yüzeysel programlarla yetinmektedir. Ne eğitimde ne istihdamda olan gençleri spora yönlendirmek gerekirken boşta geçen gençlerin sayısı alarm vermektedir.
GENÇLERİ DÜŞÜNEN YOK; İKTİDARDA MUHALEFETTE KENDİ GÜNDEMİNDE!
Siyasi sorumsuzluk zirvededir. İktidarda muhalefette gençliği “siyasi” retoriğiyle ideolojik araçsallaştırmakta, sporu miting alanı, gençlik merkezlerini kontrol mekanizması olarak görmektedir. Gerçek katılım, eleştirel düşünce ve özgür gelişim yerine sadakat ve gösteriş ön plandadır. Siyasi partiler kasıtlı olarak bu konuyu yeterince önceliklendirmemekte, kendi iktidar kavgalarına, şahsi çıkar ve koltuk hesaplarına gömülmekte, gençlerin sesini duymamaktadır. İktidarda muhalefette gençleri “seçmen stoğu” veya “piyon” olarak görmektedir. Oysa gençler bu ülkenin asıl sahibidir; sorunlarını, umutlarını ve beklentilerini duymak zorundayız.
GENÇLİĞİ SARAN KUMAR, MADDE BAĞIMLILIĞI VE ŞİDDETİN ÇÖZÜMÜ DE SPORDA!
Türkiye’de mental sağlık krizi, madde bağımlılığı, sanal kumar ve geleceksizlik duygusu gençlerimizi sinsice sarmaktadır. Spor, bu yaraları sarmak yerine, bürokratik hantallık ve popülizm nedeniyle etkisiz kalmaktadır. Okul sonrası spor kulüpleri yetersiz, üniversitelerde spor kültürü gelişmemiş, dijital platformlar ve topluluk temelli modeller ihmal edilmiştir. Uluslararası karşılaştırmalarda Türkiye, kapsayıcı ve sürdürülebilir gençlik sporu modellerinde oldukça geridedir.
Türkiye’nin Gençlik ve Spor Rönesansı Başlatması Gerekiyor. Bu tabloyu değiştirmek için radikal, bilimsel ve kapsayıcı bir vizyon şarttır. Başta Gençlik ve Spor Bakanlığı olmak üzere Kültür ve Eğitim Bakanlığı, YÖK’ün bir araya gelip derhal “Ulusal Gençlik ve Spor Vizyon Belgesi” açıklaması gerekiyor:
Bugün, bir bayram coşkusunun ötesinde, bu toprakların evlatlarına, bu ülkenin geleceğine dair derin bir sorumluluğumuz vardır. Konumuz şudur: Türkiye’de gençlik ve spor politikaları, maalesef sistemik bir körlüğün, veri yoksunluğunun, popülist anlık hamlelerin ve katılımcılıktan uzak, merkeziyetçi bir anlayışın kurbanı olmuştur. 19 Mayıs, sadece tören geçişlerinden, kortejlerden, bir günlük coşkulu gösterilerden ibarettir. Oysa 19 Mayıs, gençlerin özgür iradeleriyle, bilimle, sanatla, sporla ve katılımcı demokrasiyle buluştuğu bir toplumsal dönüşüm projesidir.
TÜRKİYE’DE KATILIMCI SPOR YOK AMA REKABETÇİ SPOR PUTLAŞTIRILIYOR!
Türkiye’de spor, toplumsal bütünleşmenin, sağlıklı yaşamın ve karakter gelişiminin bir aracı olmaktan çıkarılmış, sadece madalya ve kupa odaklı bir “performans çılgınlığına” dönüşmüştür. Bakanlık raporlarına göre, lisanslı sporcu sayısındaki artış sevindirici görünse de, bu sporcuların %70’inin 12 yaşından önce sporu bıraktığı, ergenlik döneminde kayıpların çığ gibi büyüdüğü ortadadır. 6-12 yaş arası çocuklar “oyunun içinde eğlenme”, 12-16 yaş “beceri geliştirme” ve 16+ “rekabet ve uzmanlaşma” evrelerine ihtiyaç duyarken ülkemizde daha 8 yaşındaki çocuklar “mini şampiyonalar” ile tükenmişliğe, sakatlıklara ve rekabetçi spor mantığı nedeniyle spordan soğumaya itilmektedir.
Kültürel Dönüşüm bir an önce başlatılmalıdır: Sporu “yaşam biçimi” haline getirmeliyiz. Festival, kamp ve topluluk etkinlikleriyle gençleri spora bağlayacak, başarıyı sadece madalya ile değil, katılım, sağlık ve karakterle ölçeklendiren ve vizyon ortaya koymalıyız.
Bu vizyon, kumarla, uyuşturucuyla, bağımlılıklarla, bunalım ve depresyonla, işsizlik ve umutsuzlukla boğuşan ülkemiz gençliğini 21. yüzyıla taşıyacaktır. Gençlerimizi özgür düşünen, bedenen ve ruhen güçlü, dayanışmacı, rekabetçi ama ahlaklı, adil bireyler olarak yetiştiremezsek, mensubu bulunduğumuz kadim medeniyet kodlarımızla yetiştiremezsek ne cumhuriyetimizi ne de bağımsızlığımızı kalıcı kılabiliriz.
