Bu makalenin
- – ilk bölümünü burayı tıklayarak
– ikinci bölümünü burayı tıklayarak
okuyabilirsiniz..
Yeni Bağlanışlar ve Yabancılaşmalar
İnsanın kendini tanıtmasındaki değişiklik anlayışı insana kendisini tanıtanlarca keşfedilip üzerine gidilince, bireysel düzeyde olup bittiği sanılan tüketim davranışlarındaki psikolojik tonlamalar değişik sosyopsikolojik normları (Muzaffer Şerif), sosyoekonomik kurumlaşmaları ve sektörleri doğurdu. Belki de tanrının, ailenin ve toplumsal kurumların belirleyiciliğinden çıkarak kendini özgürce tasarladığını düşünen (düşük dereceden eksistansiyalist taklitler) insan, kendini, ikinci dereceden bir yaratmanın etkisiyle yeni bir belirlenişe, yeni oluşmuş toplumsal kurumların etki alanına götürmüş; özetle yabancılaşmaya yüz tutmuştur.
Bu nedenle devlet kutsallığının bürokratik dayatmalara, dinî kutsalların parti hareketleriyle siyasal kutsallığa, bireysel özgürlük ve tüketim normlarının din dışı kutsallığa, meta ve insan tapınımına dönmeye başlaması sosyolojik bakımdan yeni açılımlara gebedir.
Örneğin, reklâm tasarımı olarak oldukça başarılı olan “Ben özgürüm” başlıklı cep telefonu reklâmı “felsefi anlamda özgürlük” kavramıyla bağdaşır olmasa da “teknolojik olanağa bağlı bireysel serbesti”yi ilginç bir kurguya sokabilmiştir.
Bu yabancılaşma dönüşümünü, aslına bakılırsa, insanlık farklı zamanlarda farklı kurumlarda, farklı insan görüngülerinde yaşamıştır. Şimdi bireyselleşme ve buna bağlı tüketim ve değer normlarında yaşanan bu durumun yerini yarın başka bir yabancılaşma şekli alabilir. Ancak aile özelinde düşünülür ise, örneğin 1980 sonrası batı toplumlarında görülen derlenip toparlanma çabalarının “uydurmaca özgürlükler” sonucu uzun yıllar boyunca oluşan çöküşlerin önüne kolayca geçemeyeceği izlenimi edinilmektedir.
Kuramsal anlamda “birey olan Avrupalı-Avrupa topluluğu üyesi uluslar” ve “sistem felsefeleri-öznel felsefeler” diyalektik yapısı akla getirilebilir. Maneviyatın çözüldüğü “gerçek küçük aile”den siyasetin, cemaatleşmenin ve ekonominin güçlendiği “yapay büyük aile”ye yönelişi de ilginç çağırışımlar sağlayabilir.
Türk aile hayatının sosyolojik bağlantıları batıdaki çözülme aşamalarını çağrıştırır işaretler vermektedir. Bunları karşı ulusal duyarlılık ve politikalar geliştirilmesi aile, demografya ve sosyomorfolojik yapının geleceği açısından önemlidir.
Bir yanda; Türkiye toplumunda genel ekonomik sorunların kaynağı olan zihniyet yapıları ile kalıcı ve sürekli mücadelelerin uzun zaman alacağı, diğer yanda; üretici kültürel tonlamanın top yekün bir yapı özelliğine dönüşmesi karşısındaki direncin gücü düşünülür ise, tek tek insanın ve ailelerin geçici anlayışlarla avutulmaları onların bireysel ve ekonomik özgürlük anlayışlarının su yüzüne çıkmasını geciktirecektir. Siyaseten güncel çözüm ve anlayışlarının ister istemez kendini göstermesi toplumsal ve ekonomik bağlamı güçlü gerçekliğin algılanmasını engellediği sürece aileden başlamak üzere tüm kurumlarda çözülmelere neden olacaktır.
“Biz” Merkezli Zorunlu Tüketimden “Ben” Merkezli Gösterimlik Tüketime
Tüm insan yapıp etmeleri içinde tüketmek patolojik bir durum, toplumsal ve/ya bireysel bir sapma değildir. Gereksinimlerine göre tüketme yeteneği olmayanların, ürettiklerini tüketemeyenlerin üretim gücü zayıflayabildiği gibi toplumsal ve bireysel olarak kendini gerçekleştirmede sıkıntıları olacaktır. Tüketmek zorunluluktur. Nüktedan kimliğinden daha öte filozof kimliği ile de tanınması gereken Nasrettin Hoca’nın “Ye kürküm ye” imâsı dış görünüşe çok önem verenlere bir eleştiri olsa da insanlığa genel karakterini veren maddî hayatı nesnel olarak ortaya koymaktadır. Asıl sorun tüketimin, ister aile için ister birey için yapılsın, bir davranış olarak diğer insan donanımlarının ve yapıp etmelerinin üzerinde bir nitelik kazanmasıdır.
Son yıllarda Türkiye’de de kendini gösteren farklılaşma, özellikle reklâm kurgusunda, tüketimin belirgin bir şekilde bireysel olanın ön koşuna çıkarılmasıyla sunulmasıdır. Tabii ki bireyin ilk kopacağı veya bağlarını zayıflatacağı birim, reklâm tekniği olarak da ideolojik kuram olarak da ailedir. Bir cep telefonu reklâmında eşlerden birinin ailesini terk ederken pek çok şeyden vaz geçip telefon sistem kartını kendine saklaması ilginçtir.
Aile ve devletle bağları zayıflatmak ilk bakışta insanın tarihî, düşünsel gelişimiyle ilgili olduğu gibi toplumsal yapının şekillenmesinde ve içerik kazanmasında etkili olan politik ve ekonomik insan algısıyla da mantıklı bir ilgisi vardır. Kapitalizmin, liberalizmin bu anlayış temelinde gelişmesi doğaldır. 1950 sonrası ekonomik politikalarda ve ekonomik sorunlara çözüm arayışlarında –özellikle 1990 sonrası- tüketimin pompalanmak istenmesinin ideolojik tabanı tüketimin hemen hemen her boyutta bir yaşama tarzı olarak, her ne şekilde olur ise olsun, önerilmesidir.
Bir sonraki bölümü burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.



Kaynak : 