Hava soğutmalı motor sistemleri, otomotiv dünyası sahnesinden çekileli çok oldu. Bundan yaklaşık 13 – 14 yıl önce otomotiv dünyası emisyon değerlerini düşürebilmek ve daha efektif bir soğutma sağlayabilmek için hava soğutmalı motor sistemleri yerine sıvı soğutmalı motor sistemlerine geçiş yaptı. Ancak hava soğutmalı sistemler kendilerine yeni bir saha buldu: Data Center yani Veri Merkezleri.
Veri merkezleri özellikle 2000’li yılların başından beri son derece popüler bir konu. Dot-com balonu adı verilen internetin patlama yaptığı yıllarda firmalar sistem konuşlandırmaları ve internet üzerinde varlıklarını gösterebilmek için hızlı İnternet bağlantılarına ve kesintisiz operasyon gücüne ihtiyaç duymaya başlamışlardı. Ancak bunu sağlayacak ekipmanları kurmak pek çok küçük firma için uygulanabilir bir model değildi. Bu nedenle pek çok firma o zamanlar internet veri merkezi (IDC’ler) adını alacak devasa tesisler kurmaya ve buralarda sistem konuşlandırma ve operasyona yönelik çözümler sağlamaya başladılar.
Ancak bu kez de artan veri trafiği ve büyük ölçekli operasyonların getirdiği gereksinimler nedeniyle bu tesislerin boyutları artmaya, etkinlikleri ise azalmaya başladı. Bu sorunu gidermek için yeni teknolojiler ve yaklaşımlar geliştirilmeye başlandı ve sonunda bu çalışmalar bugün “özel veri merkezleri” dediğimiz daha küçük ve dedike yapıların oluşmasını sağladı. Bu yeni ortaya çıkan yapılar uygulamada sağladığı kolaylık ve öncülü olan hantal yapılara kıyasla sağladığı esneklik nedeniyle hemen kabul gördü.
Daha sonrasında ise Telekomünikasyon Endüstrisi Birliği (TIA), sektörde artan standardizasyon talepleri doğrultusunda 2005 yılında TIA-942 adlı raporunu yayınladı. Bu raporda veri merkezleri gereksinimlerine göre 4 ana düzeye ayrılıyor ve bu düzeyler Tier 1, Tier 2, Tier 3 ve Tier 4 olarak adlandırılıyordu. Tier 1 düzeyi en düşük gereksinimli veri merkezlerini tanımlarken, her yeni seviyede yeni gereksinimler bir önceki düzeydekilere ekleniyordu.
TIA’nın ve sektöre yön veren diğer birliklerin açıkladıkları standartlar doğrultusunda 2007 yılına gelindiğinde artık veri merkezlerinin tasarımı, kurulumu ve işletilmesi oldukça iyi bilinen bir yapıya kavuşmuştu. Ancak ünlü filozof Herakleitos’un söylediği gibi “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir”! 2007 yılından bu yana, oturmuş olduğu kabul edilen veri merkezleri yapısı içerisinde hem kablolama tekniklerinde, hem veri merkezlerinde kullanılan sunucu yapılarında hem de güç/besleme ve soğutma sistemlerinde değişen pek çok şey oldu ve olmaya da devam ediyor.
Şimdilerde veri merkezleri hakkında en çok konuşulan konulardan birisi de soğutma sistemlerinin nasıl daha verimli hale getirilebileceği. İşte tam da bu noktada otomotiv dünyasının 13 – 14 yıl önce terk ettiği hava soğutmalı sistemlerin yeniden sahne aldığını görüyoruz. İlginçtir ki veri merkezleri otomotiv endüstrisi ile aynı sebeple ancak farklı yönde hareket ediyor. Hava soğutmalı sistemlerin otomobillerde terk edilmesinin nedeni olan karbon emisyonu bu kez veri merkezlerinde ana konuşlandırma nedeni haline dönüşüyor.
