KoçSistem Genel Müdürü Mehmet Nalbantoğlu ile yaptığımız söyleşiye devam ediyoruz. İlk 3 bölümü :
- Nalbantoğlu : Değişen İş Modelleri Nedeniyle Türk Bilgi Teknolojileri Pazarında Ciddi Sıkıntılar Yaşanıyor – 1
- Nalbantoğlu : Küçük – Orta Boy İşletmelerimizin Teknolojiyi Hizmet Modeliyle Kullandığını Görmedim – 2
- Nalbantoğlu : Meteksan Olayından Ders Çıkaramadığımızı Gözlemliyorum – 3
başlıkları altında okuyabilir ve videosunu izleyebilirsiniz. Şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz (bu bölümün videosunu cuma günü yayınlayacağız).
Nalbantoğlu, bir önceki bölümün sonunda, proje alırken maliyetlerin doğru hesaplanıp, altına inilmemesi gerektiğini söylemişti. Bu noktadan devam ediyoruz :
Turk-internet.com : Mehmet Bey peki bu söylediğiniz bana da doğru, yapılması gereken bir şey gibi geliyor. Ama bu söylediğinizi kamu tarafı anlıyor mu? Biliyorsunuz kamu tarafında en ucuza işi yaptırmak gibi şeklinde bir sizin ifadenizle zihniyet var. Ya da alışkanlık var. Bugün işleyen bir yer oluyor mu?
Mehmet Nalbantoğlu : Şimdi Füsun Hanım, şöyle bir olay. Şimdi ben zihniyet olduğunu düşünmüyorum yani zihniyet değil zaten zorunluluk var. Yani onlar ilk satın alma sürecine girdiği zaman o işi o teknik isterler bazında en uygun fiyatı verene vermek durumundalar zaten.
Şimdi işin realitesi burada değil. İşin sıkıntısı aynı projeyi Almanya’da Alman hükümeti yaptığı zaman 50 milyon dolarlık, 50 milyon euroluk bir işi biz burada 5 milyon euroya yapmaya kalktığımız zaman bu işin başarılı olmayacağı çok aşikar. 50 milyon dolar olmasın biz 30 milyon dolara yapalım, iş gücümüz daha uygunsa veya bir takım maliyetlerimiz, giderlerimiz daha düşükse. Ama hiçbir zaman bu 1’e 10 olmaz.
Unutmayalım ki, o projelerin zaten %70’i, %80’i al-sat şeklinde teknoloji üreticilerinden bir malı alıp bunları farklı firmalardan aldığınız malları birbirine bağlayıp bütünleştirip çalışıp bir çözüm teklif ediyorsunuz. Dolayısıyla böyle bir marj yok zaten.
Bu şuraya geliyor, tasarım aşamasından başlayan satın almaya çıkmadan, ihaleye çıkmadan önceden başlayan isterlerin daha geniş boyutta ele alınıp daha rahat, daha kalıcı çözüm şeklinde bakılmadan aslında biraz kendimizi sıkıp elbiseyi küçültüp küçültüp ihaleye çıkmak gibi oluyor.
Sıkıntının bir bacağı o ama ben bu kısmını adreslemiyorum. Ben sektör oyuncularına yönelik az evvelki mesajı verdim. Varsayıyorum diyorum, isterler uygun değil ama biz o uygun olmayan isterlere vermiş olduğumuz tekliflere birbirimizi öldürdüğümüz için sektörde bir değer birikimi olmuyor.
Yani bu çok basit bir gerçek, işin doğasında vardır. Bir şirketin yarınlara yönelik ayakta kalabilmesi için her yaptığı faaliyetten bir değer oluşturup köşeye bir kar marjı olarak,bir kar olarak koyması lazım. Bu karı kurumlar temettü olarak da dağıtabilir hissedarlarına, veya büyümeyi finanse etmek için, yeni yatırımlar yapmak için de kullanılabilir.
Bizde bunlara karar vermeye fırsat kalmıyor ki. Firmalar zaten dipte hep zarar yazdıkları için hissedarlar bir müddet sonra yoruluyorlar. Ya şirketi satıp o işten çıkıyorlar veya o şirketi kapatıyorlar.
Bugün dönüp bakar isek, ben on yıl önceki Ankara’daki teknoloji oyuncuları ile bugünkülere baktığım zaman ciddi değişiklik olduğunu görüyorum. Bu neden, çünkü o firmaların hiç biri hayatını idame ettiremedi. Kar yapamadı, karlı olmadığı için kapamak durumunda kaldı.
Turk-internet.com : Biraz da siyasal süreçler oluyor mu?
Mehmet Nalbantoğlu : Siyasal kararlar bütün dünyada vardır. Yani insanoğlunun olduğu yerde her zaman bir pozitif ayrımcılık veya başka bir takım ajandalar ön plana çıkar.
Turk-internet.com : Peki başka bir şey sorayım. Burada üretici firmalar, siz de söylediniz aynı zamanda hizmet sektörüne büyük oranda soyundular hatta yazılım firmaları gidip donanım firmaları satın aldılar. Donanım firmaları gidip yazılım firmaları aldılar. Biz bir de bunları görüyoruz pazarda. Entegratör dediğiniz ise aslında bunların hizmetlerini sunan firmalar. Buradaki çelişki nasıl yönetiliyor ya da yönetilebiliyor mu?
Mehmet Nalbantoğlu : Şimdi bu soru aslında konuya noktayı koydurtuyor. Kamu ihaleleri özel sektöre veriliyor çünkü biliyorsunuz hiçbir uluslararası oyuncu bizim kamudaki şartnamelerin altına imza atıp proje almaz. Alanlar da zaten tövbe etmiştir, bir daha yakınına bile sokulmazlar. Onun için bizim kendi kahramanlarımız, kendi cengaverlerimiz birbirini öldürmeye devam edecektir, Ankara’daki kamu projelerinde diyorum.
Benim sadece kendi kurumum adına söylediğim şey şu, biz arkadaşlarımızla net olarak şu karara vardık başarılı olmayacağına inandığımız hiçbir projeye teklif dahi vermiyoruz. Girdiğimiz işlerde projenin değerlendirmesini yapıp başarılı olacağına inanıyor isek başarılı olabileceği maliyetler ne ise o maliyetlere teklif veriyoruz. Onun ötesinde işi alma gibi bir motivasyonumuz yok.
Söyleşinin devamını Nalbantoğlu : Dünya Devlerinin Global Stratejilerine Dönüp bir de Türkiye Realitesinde Bakmak Lazım – 5 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 