web analytics
Cuma, Haziran 26, 2026
No Result
View All Result
  • Giriş
Türk İnternet
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu
No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu
No Result
View All Result
Türk İnternet
No Result
View All Result
Ana Sayfa YENİ TEKNOLOJİLER ARGE - Inovasyon Eğitim

Yeni Eğitim Yılında, Bilimsel Kuruluşları Özerk Olmadan Çağı Yakalayamayız

Ortaöğretimde 2011 Eğitim ve Öğretim yılı ile Üniversitelerin yeni eğitim yılı birlikte başlıyor. Yaklaşık 22 milyon öğrencisi ile birkaç ülkenin nüfus büyüklüğündeki gençliğin bir tek hedefi var; geleceklerini kurmak üzere iyi bir iş umudu. Bu da adeta teste dayalı sınav sistemine bağlı. Bugün milyonlarca öğrencimiz eğitim, sanat, estetik, ruh sağlığını geliştirecek etkinliklerden ve yaratıcılıktan uzak günde 18 saat sınav ve test düşünmekten dünya ile adeta bağlarını koparmış durumdadır. Çok zeki ve pırıl pırıl bir gençliğe yapılacak en büyük kötülük onları doğadan ve öğrenme ortamından uzak tutarak sınava endekslenmektir.

Prof.Dr.Ibrahim Ortas-Prof.Dr.Ibrahim Ortas
19 Eylül 2011
-Eğitim
0
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşLinkedin'de Paylaş

Türkiye’nin Gündeminde Bilim YOK

Ülkemizin gündemi genelde siyaset ekseninde şekilleniyor, ne yazık ki olması gereken eğitim, üniversite ve bilim konularına pek sıra gelmiyor. Bu yaz ülkemizin Feza Gürsey Enstitüsü’nü BİLGEM’e (Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi) bağlanması ve TÜBA’nin kanun hükmünde kararname ile üyelerinin belirlenme yetkisinin elinde alınması ile başlayan tartışma yine iç ve dış siyasetin gölgesinde geçiştirildi.

Yeni Öğretim Yılına Sorunla Girilmektedir

Ortaöğretimde 2011 Eğitim ve Öğretim yılı ile Üniversitelerin yeni eğitim yılı birlikte başlıyor. Yaklaşık 22 milyon öğrencisi ile birkaç ülkenin nüfus büyüklüğündeki gençliğin bir tek hedefi var; geleceklerini kurmak üzere iyi bir iş umudu. Bu da adeta teste dayalı sınav sistemine bağlı. Bugün milyonlarca öğrencimiz eğitim, sanat, estetik, ruh sağlığını geliştirecek etkinliklerden ve yaratıcılıktan uzak günde 18 saat sınav ve test düşünmekten dünya ile adeta bağlarını koparmış durumdadır. Çok zeki ve pırıl pırıl bir gençliğe yapılacak en büyük kötülük onları doğadan ve öğrenme ortamından uzak tutarak sınava endekslenmektir.

İlköğretimden yükseköğretime kadar uygulana program ülke gerçeklerinden ve somut ihtiyaçlardan uzak, ezberletme-öğretme eksenli olup günden güne eğitim boyutu kaybolmuştur. Ülkenin nitelikli iş gücü sorunu çözülememiş, yetiştirdiğimiz sınırlı sayıdaki kişilerin çoğunluğuna gerekli önem ve yaşam koşulları sağlanamadığı için beyin göçüne vermişiz/veriyoruz. Üniversitelerin durumu gerek akademik yapı, gerek eğitim kalitesi bakımından ciddi anlamda sorunlu. Üniversitelerin toplumla bağlantısı sağlık hizmetleri dışında neredeyse kopuk durumdadır. Başta Tıp Fakültelerinde çalışan profesörler olmak üzere 3.700 TL aylık maaş ile Dünyanın örneği olmayan bir uygulama ile nitellikli bilim insanlarını üniversitelerde çalıştırmak artık imkânsız. Nihayet temlinde özlük hakları ve yetersiz alt yapı ve çalışma koşularından dolayı üniversitelerin sağlık hizmetleri dahil, bilim ve eğitimin kalitesini olumsuz yönde etkilediği yüksek sesle sık sık dile getirilmektedir.

