Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Dr.Tayfun Acarer, 17 mayıs 2011 günü İzmir’de telekomünikasyon günü kutlamaları çerçevesinde bir konuşma yaptı. Bu konuşmada, sektörün büyüklükleri konusunda ilginç bilgiler verdi ve son günlerin popüler konusu “internet profilleri” hakkında görüşlerini aktardı[1]. Dr.Acarer’in konuşmasını metin olarak okuyabileceğiniz gibi video olarak da seyredebilirsiniz :
Bu sektör sayın bakanımızın da deyimiyle aslında sektörün de üstünde bir yaşam biçimi. Öyle bir sektör ki bütün sektörleri de peşinden sürükleyen, ülkemiz için bir şans olan fırsatlar sektörü diye tanımlamak mümkün.
Çok kısa başlıklar halinde, dünyada ve Türkiye’de bilişim sektörüyle ilgili, ICT sektörüyle ilgili birkaç tespiti paylaşmak istiyorum sizinle.
2012 yılında smart telefon dediğimiz akıllı telefonların sayısı bilgisayarları geçecek. Yani mobil olarak kullandığımız, mobil bilgisayar olarak tanımladığımız teçhizat, bilgisayar sayısını geçecek.
2000 yılında günde 12 milyar adet olan sms sayısı, geçtiğimiz sene 242 milyar adete çıktı yani 20 kattan fazla arttı.
Başka ilginç bir tespit, haftada internette online kalma süresi 2000 yılında 2.7 saat iken 2010 yılında 19 saate çıktı. Yani aylık çalışma saatimizi 40 saat olarak değerlendirirseniz, aylık çalışma saatimiz 40 saat, haftada online internette kaldığımız süre 19 saat.
Türkiye’de bilişim sektörümüzün durumu nedir, yaklaşık biraz evvel sunumda da gözüktü, 19 milyon civarında sabit, 62 küsur milyon mobil abone var. Yalnız bir noktanın altını çizerek söylüyorum, bu mobil abone sayısı köpük abone değil. Ne demek o derseniz, bu sektör öyle tanımlıyor köpük diye. Köpük değil, hakiki abone.
Bir çok ülkede %40’lardan %30’lardan bahsediliyor penetrasyon, ama orda kullanım oranı ya da süresi ne kadar, Türkiye’den çok daha az. Yani insanlar özellikle numara taşınması ve yeni tarifelerden sonra 2. hatta 3. hatlarını devrettiler, herkes şu anda kendi en çok bilinen numarasını kullanıyor. O yüzden hakiki numara bunlar, hakiki abone sayısı.
Türkiye’de şu anda 9.32 milyon genişbant abonesi var. Bunun 1.7 milyonu mobil genişbant. Türkiye geçen istatistiklerde bir üniversitedeki istatistiklerde de gördüm; ara bağlantı kullanımında Avrupa’nın en düşük ara bağlantı ücretine sahip olan interneti.
Şimdi tabi bu işin iki tarafı var. Bundan tüketiciler mutlu da işletmeler ne kadar mutlu tabi bilmiyorum.
Numara taşınmasında numarasını başka operatöre taşıyan abone sayısı 30 milyona yaklaştı, 29 küsur milyon. 62 küsur milyon abonemiz olduğuna göre, mobil abonemiz, buradan şu sonuç ortaya çıkıyor; %47-48 numara taşınması yapmış abonelerimiz. Sektörün hacmi biraz evvel sunuda da gösterildi 35 milyar Dolar civarında. Yalnız burada bir hususun altını çizmek istiyorum, sektördeki büyüme yaklaşık %4-5 arası oldu geçen yıl. Mobil genişbanttaki büyüme oranı %26 geçen yıl, 2010 yılında genişbantta büyüme oranı %26.
Dünyada internet kullanımında 12. sıradayız. Yani ülke nüfuslarını aldığınızda biz dünyada 12. nüfusu kalabalık ülke değiliz ama internet kullanımında 12. sıradayız.
2010 yılı sonunda 225.8 dakikayla Avrupa Birliği’nde en çok konuşan 3. ülkeyiz. Onların 248 dakika. Yalnız eğer onlarda bir artış olmadıysa bu ilk üç aylık süreçte, şu anda bizim görüşme süremiz 254 dakika oldu, ilk üç aylık veriye göre.