TÜRKİYE’DE BİR EĞİTİM FACİASI OLARAK ANTRENÖRLÜK UYGULAMASI
Gençlik sporunun kalbi antrenörlerdir. Türkiye’de ise antrenörlük eğitimi maalesef bir formaliteye dönüşmüştür. Türkiye’de aktif olarak görev yapan antrenörlerin sadece %15’i çocuk psikolojisi, pedagoji, pozitif disiplin ve güvenli spor ortamı konularında yeterli eğitime sahiptir. Geriye kalan torpilli ve niteliksiz yüzde 85, “hırs, bağırma, ceza antrenmanları ve yıldız avcılığı” gibi çağdışı dünyadan kalma yöntemlerle gençleri yetiştirmeye çalışmaktadır. Bu sistem, hem çocuk istismarı vakalarının önünü açmakta hem de yetenekli gençlerin travmalarla sporu bırakmasına neden olmaktadır.
Yani İnsan Kaynağı Devrimi yapmak zorundayız: Beden eğitimi öğretmeni ve antrenör atamaları acilen yapılmalıdır, nitelikli koçluk eğitimi bilimsel standartlara (CPD- sürekli mesleki gelişim) kavuşturularak, Dönüşümsel Koçluk uygulaması yaygınlaştırılmalı; veli eğitimi zorunlu hale getirilmelidir.
EŞİTSİZLİK VE ADALETSİZLİK SPORDADA VAR; ALTYAPI VE ERİŞİM ADALETSİZLİĞİ
Türkiye’de bir çocuğun okuluna 1 km mesafede nitelikli, güvenli ve ücretsiz bir spor tesisine erişim oranı %23’tür. Bu oran ABD’de %68, Almanya’da %81’dir. Bakanlığın kendi raporları bile, okul spor salonlarının %40’ının başka amaçlarla -depo, düğün salonu vs.- kullanıldığını itiraf etmektedir. Kırsal kesimdeki, engelli bireylerin ve kız çocuklarının spora erişimi ise neredeyse imkânsız hale gelmiştir.
Türkiye’de gençlik STK’larının temsilcileri, bakanlık bürokrasisiyle yılda bir kez “iştigal” toplantısı yapmakta, konular ardından raflara kaldırılmaktadır. Oysa, gençlerin kendi kaderlerini tayin hakkı bulunmalıdır. Bugün geldiğimiz noktada, gençlerden “sadece dinleyici ve alkışlayan” olmaları beklenmekte, karar alma mekanizmalarına etkin katılımları sistematik olarak engellenmektedir.
“HER ÇOCUK SPOR YAPAR” YASASI VE ULUSAL KATILIM GARANTİSİ VİZYONU
Eğitim ve Gençlik Bakanlığı koordinasyonunda, yasal bir düzenleme ile 6-18 yaş arasındaki her çocuğa, haftada en az 3 saat, okul sonrası ücretsiz, güvenli ve eğlenceli spor programı sunulmalıdır. Bu programla evrensel “toplumsal eşitlik” ilkesiyle, dezavantajlı bölgelere öncelik verecek şekilde finanse edilmelidir. Spor, bir “lüks” ya da “opsiyon” olmaktan çıkarılıp, bir kamu hizmeti ve temel çocuk hakkı olarak tanımlanmalıdır. Yani öncelikle Bilimsel Temel ve Politika Reformu şarttır: Bağımsız bir Gençlik ve Spor Araştırma Enstitüsü kurulmalıdır. Sporda erken uzmanlaşma yerine çok yönlü gelişim ekolu benimsenmelidir, kazanma baskısı yerine karakter eğitimi ve eğlence-eğlenerek öğrenme öncelenmelidir. Uzun vadeli, kanıta dayalı izleme ve değerlendirme sistemi getirilmelidir.
Spora Erişim ve Eşitsizliğe Son verilmelidir hem de derhal: Her ilçeye standartlara uygun, sembolik ücretli modern spor tesisleri ve gençlik merkezleri zorunlu hale getirilmelidir. “Her Gence Spor Kartı” sistemi gerçek bir kitle sporu programına dönüştürülmelidir; Ulaşım, ekipman ve beslenme desteği dahil. Kız çocukları, engelliler, kırsal gençler ve dezavantajlı gruplar için pozitif ayrımcılık ve özel programlar hazırlanmalıdır. Okullarda beden eğitimi ders saati artırılarak, her okula nitelikli antrenör ve tesis standardı getirilmelidir.
