Hükümet, bir süredir şikayet ettiği üst kurulların özerkliğini, bir kanun hükmünde kararname (KHK) ile kaldırdı. Hükümetin, yetki kanunu çerçevesinde çıkardığı ve 17 Ağustos 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 649 Sayılı “Avrupa Birliği Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname [1] ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin 45’nci maddesi ile 10 üst kurulun özerkliğine şu ifadeyle son verildi.
MADDE 45 – 27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Kanunun 19/A maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Bakan, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların (5018 sayılı Kanuna ekli (III) sayılı cetvelde yer alan kurumlar dâhil) her türlü faaliyet ve işlemlerini denetlemeye yetkilidir.”
Bu cümle ile 5018 sayılı kanun içindeki üst kurumlar da denetlemeye tabi kılınıyor. 5018 sayılı kanuna bakıldığında[2] ifade edilen kurulların şunlar olduğu görülüyor :
- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)
- Telekomünikasyon Kurumu (BTK)
- Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)
- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)
- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK)
- Kamu İhale Kurumu (KİK)
- Rekabet Kurumu (RK)
- Şeker Kurumu
- Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK)
- Tasarruf Mevduatı Sİgorta Fonu (TMSF)
Üst kurulların mali denetimi daha önce yapılan düzenlemelerle Sayıştay‘a verilmişti.
Milli Prodüktivite Merkezi de (MPM) Genel Müdürlüğe Dönüştürüldü
Aynı KHK ile, Milli Prodüktivite Merkezi de “Verimlilik Genel Müdürlüğü” adıyla bir genel müdürlük haline getirildi ve Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlandı. KHK’ye göre, Millî Prodüktivite Merkezine ait her türlü araç, döküman, taşınmazlar ve personel mevcut durumuyla Bakanlığa aktarıldı.
Kurulların Özerk’liğinin Kaldırılması Ne Anlama Geliyor?
Son yıllarda hem piyasa ekonomisinin model olarak yaygınlaşması, hem de özelleştirmeler nedeniyle, hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde özerk düzenleyici kurumlar kuruluyor.
Ali İhsan Karacan’ın konuyla ilgili makalesine bakılırsa[3], özerk kurumların 1800’lerin sonunda itibaren kurulmaya başladığı ABD’de bugün 100 kadar özerk üst kurul bulunuyor ve bu kurulların kurulmalarının bir kaç nedeninden birisi, “Başkan ile Kongre arasındaki güç ve yetki çekişmesi nedeniyle parlamentonun Başkan’ın görev ve yetkilerini, özellikle ekonomik alandakilerini özerk kurumlar yaratarak budamak ve sınırlamak istemidir” şeklinde açıklanıyor.
Özerk kurumlar, gerek mali, gerek ise idari açıdan kendi kendilerini yönetebilir ve bu nedenle de hükümetten bağımsız karar verebilir kurumlar olarak şekillendiriliyor. Bu nedenle de örneğin, başkanı görev süresi bitmedikçe, görevden alınamıyor. Atamalar da kurulun kendi içinde vereceği kararla yapılabiliyor.
Ancak bu uygulanabiliyor mu? Her ne kadar hükümet kurullardan şikayetçi olsa da, en azında BTK için böyle olmadığını ifade edelim. Telekom sektöründeki firmaların ciroları üzerinden kesilen bir fonla yani özerk bir şekilde bütçesi oluşturulan BTK’nın atamalarında, hep siyasi yaklaşımlar olduğu biliniyor. Bu nedenle de, zaman zaman sektörden olmayan kişilerin atandığı eleştirilerini duyduk.
Bu açıdan bakıldığında, özerkliğin kaldırılması, bir anlamda fiili olanı resmi hale çevrilmesi gibi düşünülebilir. Ama bu kararın yurtdışında soruna yol açabileceği konuşuluyor. Örneğin IMF destekli birçok istikrar proğramının ön koşulları arasında özerk kurullar kurma şartı yer alıyor. Bazan da OECD, Dünya Bankası gibi diğer uluslararası kuruluşlar bu tür kurumların kurulmasını teşvik ediyor. Diğer yandan aynı eğilim AB gibi bölgesel kuruluşlar tarafından da sürdürülüyor.
Ekonomi uzmanları, kurulların bağımsızlığının kaldırılması ile Türkiye’nin, yerine getirmiş olduğu AB’nin bir kriterinde geriye gitmiş olduğunu ve bu durumun müzakere sürecinde sorun yaratabileceğini iddia ediyorlar.
[1] 17 Ağustos Tarihli Resmi Gazete
[2] 5018 Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu
[3] ÖZERK KURUMLARIN ÖZERKLİĞİ



Kaynak : 