İyi niyetle açılan onlarca yeni üniversite her yönü ile evrensel üniversite normlarından uzak durumdadır. Üniversiteye bu yıl kayıt yaptıran yaklaşık 400 bin öğrencinin kaç tanesi üniversite okuyacak kadar temel akademik bilgi ve genel kültüre sahip derseniz bu sorunun cevabı da açıktadır.

Ülkemizin çalışma disiplini yönünden en ciddi sorunu olan liyakate dayanmayan terfi ve atamalar, eğitim ve bilimin doğasına uygun olmadığı için üniversiteler ve bilim kurumlarının işlevleri ve verimlilikleri olumsuz yönde etkilemektedir.
Türkiye’nin dünya ölçeğinde ciddi anlamda bırakınız ilk 100 ve 200 üniversitesine ilk 500 giren bir üniversitesi dahi yok (zaman zaman İstanbul ve Hacettepe 450 sıralardan sonra yer alabilmektedir) denilebilir.
Bu arada en kötüsü de, üniversitelerin kendi sorunlarını tartışmaktan çekindikleri, adeta üzerlerine ölü toprak örtülmüş gibi sesiz ve bir kurtarıcı bekler havsındadırlar.

Üniversiteler, TÜBİTAK ve TÜBA gibi Bilim Kurumları Özerk Olmalıdır
Son olarak TÜBİTAK ve TÜBA’nin yeni bir yapılanma ile kurulan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlanması ve arkasından TÜBİTAK yönetiminin değişimi ve TÜBA yöneticilerinin ve üyelerini kendi belirleme yetkisinin çoğunlukla Bakanlar Kurulu ve YÖK tarafından belirlenmesi ile başlayan tartışma ile ülkemizin bilim kültürünün ne denli zayıf olduğunu gözlemledim. Bir bütün olarak ilköğretimden üniversite ve Akademiye kadar yaşanan sorunun temelinde, bilimden yoksun bir toplum olduğumuzu ve bilim toplumun yaşamına yön vermediği için bilimi ne yazık ki içmeleştirememiş. Mevcut sistem her şeyi kendine yakın, kolay iletişim kurabileceği kişiler ile yöneterek sağlayacağını düşünüyor. Ancak temel bilim ve felsefeden yoksun bir anlayışın başarılı olma şansı eşyanın tabiatına aykırıdır.
Bilimin temel felsefesi ve insanlığın sürülebilir geleceği anlaşılmadan, özerklik anlaşılmaz. Özerk kurumlar olmayınca da bilim olmaz. Özerkliğin ve bilimsel özgürlüğün yaratıcılık, yeni şey söylemek için olmasa olmaz olduğu düşüncesi hocalarımız tarafından her alanda işlenmelidir.

Ne yazık ki akademik dünyamızda her şeyi bir yönetim değişikliği olarak görülmekte, bazı meslektaşımızda çoğu zaman benimsememekle birlikte bir yerlere gelmeyi yaşamlarında bir anlamlılık kazandıracağını düşünerek adeta kendilerini her iktidar döneminde güçlüyle birlikte olmaya adamaktadırlar. Üniversite hocalarının üniversite misyonu ve anlayışını, makam ve mevkiden önce düşünmeleri, gerektiğinde bazı teklifleri bilim ve üniversite kültürüne uymadığı için ret edebilme cesaretini göstermelidirler. Bu anlamda üniversite hocaları bir makam mevki kapmak için üniversite özerkliği ve bilimin doğası olan eleştirel düşünce yapısından koparılmasının yanlışlığını belirtmelidirler.

