Bu raporun
- 1.ci bölümünü burayı tıklayarak
- 2.ci bölümünü burayı tıklayarak
- 3.cü bölümünü burayı tıklayarak
- 4.cü bölümünü burayı tıklayarak
- 5.ci bölümünü burayı tıklayarak
- Almanya deneyimini anlatan 6.cı bölümünü burayı tıklayarak
- Fransa ve İngiltere Deneyimini anlatan 7.ci bölümünü burayı tıklayarak
- ABD Uygulamalarını Anlatan 8.ci bölümünü burayı tıklayarak
- Çin Uygulamalarını Anlatan 8.ci bölümünü burayı tıklayarak
- Sorunları ve Çözümleri Girişi veren 9.cu bölümünü burayı tıklayarak
- Sorunlara ve Çözümlere devam eden 10.cu bölümünü burayı tıklayarak
- Sorunlara ve Çözümlere devam eden 11.ci bölümünü burayı tıklayarak
- TIB ve diğer önerileri 12.ci bölümünü burayı tıklayarak
okuyabilirsiniz.
3.9. Yayından çıkarma ve cevap hakkına ilişkin hüküm ile Basın Kanunu’nda yer alan hüküm arasındaki uyumsuzluk giderilmelidir.
Hakaret suçunun katalog suçlar arasında yer almamasına rağmen cevap ve düzeltme hakkı kapsamında hakaret suçuyla ilgili bir usulün Kanunda yer alması yerinde değildir. Ayrıca, İnternetteki bazı faaliyetlerin basın faaliyeti olarak nitelendirilmesine rağmen İnternetin sadece basın faaliyeti gibi algılanması ve İnternetin kendine özgü yapısı göz önüne alınmadan Basın Kanunu hükümlerinin aynen Kanuna işlenmesi yanlıştır.
Zira basın yayın faaliyeti yapmayan kişilerin, sahip oldukları web siteleri sebebiyle basın yayın kuruluşlarını ilgilendiren bir sorumluluğa tabi tutulmaları hakkaniyete aykırıdır.
5187 sayılı Basın Kanununun cevap ve düzeltme hakkının kullanılmasına ilişkin hükümleri göz önünde bulundurularak, İnternet ortamında yapılan yayınlarla kişilik haklarına saldırıda bulunan kişilerin bu nitelikteki içeriğin yayından çıkarılması ve buna karşı cevap hakkını ne şekilde kullanabileceğine ilişkin açıklık sağlamak amacıyla bu hükmün getirildiği belirtilmiştir. Bu hüküm, İnternetteki bazı faaliyetlerin basın faaliyeti olarak nitelendirilmesini mümkün olsa da İnternetin sadece basın faaliyeti gibi algılanması ve İnternetin kendine özgü yapısı göz önüne alınmadan 5187 sayılı Basın Kanunu hükümlerinin 5651 sayılı Kanuna alınması sebebiyle eleştirilmektedir.
Öte yandan 5651 sayılı Kanundaki düzenleme 5187 sayılı Basın Kanunundaki düzenlemeden çeşitli yönlerden ayrılmaktadır. 5187 sayılı Basın Kanununu cevap ve düzeltme hakkını “kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması” durumunda bu hakkın kullanılabileceğini öngörmüştür.
Kaldı ki, Anayasanın 32. maddesi de düzeltme ve cevap hakkını ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınacağını öngörmüştür.
Oysa 5651 sayılı Kanunun 9. maddesinde “içerik nedeniyle hakları ihlal edildiğini iddia eden kişilere” bu hakkı tanımış ancak ihlal edilen hakkın niteliği hakkında herhangi bir atıfta bulunmamıştır. Düzenleme bu sebeple uygulama alanını belirsiz bir hale getirmiş bulunmaktadır.
5187 sayılı Basın Kanunundan ayrılan bir diğer nokta ise öngörülen sorumluluk rejiminde ortaya çıkmaktadır. 5651 sayılı Kanun, sulh ceza hâkiminin kararını gereğince ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişinin, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağını öngörmektedir. 5187 sayılı Basın Kanunu ise düzeltme ve cevap yazısının mahkeme kararına rağmen yayınlanmamsı durumunda, sorumlu kişilerin ağır para cezasıyla cezalandırılacağını öngörmektedir.
5651 sayılı Kanunun 9. maddesi basın yayın faaliyeti yapmayan kişilerin, sahibi oldukları İnternet siteleri nedeniyle basın yayın kuruluşlarını ilgilendiren bir sorumluluğa tabi tutulmaları sebebiyle eleştirilmektedir.
Bu sorumluluğun ayrıca cezai olarak artırılmasının objektif bir gerekçesi bulunmamakta ve ne Kanun gerekçesinde ne de Adalet Komisyonu raporunda neden böyle hareket edildiğine dair bir açıklama yer almamaktadır. Bu düzenlemede eleştirilen son husus ise, sorumlu kişinin kim olduğuna ilişkin bir tanım vermemesidir.
Benzer bir şekilde, bilgilendirme yükümlülüğüne ilişkin getirilen düzenlemede sorumlu kişiye ilişkin bir atıf yer almamaktadır. Bu sebeple yayından çıkarma ve cevap hakkına ilişkin hüküm ile Basın Kanunu’nda yer alan hüküm arasındaki uyumsuzluk giderilmelidir.
3.10. İçerik sağlayıcının başkasına ait içeriği sunma fiilinden dolayı sorumluluğuna açıklık getirilmelidir.
Kanun içerik sağlayıcıları İnternet ortamında kullanıma sunduğu her türlü içerikten sorumlu olduğunu kabul etmiştir. İçerik sağlayıcın bu doğrultuda “ürettiği, değiştirdiği veya sağladığı” her türlü içerikten dolayı hem cezai hem de hukuki sorumluluğu bulunmaktadır. Bu hüküm “içerik sunma” fiilinden dolayı sorumluluğu öngördüğü için eleştirilmektedir.
Nihayetinde bu hüküm gereğince üretme ve değiştirme fiillerinde içerik sağlaya atfedilebilirliğin mümkün olduğu için sorumluluğun tabii olduğu, sunma fiilinde ise başkasına ait içerikten dolayı içerik sağlayıcının objektif olarak sorumlu tutulacağı sonucu doğduğu ileri sürülmektedir.
Hükmün bu haliyle ceza sorumluluğunun şahsiliğini öngören ve kimsenin başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulmayacağını öngören 5237 sayılı TCK’nın 20. maddesine aykırılık oluşturduğu ve bir objektif sorumluluk hali oluşturduğu düşünülmektedir. Kanunilik ilkesi gereğince İçerik sağlayıcının başkasına ait içeriği sunma fiilinden dolayı sorumluluğuna açıklık getirilmelidir.
2 bölüm kaldı, bunları da gelen günlerde sunacağız.



Kaynak : 