Geçtiğimiz perşembe (10 eylül) günü, birilerinin eski zamanlarda belki rüşvet almak, belki rantı yükseltmek ya da sadece iyilik olsun diye aldığı yanlış kararların ceremesini zavallı şirketlerimiz, vatandaşlarımız ve hatta vatandaşımız olmayanlar çekti.
Arabaların sürüklendiği, onlarca insanımızın öldüğü ya da ölüm korkusu yaşadığı, dükkanların ya da insanların mallarının sürüklendiği ve yağmalandığı birkaç gün yaşadık.
İkitelli bölgesinde, yanlış imar kararlarının sıkıştırdığı Ayamama deresinin intikamı fena geldi. Ama acaba bu yanlış imar kararını alanlar kim? Bir yandan AKP-CHP polemiği sürüyor ama biz kimin kabahatli olduğunu bir türlü anlayamamış durumdayız. Acaba buralarda kimler ruhsat ve imar kararlarına imza atmış, atılmasına göz yummuş ya da yanlış kararları sürdürmüş. AKP-CHP polemiği aslında asıl kabahatlileri saklamıyor mu?
Bunu depremde de yaşadık. Adapazarı’na gittiğimde kendimi korku filmi setinde zannetmiştim. Binalar bütün halde öne-arkaya-sağ-sola eğilmiş duruyorlardı. Bölgedeki insanlar bu bölgenin eskiden bir çiftlik olduğunu, imara uygun olmadığını ama zamanın Adalet Parti milletvekili olan bu çiftlik sahibinin imar iznini çıkartıverdiğini anlatıyorlardı. Sonuçta o bir kişinin menfaati, onlarca kişinin evlerini ve eşyalarını kaybetmelerine neden olmuştu.
Bütün bu felaketleri yaşayan insanların kayıpları için bir çözüm yok mu? Ya bundan sonraki potansiyel tehlikeler için?
Acaba bütün bu işleri yapanları bulmak ve ortaya koymak bir çözüm olabilir mi? Bu çözümü yaratacak olan “hukuk” olabilir mi? Kafama takılan bu sualleri bir hukukçuya sordum. Bunu sizlerle de paylaşmak istiyorum :
Turk-internet.com : Son Ayamama deresinin yarattığı sel sorununda, hem partiler hem de halk burada bir imar sorunu olduğundan yani dere yatağının sadece bina yapmak uğruna daraltıldığından bahsediyor. O zaman olayın bir kabahatlisi var. O da buraları imara açanlar ya da bu binalara ruhsat verenler. Size sorsak, hukuk olarak, bu olaya nasıl bakılır?
Av.Gökhan Ahi : Bir bölgenin imara açılması düşünüldüğü takdirde, öncelikle bu bölgenin teknik olarak risk analizlerinin yapılması gerekir. Bölgenin ekolojik, topoğrafik ve jeolojik yapısı analiz edilerek ne tür bir yapılaşmanın yapılacağına karar verilir. Bölge, simule edilir ve olası senaryolara karşı risk analizi yapılır.
Biliyorsunuz, İstanbul’da dere yatakları üzerindeki alanlar sadece sel riski değil, aynı zamanda depremlerde de yıkılma riski oluşturmaktadır. İstanbul’da arazinin kıt ve pahalı olması, ne yazık ki bu tür risk analizlerinin görmezden gelinerek, yapılaşma adı altında yeni rant alanları yaratılmasına yol açmaktadır.
Dolayısıyla bu bölgeleri imara açanlar ve ruhsat verenler birinci derecede sorumludur ve suçludur.
Eğer, “biz burada risk analizini yaptık, buna rağmen beklenmedik bir yağış oldu, bunun önüne de kimse geçemezdi” derlerse ve bu durum bilimsel olarak ispatlanabilirse suçlu oldukları ileri sürülemez, ama yine de tazmin sorumluluğu ortadan kalkmaz. Ben, sadece İstanbul’da değil, Türkiye’nin hiçbir yerinde risk analizi ve olası senaryolar dahilinde simulasyon yapıldığını düşünmüyorum.
turk-internet.com : Diyelim ki bir firmayız; mesela örneğimizde sektörümüzün firması Vodafone büyük bir hasar gördü, uzunca bir süre müşterilerine hizmet bile veremedi, hem şöhreti zarar gördü, hem iş kaybı oldu. Oysa satın aldığı Telsim binası yıllardır burada olan bir binaydı. Şimdi bu zararını sigortadan almaya çalışacak ama böylesine büyük bir felakette sigorta firmalarının da gayet başı dertte olmalı. Bir çok firmanın zararını karşılarken gayet dikkatli davranacaklar diye düşünüyorum. O zaman sorum şu; acaba zarar gören bir firma bu ruhsatı veren ve bölgeyi imara açanlara karşı dava açabilir mi? Dava kime açılabilir? Ne neden öne sürülebilir?
Av.Gökhan Ahi : Bu tür talepleri öne sürebilmek için öncelikle hizmet kusuru olması gerekiyor. Belediyenin görevini kötü yapması, görevini geç yapması veya görevini hiç yapmaması durumunda hizmet kusuru vardır.
Sel riski taşıyan bir bölgede imar planı yapan belediye, gerekli analizleri yapmadığı için görevini kötü yapmıştır. Selden zarar gören firmalar, hem maddi zararlarının tazmini için, hem de sıkıntı çekmiş olduğu için, imaj kaybı yaşadığı için, işini yerine getiremediği için manevi tazminat davası açabilirler.
Davanın doğrudan İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’ne açılması gerekir. Çünkü görevini kötü yapan kurum bu kurumdur. Burada partilerden bahsetmiyoruz.
Herkesin bildiği gibi, 99 depreminden sonra, Erzincan depreminden sonra ilgili idarelerin tazminat ödemesi gerektiğine dair bir çok içtihat da oluştu. Artık, doğal afet bile olsa, sorumluluğu olan idareler vatandaşa tazminat ödemek zorunda… Ve burada devletin “kusursuz sorumluluğu” kavramı daha da bir önem kazandı. Yani devlet (bu olayda belediye) kusuru olmasa bile “sosyal devlet” ilkesi gereği yaraları sarmak zorunda..
turk-internet.com : Bir de bu tür davaları açmaya çekinen, devletle ya da idarelerle karşı karşıya gelmeye çalışan şirketler olabiliyor değil mi?
Av.Gökhan Ahi : Evet bir de böyle bir durum var gerçekten. Ama aslında davalardan ancak her iki kurumun avukatları-hukukçuları haberdar olur. Ayrıca böyle hakkını arayan ve hukuk açısından güçlü olduğu görülen şirketlere karşı da idareler hep dikkatli davranırlar. Haksız uygulamalardan kaçınırlar ama maalesef yine de böyle çekingen davranan şirket de olabiliyor.
Yarınki bölümde afetlere bireylerin hakları açısından bakacağız. Bu bölümü Av.Gökhan Ahi : Yasal ve Ruhsatlı Binada Oturup Selden Zarar Gören İdareye Dava Açabilir – 2 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 