Ne yazık ki bugün bankalar, futbol federasyonları ve takımları ve diğer bazı kamu kurumları kendi içinde özerk, üst yönetimlerini de belirleyebiliyor, ancak bilim kişileri kendi üst yönetimlerini belirleyemiyor. Bilim, bilgi, erk sahibi kişiler kendi kendilerini yönetmiyorsa burada ciddi bir sorun var demektir. Onun için önce bilim kuruluşları özerk olmalı ve bilim kişileri ve yöneticileri biraz ayrıcalıklı ve işin doğasına uygun ve liyakate dayalı olarak belirlenmesi gerekir. Bu sağlanmasa on yıl sonra aynı konuyu konuşur dururuz.

Bilim Başlı Başına Temel Felsefe Anlayışı İster
Ancak benim somut gözlemim ve düşüncem, sanırım biz temel felsefeden uzaklaşmış durumdayız. Dünyadaki Bilimler Akademileri ile ülkelerin bilimsel gelişmişlikleri arasında bir paralellik bulunmaktadır. Akademi temel felsefe üretir, sorunları tartışır, bilimci yetiştirmeye katkıda bulunur. Bu bağlamda bağımsız kalması zorunlu. Akademiler her zaman Üniversitelerin üzerinde bir konumda ve siyaset ve iktidarlar pek akademilere karışmaz. Akademi ve üniversite üyelerinin en temel özelliği, bilimi bütün olarak felsefesi ve metodolojisi ile kavramak, bilimsel sorgulama, analiz ve sentez yapabilme yeteneğine sahip, sürekli kendini yenileyebilme becerinse sahip olmasıdır. Akademilerin eleştirilecek yanları elbette vardır. Üye sayısı artırabilir, üye belirme şartları tartışılmalı, daha etkin çalışması ve ülkenin geleceği için makro projeler üretmesi konusunda zorlanmalıdır. Ancak, yönetimlerin doğrudan yukarıdan atanarak kontrolü bilimsel sorgulama ile uzlaşmaz ve ülkemize de yaralı olmaz.

Bilim Yapma İşi Ticaret ve İnşaat Yapma İşine Benzemez,
Bilim ve Araştırma işi, inşaat, makine, ticarete satma ve almaya benzemez. Bu iş temelden anlaşılmadan, yenlikçi ve devinimci bir ruh ve bilgiye sahip olmadan sağlanmaz. Bu da kolay kazanılacak bir şey değil. Temel bilim anlayışına sahip olmak ne satın alınabilir ne de üç günde kazandırılır. Bunun birinci koşulu kurumsal özerklik, ikinci koşullu akademik özgürlüktür.

Bilim Kuruluşlarının Başındaki Adama Değişiminden Çok Zihniyet Değişimi Önemlidir
Üniversite ve akdemi anlayışı sırdan bir yönetici değişimi ile olmayacağını her halde en acı tecrübe ile ülkemiz yaşamıştır. Her insan bilim insanı olamaz. Günümüzde kişi profesör de olur, daha yükseği de olur. Ancak bilim insanı vasfı taşımak ve onun gereği olan eleştirel düşünce, yaratıcılık, bilgiyi dönüştürme ve toplumsal hizmet sunmak ayrı bir konu. Mustafa Kemalin, “mühendis, doktor olabilirsiniz ancak sanatçı olamazsınız” ifadesine uygun olarak bilim ve düşün insanı olma, oldu biti bir iş değildir ve olmamalıdır. Eğer dünya standartlarında gerçek bilim insanı yetiştirebilseydik, bugün dünyanın 17 büyük ekonomisi dünün iki büyük imparatorluğun mirası üzerinde ki ülkemiz dünyada üniversiteleri ile de anılırdı.

Özet olarak ülkemizde yaşanan sorunun bilim kültürünün sokakta, siyasete ve hatta çoğunlukla üniversite ortamında da yeterince kavranamamasındandır. Üniversite ortaöğretimin devamı olarak görülüyor. Üniversiteler bir günde açılıyor, kolayca yönetici atanıyor ve ders veriliyorlar. Ancak üniversitelerin meyvelerinin değeri ve kalitesi ise tartışma konusudur.