Yapılan çalışmalar veri merkezlerinde kullanılan hava soğutmalı sistemlerin tek başlarına ABD’deki yıllık toplam enerji üretiminin neredeyse %2’sini kullandığını ortaya koymakta. Durum böyle olunca da firmalar hava soğutmalı sistemleri daha efektif hale getirmenin yollarını aramaya koyuldular. Fiziksel anlamda bakıldığında, bir veri merkezi kabaca içi ısı üreten ve enerji tüketen ekipmanlarla dolu bir kutu gibidir. Isı bu ekipmanların performansını olumsuz etkilediği için içeride biriken ısının dışarı alınması ve bu kutunun kabul edilebilir değerler olarak görülen 18 – 22 derece aralığına gelecek şekilde soğutulması gerekir.
Ancak geleneksel anlamda ısının uzaklaştırılmasını sağlamak, aynı buzdolaplarında olduğu gibi, yine enerji tüketen bir işlem gerektirir. Dolayısıyla hem kutu içindeki ekipmanlar enerji tüketmektedir, hem de ekipmanların düzgün çalışmasını sağlamak için ilave enerji tüketimi gereklidir. Son yıllarda veri merkezi dizaynında konuşulan en önemli konulardan birisi de bu paradoksun nasıl aşılabileceği üzerine olmuştur.
Klasik modelde veri merkezlerini soğutmak için yüklü miktarda elektrik enerjisi tüketiliyor. Hatta geçtiğimiz sene HP’nin yaptığı bir açıklamaya göre [1] soğutma sistemleri, veri merkezlerine ayrılan enerji havuzunun yüzde 63’ünü kullanıyor. Veri merkezlerinin verimliliği de bir anlamda enerji tüketimi ile ölçülmekte ve bunun için kullanılan Power Usage Efectiveness (Güç Kullanım Verimliliği – PUE) adlı bir birim geliştirilmiş durumda. PUE değeri, tüm tesisin güç tüketiminin IT ekipmanları güç tüketimine oranlanması ile bulunuyor. Dünya genelinde bu değerin 2 civarında olduğu öngörülüyor. En son teknolojilerle donatılmış, türünün en gelişmiş veri merkezlerinde ise bu değer 1,3 civarına dek düşürülebiliyor.
PUE değerleri veri merkezi tesislerinin verimliliği üzerinde direkt olarak etkili olduğu için ve bir veri merkezinin itibarını ortaya koyduğu için de uzmanlar soğutma sistemlerinde minimum güç harcayarak maksimum sonucu elde etmeye çalışıyorlar. Şu anda öne çıkan temel yaklaşımlar, veri merkezi içindeki sunucuların yerleşimini optimize etmek yönünde. Bir de tabi çeşitli sensörler yardımıyla soğutma sisteminin akıllı bir biçimde yönlendirilmesi yaklaşımı mevcut.
Sonuçta 2000’li yılların ilk yarısında patlama yapan veri merkezleri bugün hala çok önemli hizmetler sağlamaya devam ediyorlar. Ancak öte yandan hem karbon ayak izlerini silme anlamında, hem de enerjiyi verimli kullanma anlamında atılması gereken daha pek çok adım mevcut. Sevindirici olan, dünya genelinde bu konudaki farkındalığın artıyor olması. Büyük firmalar durumun hassasiyetini görüp çözümler geliştirmeye çalışıyor. Datacenter Star Audit gibi programlar da veri merkezlerinin onaylı ve akredite çalışmasını düzenliyor.
Türkiye’de de son dönemde pek çok veri merkezi açıldı ve açılmaya da devam ediyor. Ancak bu veri merkezlerinde nasıl teknolojilerin kullanıldığı, veri merkezlerine ait PUE değerleri ve veri merkezlerinin herhangi bir akreditasyonu veya kalite sertifikası olup olmadığı genellikle ikinci planda kalmaya devam ediyor.
[1] – HP’den, Yeşil BT Veri Merkezleri



Kaynak : 