Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK)’ın 2010’da ilkini düzenlediği Enerji Platformu kapsamındaki konferanslardan ikincisi bu sene Kritik Enerji Altyapı Güvenliği konusunu ele aldı. Konferans, 20 Haziran 2011 tarihinde Ankara’da gerçekleştirildi. Dört oturumdan oluşan konferansta küresel ölçekte ve Türkiye’nin enerji politikaları açısından Kritik Enerji Altyapı Güvenliği konusu ele alındı.
USAK Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İhsan Bal ve T. C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sefa Sadık Aytekin’in açılış konuşmalarıyla başlayan konferansın ilk oturumunda genel hatlarıyla enerji güvenliği üzerinde duruldu. Enerji güvenliği arz, pazar ve talep güvenliği gibi çeşitli boyutlarıyla incelendikten sonra, enerji güvenliği konusunda sürdürülebilirlik, erişilebilirlik, kalite kavramlarının önemi ele alındı.
Sürdürebilirlik kavramı içerisinde ortaya çıkan birtakım problemlere de değinilerek, mevcut düzen içerisinde ülkelerin enerji ihtiyaçlarını karşılayabildiklerini fakat bu sırada küresel ısınma gibi dünyayı tehlikeye atan problemlerin de ortaya çıktığına dikkat çekildi. Daha sonra, sayısal veriler yardımıyla mevcut ve gelecekteki enerji talepleri göz önüne serilerek, dünya enerji haritasında Türkiye’nin konumu incelendi. Türkiye’nin küresel enerji politikalarında giderek artan önemini vurgulayan Emre İşeri, Türkiye – Avrupa Birliği ilişkilerinde enerji güvenliği kaygılarının ne ölçüde rol oynadığını ve enerji güvenliğinin Avrupa Birliği – Türkiye arasında pozitif bir faktör olup olmadığını sorguladı. Bu konuya paralel olarak, Türkiye’nin AB ile enerji arayışı yönünde ortak noktalarına değinen Şaban Kardaş, iki aktörün ortak bir zeminde buluşabileceğinin altını çizdi.
Konferansın “Kritik Enerji Altyapı Güvenliği” başlıklı ikinci oturumu ise; BP Türkiye Can Suphi’nin yaptığı açılış konuşması ile başladı. Suphi konuşmasında enerji altyapılarının nasıl korunacağını ve bu konuda neler yapılabileceğini maddeler şeklinde sıralayarak enerjinin ekonomideki hayati önemini vurguladı.
Oturumda ilk olarak Global Güvenlik Analizleri Enstitüsü Direktörü Dr. Gal Luft “Kritik enerji alt yapısına yönelik tehditler nelerdir?”, “bireylere, topluluğa, ülkeye ya da daha geniş anlamıyla küresel topluluğa yönelik bir risk var mıdır?” soruları ile başladı. “Ne kadar güvenliğe ihtiyacımız var?” “En kötü senaryo nedir? Etkisi neler olabilir?” gibi soruların üzerinde duran Gal Luft, kritik enerji altyapılarına yönelik terör tehditlerin riskle orantılı olması gerektiğine dikkat çekti. Ardından, tehditler konusu detaylandırılarak son dönemde büyük bir tehlike olarak ortaya çıkan siber tehditleri ele alan Bilge Karabacak, özellikle “Stuntext” örneği üzerinden giderek, bunun kritik enerji alt yapısı için programlanmış özel bir solucan olduğunu belirtti.
Avukat Ebru Ünal ise konunun hukuki boyutunu analiz ederek uluslararası perspektifteki gereklilik ve gönüllülük başta olmak üzere genel ve gelişen prensiplere değindi. Ev sahibi ülke anlaşmalarının enerji projeleri açısından önemine de değinen Ünal, Transit Boru Hatları anlaşması gereği ülkemizden geçen transit boru hatlarının güvenliğinin devletin sorumluluğunda olduğunu ve ilave güvenlik yatırımlarının da Türkiye’nin sorumluluğunda olduğunu belirtti. AB, NATO ve Türkiye’yi örnek alarak enerji projelerinin bu gruplarda nasıl yapılandırıldığına dair bilgiler sunan Ünal, konuşmasında BTC (Bakü-Tiflis-Ceyhan), Nabucco, ITGI projelerinin güvenlik protokollerine yönelik örnekleri paylaştı.
