Bilindiği gibi, 22 Şubat 2011 tarihinde BTK tarafından yayımlanan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar”[1] bünyesinde mecburi filtre uygulaması 22 Ağustos 2011 tarihinde başlayacaktı. AGİT’in Temmuz 2011 içinde yayımlanan “İnternette İfade Özgürlüğü” raporuna göre 56 ülkeyi kapsayan AGİT bünyesinde başka bir örneği olmayan bu düzenleme şiddetli eleştirilere, 50.000 kişinin 15 Mayıs tarihinde Taksim Meydanı’ndan Tünel’e yürümesine, Bianet’in Danıştay nezdinde yürütmeyi durdurma istemli iptal davası açmasına,[2] ama öte yandan BTK ve diğer yetkililer cephesinden de bir o kadar da güçlü savunmalara konu olmuştu. BTK ve TİB yetkilileri çok yakın bir tarihe kadar her düzeyde bu kuralların gerekliliği konusunda kamuoyunu ve ilgilileri ikna etmeye çalıştılar.[3]
Ancak, henüz açıklanmayan bir nedenle ilk çıkarılan kararın yürürlüğe girmeyeceği ve yeni bir taslak hazırlandığına ilişkin dedikodular kulislerde dillendirilmeye başlandı. Çoğu zaman olduğu gibi ilk ikna edilmesi gereken yerel kamuoyu değil diplomatik temsilcilikler olduğu için kendilerine üst düzey bir brifing verildi.[4] Ardından bütün bu eleştirilerin bir sonucu olarak 04.08.2011 tarihinde, daha doğrusu 22 Ağustos uygulamasına 18 gün kala BTK tarafından yeni bir taslak karar yayımlanmıştır. BTK, kamuoyundan görüşlerini “hızlıca” ve 10 gün içinde (dört günü Cumartesi ve Pazar’a denk geliyor), yani 14 Ağustos 2011 Pazar gününe kadar talep etmektedir.
Kurumdan yapılan açıklamaya göre, taslak üzerine görüşler değerlendirildikten sonra yeni karar 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecektir. Fakat uygulama, işletmecilere tanınan 3 aylık bir test süresi sonrasında 22 Kasım 2011 tarihinde başlayacaktır. İdarenin bir önceki taslaktan farklı olarak çok kısa bir süre için de olsa kamuoyunu bilgilendirmesi olumlu karşılanmaktadır. Bununla birlikte, bu idareyi neden önceki karardan dönüldüğünü açıklama ödevinden kurtarmamaktadır. Bu kadar güçlü bir dille önceki kararın gerekliliği savunulduktan sonra hangi nedenlerle radikal değişikliklere gidildiğinin açıklanmaması idari kararların gerekçeliliği ilkesine açık bir aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan, yeni tasarı bir öncekine göre önemli değişiklikler getirmekle birlikte bazı temel özellikleri itibariyle daha önce ifade edilen endişelerin devam etmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, filtreleme sistemleri ve uygulamaları ile ilgili çekincelerimizi bir defa daha dile getirmeyi gerekli görüyoruz.
Ancak, daha önce filtreleme yöntemlerinin teknik ve hukuki sakıncalarına ilişkin görüşlerimizi çeşitli vesileler ile dile getirdiğimiz[5] için bu açıklamada daha genel bir şekilde yeni düzenlemenin ne derece tatmin edici olacağını değerlendirmekle yetineceğiz.
Bu makalenin devamını burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.
[1] Bundan sonra “Usul ve Esaslar”.
[2] 14.04.2011, Bianet, “İPS/bianet Danıştay’a Başvurdu: İnternet “Ankara’nın Sesi” Olmasın!”.
[3] 04.05.2011, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Güvenli İnternet Kullanımı Konusunda Yapılan Düzenlemeler ve Basın Toplantısına Davet; 15.05.2011, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Dr. Tayfun Acarer, Güvenli İnternet Hizmeti düzenlemesi ile ilgili basın toplantısı,
[4] Tüm stratejisini Avrupa Birliği’ni ikna etmek üzerine kurmuş bir kurumun başkanının görevi idarenin kararlarına eleştirel bir değerlendirmeden geçirmek olan akademisyenleri akademisyenleri esefle kınamasını anlamak güçtür. Bkz. “BTK Avrupa Birliği’ni de güvenli internete ikna etti”.
[5] Özellikle bkz. Altıparmak K. ve Akdeniz Y. (2011), “İnternet Filtresi: Zorunlu Değil ama Zorunlu”, Güncel Hukuk Ağustos 2011/8-92, s. 30 vd.



Kaynak : 