Bizdeki veriler öyle. Yani şu anda Avrupa’da en çok konuşan ülkeyiz. Ama tabi konuşma oranımızla beraber faturalar artmıyor, faturadaki artış miktarı konuşma süremizin çok altında.
Ve özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta data kullanımında, veri kullanımında son bir içinde sabitte %139, mobilde %1495 artış olmuş. Yani 15 kat hatta belki daha da yüksek olabilir.
Peki, bilişim sektörü nereye gidiyor, dünyada nereye gidiyor, Türkiye’de nereye gidiyor?
Halen dünyada belki en stratejik kaynak petrol diye tanımlanıyor. Doğru ama yakın bir süreçte kısa dönemde yeni petrol veridir diye tanımlanmaya başladı. Yani bu data haberleşmesinde kullandığımız kaynak. Her şeyimiz convergience’a gidiyor yani yakınsıyor.
Genişbant kavramı da işte, bu dönemin dahi kişisi diye tanımlanan Bill Gates, 1980’li yıllarda bir tespitte bulunmuş. Genişbant nedir diye sorduklarında demiş ki 640 kilobit yeterlidir genişbant için. Şu anda 1 megabitin kimse yüzüne bakmıyor, aradan 20 sene geçti.
Kırsal alanda beklentiler çok değişti. Sayın bakanımızın ifadesiyle eskiden yol, su, elektrik bekleyen kırsal kesimli vatandaşlar artık genişbant haberleşme hizmeti bekliyor. Mobil, sabit haberleşme hizmeti bekliyor.
İlginç bir tespit yine paylaşmak istediğim, yeni ekonomi firmaları diye tanımlanan bazı firmaların ülkelerin GDP (gayri safi milli hasıla)’si üzerindeki etkisi araştırılmış. Örneğin Amerika’da Google, Microsoft, Sun, Oracle, Apple, İntel ve benzeri firmaların ABD’nin GDP’sine etkisi %21 olarak tespit edilmiş. Bu çok önemli bir rakam. Bütün Amerikan ekonomisinin %21’i olarak tanımlanıyor.
Elektronik ticaret günümüzde giderek artıyor hem de çok hızlı gelişiyor ve internet medyası diye yeni bir kavram ortaya çıkıyor. Ve sonuç, sektörümüzde pek çok hizmet artık convergience’ın da katkısıyla birleşiyor.
Son olarak Türkiye’de ülkemizdeki bilişim sektörü ve bu sektörde dikkat etmemiz, önlem almamız gereken hususlar nelerdir.
Bir kere yetişmiş iş gücü kaynağımız yeterli değildir. Bakın 3G ihalesi, görüntülü telefon falan dendi ama o ihale bence bu sektörün mihenk noktalarından bir tanesi. Çok önemli birkaç nokta vardı orda. Onlardan bir tanesi her lisans alan işletmeci, birinci yıl 200, ikinci yıl 350 ve üçüncü yıl 500 Ar-Ge elemanı çalıştıracak. İki alacakları yazılım ve donanımın %50’sini Türk firmalarından alacaklar.
Şimdi arkadaşlar, böyle bir şartname, böyle bir ihale, böyle bir imtiyaz sözleşmesi aslında hiçbir ülkede yok. Hakkını verelim sayın bakanımızın bize bu konuda desteği olmasa bu koşullar zor kabul edilirdi. Ve ben inanıyorum ki, bu işletmelerimiz bünyelerinde o 500 tane Ar-Ge’ci ilerde bizim yetişmiş eleman sorunumuzun aşılmasında çok önemli rol oynayacaklar. Şu anda bunların hepsi yetişiyor. Hem işletmelerimizin bünyelerinde yetişiyor, hem vender’larda yetişiyor. Son derece önemli. Yüzlerce, binlerce genç mühendis şu anda çalışıyor. Ve orta dönemde üç beş sene sonra bu elemanları tutamayacağız, öylesine büyük potansiyelleri var.
Türkiye’de önemli olarak arz edeceğim konulardan bir tanesi rekabet. Rekabet güzel bir şey ama aşırı rekabet, kısa dönemde tüketiciye yarar ama orta dönemde tüketiciye de zarar verir. Çünkü işletmelerden birkaç tanesi tökezlemeye başlarsa bundan hem sektör zarar görür, hem ülke hem tüketici zarar görür.