Optimal Risk Group Genel Müdürü Mike O’Neill ise Avrupa’da kritik enerji altyapı güvenliğine yönelik çalışmaları ele alarak, Avrupa’da ilgili altyapıların korunması için deneyimli yatırımcılar ve işletmecilerin görevlendirilmesinin artmasından bahsetti. Sonrasında O’Neill, güvenlik masrafların kimin tarafından ödeneceği, hangi teknolojilerin kullanılacağı ve bilgi paylaşımının diğer önemli başlıklar olduğunu vurguladı.
Son oturumda ise Türkiye örneği üzerinde duruldu. “Türkiye’de Kritik Enerji Altyapılarının Güvenliğine İlişkin Düzenlemeler, Sorunlar ve Geleceğe Yönelik Öneriler” başlıklı oturumda Hasan Selim Özertem, Türkiye’de boru hatlarına yönelik tehditleri terörizm, hırsızlık, vandalizm ve ihlaller şeklinde sıralayarak, özellikle boru hatlarına yönelik verilen zararların maliyetleri üzerinde durdu.
Ardından enerji uzmanı Melih Başdemir, genel olarak Türkiye’deki boru hatları ve boru hatlarındaki güvenlik politikalarından bahsetti. Daha sonra, Türkiye’de boru hatları güvenliğinin hukuki boyutu ile ilgili bilgi veren Avukat Uğur Kızılca, petrol boru hatlarına ilişkin Türkiye’deki mevcut yasal düzenlemeleri, boşluklar ve ilgili yasaların iyileştirilmesi için öngörülen tasarıları konuklarla paylaştı. BP & BTC Co. Türkiye, Ülke Enerji Güvenliği Direktörü Hasan Alsancak ise, Türkiye’de Bakü Tiflis Ceyhan petrol boru hattı örneği üzerinde uluslararası anlaşmalar ve lokal mevzuat çerçevesinde mevcut güvenlik yönetimi, riskler, tehditler ve çözüm önerileri içeren bir konuşma gerçekleştirdi.
Dört oturumdan oluşan konferansta farklı sektörlerden gelen konuşmacıların önerdiği çözümlerle bir sonuç bildirisi de hazırlandı.
Kritik Enerji Altyapı Güvenliği Konferansı Ortak Sonuç Bildirisi
- Türkiye enerji politikaları özelinde bölgesinde etkin bir aktör konumundadır ve bu pozisyonunu kurumsal altyapısı, kaliteli insan kaynağı ve istikrarlı yapısı ile daha da güçlendirebilecek potansiyele sahiptir.
- Türkiye’nin pozisyonunu arz ve talep ülkeleri üzerinde bir koz olarak kullanmaması Türkiye’nin itibarına olumlu yönde katkı sağlamaktadır
- Türkiye’nin bölge politikalarına kritik enerji altyapı güvenliği konusunu daha da etkin tedbirler alarak dâhil etmesi bu sürece olumlu katkı sağlayacaktır.
- Güvenlik konusunda ortaya çıkabilecek zaaflar enerji güvenliğini olumsuz yönde etkileyerek risk primi gibi ilave bir maliyetin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Risk priminin enerji fiyatlarına yansıtılmasında ne ölçüde gerçekçi bir yaklaşım takip edildiği ayrıca sorgulanmalıdır.
- Bu yönüyle ülkede kritik enerji altyapılarının güvenliği enerji güvenliğinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.
- Bu yönüyle kritik enerji altyapı güvenliği bir bütün olarak ele alınmalı ve bu doğrultuda kritik Enerji Altyapı güvenliğine yönelik sistem yeniden formüle edilerek devlet, sivil toplum, özel sektör ve yerel yönetimler arasında işbirliği sağlanmalıdır. Bu yönüyle uluslararası tecrübelerden faydalanılabilir.