KAPSAMLI BİR YENİDEN YAPILANDIRMA İLE MİLLİ ANTRENÖRLİK SİSTEMİ
Uluslararası “Pozitif Gençlik Gelişimi” modeli ve Japonya-Kore spor politikaları referans alınarak, antrenörlük eğitimi tamamen yeniden tasarlanmalıdır. Kademeli zorunlu sertifikasyon- Çocuk Antrenörü – Gelişim Antrenörü – Yüksek Performans Antrenörü- sistemi getirilmelidir. Her antrenör, yılda en az 40 saat pedagoji, spor psikolojisi, çocuk koruma ve kapsayıcılık eğitimi almak zorunda bırakılmalı, bunu belgelemeyenlerin sahada çalışması yasaklanmalıdır. MEB’in hazırlayacağı “Gelecek becerileri” çalışmalarıyla entegre olarak, antrenörler aynı zamanda birer “gençlik mentoru” olarak yetiştirilmelidir.
SPORDA ZORUNLU VE BAĞLAYICI KATILIM MEKANİZMASI OLUŞTURULMALI
Bütün il, ilçe ve okul düzeyinde seçilmiş gençlik meclisleri kurulmalıdır. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın yıllık bütçesinin en az %10’u, bu meclislerin belirleyeceği projelere ayrılmalıdır. Ayrıca, bakanlık bünyesinde “Gençlik Politikaları Etki Değerlendirme Kurulu” oluşturulmalı, bu kurulun en az yarısı 30 yaş altı gençlerden oluşmalıdır. Gençlik ve Spor Bayramının anlamı, sadece bir günlük bir konuşma değil, 365 gün boyunca gençlerin karar masasında eşit birer paydaş olmasıdır.
Sağlık, Sosyal Kalkınma ve Sürdürülebilirlik Vizyonu şarttır: Sporu genç işsizliği, mental sağlık ve bağımlılıkla mücadelede stratejik araç haline getirmeliyiz. Okul sonrası ve topluluk temelli spor programları, üniversitelerde spor kültürü, dijital erişim platformları yaygınlaştırılarak; spor yaralanmalarını önleme, beslenme ve psikososyal destek entegre edilmelidir.
Kurumsal ve Yasal Güvence: Gençlik ve Spor Bakanlığı yapısı gözden geçirilmelidir; gençlik politikaları sporla entegre ama bağımsız bir vizyonla yürütülmelidir. Yerel yönetimler, STK’lar ve özel sektörle gerçek iş birlikleri kurulmalı; Bütçede gençlik payı en az %30’a çıkarılarak, şeffaf harcama denetimi getirilmelidir.
TÜRKİYE BAĞIMSIZ SPORDA ŞEFFAFLIK VE VERİ ÜSSÜ OLMALIDIR
Bugün Türkiye’de mevcut spor verileri toplanırken metodolojik hatalarla dolu ve birbirinden kopuktur. Bağımsız bir “Türkiye Gençlik ve Spor Veri ve İzleme Merkezi” kurulmalıdır. Bu merkez, akademik bağımsızlığa sahip, üniversiteler, STK’lar ve uluslararası kuruluşlarla ortak çalışan bir “gerçek zamanlı veri havuzu” oluşturmalıdır. Her yıl yayınlanacak “Ulusal Gençlik ve Spor Refah Endeksi” ile hem performans hem de katılım, sağlık, mutluluk, eşitlik gibi göstergeler kamuoyuyla şeffaflıkla paylaşılmalıdır ki güçlü ve vizyoner gençlik – spor politikaları geliştirilebilsin.
Ayrıca Türkiye’deki akademisyenlerin ortak düzenleyeceği her yıl tekrarlanan “Uluslararası Gençlik ve Spor Vizyon Forumu” kurumsallaştırılmalıdır. Bu forum, sadece konuşma değil, aynı zamanda saha uygulamalarını tasarlayan, pilot projeleri finanse eden ve sonuçları yayınlayan bir “eylem laboratuvarı” olarak kurgulanmalıdır. Türkiye, bu sayede Asya, Avrupa ve Ortadoğu’da gençlik sporunda “iyi uygulama merkezi” haline gelebilir ki gelmelidir.
Mevcut sistem, gençlerimize ihanet etmektedir. Türkiye gençleri için biran önce “zihin ve beden devrimi” gerçekleştirmek zorundadır. Günümüzün gençlik ve spor politikaları genç bedenleri madalya hırsına, genç zihinleri ise popülizme kurban etmektedir.
Değerli gençlerimizin sorunlarını, umutlarını ve beklentilerini duyuyoruz. Gençliğimiz piyon değildir; Gençlik gelecektir. İktidarın ve muhalefetin kayıtsız yaklaşımına karşı, bilim, ahlak, medeniyet, akıl, adalet ve özgürlükle donanmış bir Türkiye’yi gençliğimizle birlikte inşa edeceğiz. Bu çağrıya kulak verelim. Türkiye’yi gençlerin umut dolu hayalleriyle, güçlü bedenleriyle ve özgür zihinleriyle buluşturalım. Kadim Medeniyet aklımızın ve yüreğimizin izinde, kahraman atalarımızın ve bilimin rehberliğinde, daha adil, daha güçlü, daha özgür ve daha sporcu bir Türkiye, ‘En Büyük Türkiye’ için hep birlikte olalım!



Kaynak : 