Altyapı ihtiyacı, özellikle arkadaşlar çok önemli, biraz evvel bir rakam verdik. Son bir yıl içinde sadece sabitte %139 mobilde, %1495 kat veri artmış ve öyle bir performansla gidiyor ki azalması söz konusu değil, daha da artıyor. Belki şu anda bu rakam 1500’lere, 1600’lere, 1700’lere çıktı. O nedenle altyapı konusunda çok önemli kararlar ve acil yatırım yapmamız gerekir diye düşünüyorum.
Son olarak bu sektörü bekleyen en önemli sıkıntı arz eden unsurlardan bir tanesi de subjektif yaklaşımlar ve ekonomik çıkara yönelik yaklaşımlar olarak görüyorum. Son söyleyeceğim şey bu. Üzülerek söylüyorum, İzmir’e ne zaman gelsem ana caddede telefonlarım kesiliyor. Konuşurken kesiliyor çünkü İzmir en çok baz istasyonu sökülen illerden bir tanesi. Açık açık söyleyelim, baz istasyonları en çok sökülen illerden bir tanesi. Bu tempoyla sökülmeye devam ederse, bırakın ana caddeyi artık normal yerlerde hiçbir şekilde bizim sağlıklı bir şekilde mobil haberleşme yapmamız mümkün olmayacak. Yani deniliyor ki, yaşam yerlerinden baz istasyonlarını sökelim, tepelere koyalım. Dünyada nerede böyle bir sistem var. İkinci nesil de böyle çalışmıyor, üçüncü nesil de çalışmıyor, dört de böyle çalışmıyor, beşi bilmem.
Yani siz baz istasyonlarını yaşam yerlerinden sökeceksiniz, mobil haberleşme devam edecek. Olmaz böyle bir şey. Bunu sökerken bunun kararını alanların bunu bilmesi lazım. Tüketicilerin haberleşme haklarını engellediklerini bilmeleri gerekir. Çok açık söylüyorum.
Başka belirtmek istediğim bir diğer husus internet. Diyeceksiniz yine geldi, yine açtı konuyu. İnternetle ilgili yapılan düzenleme aslında tüketici hakları yönetmeliğine dayanır, aslında kanuna dayanır, aslında anayasaya dayanır. Tüketici hakları yönetmeliğinde bir madde var diyor ki, devlet, kurum, isteyen internet abonelerine ücretsiz güvenli interneti temin etmekle yükümlüdür, nokta.
Bu güvenli interneti isteyen alır, istemeyen almaz. 22 Ağustos’tan sonra iki tane profilimiz olacak bizim. Bir güvenlisi, bir güvenli olmayanı. İsteyen istediğini seçer. Güvenli kullanmak isteyen güvenlisini seçer, güvenli kullanmak istemeyen şu anki yapıyı aynen devam ettirir. Güvenli interneti seçen daha sonra örneğin gündüz güvenlisini kullanır, akşam şifresiyle tekrar mevcut durumuna döner. Olay aynen budur, bu kadar basittir, bu kadar özdür.
Anlatmak istediğim şey bu. Fakat gerçekten bunu kurul ikinci başkanımız anlatıyor, iletişim başkanımız anlatıyor, internet başkanı anlatıyor, ilgili uzmanlar anlatıyor fakat bir türlü anlatamıyoruz biz.
Ben sayın bakanıma da arz ettim, demin bir olay anlattım. Geçen üniversitede öğrencilerime sordum, çocuklar dedim anlattıklarımı anlıyor musunuz? Dediler anlıyoruz. Peki ben interneti anlatmakta zorlanıyorum çevreme. Dedi ki bir tanesi, “hocam biz sizi öğrenmek için dinliyoruz.” Olay bu kadar basit, üç tane kelime. Hangi amaçla dinliyorsunuz, o bu işin aslında özü. Hepinize saygılar sunuyorum.
[1] Aynı toplantıda bir konuşma yapan eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın yaptığı konuşmayı da Binali Yıldırım : İnternet’e Yasak Koymaya Kalkan Karşısında Beni Bulur Ama İnterneti Başkalarının Hayatını Karartmak için de Kullanmamak Lazım başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 