- Hâlihazırda mevzuatta net ve açık bir “kritik enerji altyapı” tanımı bulunmuyor. Bu noktada,
Türkiye’de kritik enerji altyapılarına yönelik yasal bir çerçeve oluşturulmasına öncelik verilmelidir. Bir sonraki aşamada, kritik enerji altyapıları korunmasına yönelik milli politikalar geliştirilmeli, ülkeye özgü bir model oluşturulmalı ve hangi yapıların daha kritik olduğu belirlenmelidir. - Kritik enerji altyapı güvenliği konusunda yetki ve sorumluluk sahibi kurumların tanımı ve görev alanlarının belirlenmesi yolunda hızla adım atılmalıdır. Bu çalışmayı müteakiben konusunda ilgili kurumlarca bir “strateji planı” hazırlanmalıdır. Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı gibi kurumlar bu sürecin koordinasyonunda öncü rol oynayabilir.
- Son dönemde büyük bir tehlike olarak ortaya çıkan siber terör ve nükleer enerji tartışmaları hazırlanan stratejiye dâhil edilmelidir.
- Geliştirilecek güvenlik sistemlerinin vergi yükünü üstlenen mükelleflere ne kadar yük bindireceği iyi hesaplanmalı ve bu maliyet makul bir düzeyde tutulmalıdır.
- Kritik enerji alt yapı güvenliği sorununun sadece askeri boyutlarıyla ele alınması yeterli bir çözüm değildir. Konunun hukuki, diplomatik ve sosyal boyutları da analiz edilmeli ve çözüm düzeyine dâhil edilmelidir. Kritik enerji altyapı güvenliğinin vazgeçilmez koşullarından biri olan toplumsal desteğin sağlanması için gerekli politiklaların geliştirilmesi desteklenmelidir.
- Kurumlararası işbirliği, bilgi paylaşımı süreçte sinerji oluşturmak ve başarı elde etmek için son derece önemlidir.
- İşbirliği ulusal düzeyde kalmaktan öteye giderek, uluslararası boyutta diğer devletlerle eşgüdüm içerisinde ilerlenmelidir. Bu çerçevede NATO, BM, AB ve AGİT ile etkin bir işbirliği de gerçekleştirilerek bu kuruluşların deneyimlerinden faydalanılabilir.
- İlgili altyapıların fiziki güvenliğinin sağlanmasında şu an Jandarma ve BOTAŞ sorumludur. Ancak jandarmanın zaten oldukça geniş bir mevcut sorumluluk alanı bulunması konuya tam olarak odaklanmasını engellemektedir. Bu nedenle, özel olarak altyapıların güvenliğinden sorumlu profesyonel devlet ve-veya birimlerin kurulması süreçte başarının artırılmasında olumlu katkı sağlayabilir.
- Konunun hukuki boyutunda ise, boru hatlarından hırsızlıkla ilgili Türk Ceza Kanunu’nda yer alan 142. ve 152. maddelerin suçun oluşturduğu zararlar dikkate alınarak yeniden gözden geçirilmesi ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanarak Adalet Bakanlığı’na gönderilen düzenlemenin biran evvel yasalaşması bu suçla mücadele açısından son derece pozitif sonuçlar elde edilmesine imkân sağlayabilir.
- Enerji güvenliği ile ilgili eğitim ve araştırma çalışmalarının desteklenmesi bu konuda farkındalık yaratılmasına katkıda bulunacaktır. Enerji güvenliği konusunun yüksek öğrenim kurumlarının ders programlarına dâhil edilmesi veya lisansüstü eğitim burslarının verilmesi faydalı olabilir.
- Meselenin dinamik yapısı göz önünde bulundurularak enerji güvenliği üzerine yapılan konferans, seminer ve çalıştaylar düzenli olarak gerçekleştirilmelidir. Bu faaliyetlere kamu görevlilerin aktif katılımları sağlanarak mesele etkin bir şekilde ele alınmalı, tartışılmalıdır.
- Kritik enerji altyapı güvenliğinde insan faktörünün yanısıra teknolojik imkanlardan da azami
şekilde faydalanılmalıdır.



Kaynak : 