Ne yapılmalı;
Son 25 yıllık bilimsel hayatımda ülkemizin sorunlarının bitmediği, aksine günden güne artığı görülüyor. Eğitim ve öğretim sorunları konusunda son 15 yılda yazdığım yazılara baktığımda yaptığımız tespitlerin sorunların daha da derinleştiği görülmektedir.
Tabii siyaset yaşadığımız sorunlar, berberinde ülkenin sosyal sorunları da azalmadı tam tersine, hep sorunlar artı ve artık işin içinden çıkılamaz duruma gelindi.
Uzun zamandır dünyada gözlemim (30 küsur ülke, onlarca üniversite ziyaret ettim), temel bilimden yoksun ve teknoloji üretmeyen toplumlar hep sorunludurlar. Çünkü günümüz iletişim ve teknoloji çağının günlük ürettiği yeni beklentileri hep satın alarak cevaplamak mümkün değildir.
Acilen Türkiye’nin uzun ve kısa vadede bir bilim politikası oluşturması, buna uygun yeni bir üniversite yasası çıkarmalı. Bilim kurum ve kuruluşları özerk olmalı, kamu de hesap sorabilmelidir. İç ve kamu denetim mekanizması getirilmelidir.
Öncelikle bilim ve teknolojide çağı yakalamak için temel bilimlere önem verilmeli, Temel bilimleri kavramadan, ilk ve orta öğretimi gerçek anlamda geleceğin sağlıklı nesilleri yetiştiremeyiz. Temel bilimler işin esasıdır. Temel bilimlerde temel felsefe ile yapılır. Bunu kavrayamasak hep Batı’nın ürettiği teknolojileri satın almak ve tüketicisi olmak durumundan kurtulamayız. Bugün yediğimiz karpuzun, domatesin, mısırın tohumlarında bile Batıya bağımlı isek bunun temel nedeni temel bilimlerden yetersiz olmamız veya bilmediğimizdendir.
Zaman kaybetmeden olayı bütünsellik içinde tartışmamız ve çözüm üretmemiz gerekiyor, yoksa bugün içinde bulunduğumuz sosyal ve ekonomik durumlar daha da derinleşecek ve dışarıya bağımlılık daha da artacaktır. Üniversitelerin bilim insanları makam, mevki ve küçük nemalara yenik düşmeden ve kimseye kul ve bağımlı olmadan, bilimin ulvi değeri ve sorumluluğu ile geleceği eğitim, bilim ve teknoloji ile şekillendirecek özerk kurumlar için kolları sıvamalıdır. Bunu yapılmaması durumunda korkarım bu günleri de arar durma geliriz.

Etiketler: Yazar

Türk İnternet'ten buna benzer yazılar için bildirim almak ister misiniz?

ABONELİKTEN ÇIK
Prof.Dr.Ibrahim Ortas

Prof.Dr.Ibrahim Ortas

Lütfen yorum yapmak için giriş yapın.

GÜNLÜK BÜLTEN ABONELİĞİ

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

HAFTANIN ÖNE ÇIKANLARI

  • St. Petersburg Forumu, Rusya’nın Yeni Teknoloji Stratejisinin Sinyallerini Veriyor: Nadir Toprak Elementleri, Yapay Zeka, Yarı İletkenler ve Teknolojik Egemenlik
  • Türkiye Yapay Zeka Stratejisinde Yeni Dönem: Dijital Egemenlik Merkeze Yerleşti, Peki Bu Yeterli mi?
  • Teknoloji Girişimlerini İlgilendiren Yeni Düzenlemeler Yürürlükte
  • Washington Yapay Zekada Yavaşlatma Yerine Hızlanmayı Seçti: Yeni ABD Yapay Zeka Doktrini ve Riskleri
  • Dijital Dönüşüm ve Gazeteciliğin Küresel Krizi

HAFTANIN KELİMESİ

3GPP

3. Nesil Ortaklık Projesi (3GPP), dünya çapında çeşitli mobil (hücresel) ve telekomünikasyon standartlarını geliştiren ve sürdüren bir grup standart kuruluşudur.

3G ile birlikte kurulmuş ve telekom endüstrisinin Birleşmiş Milletleri diye tanımlanabilir. Sonraki nesiller için de standartları belirlemiştir.

Detayı için Wiki-Turk'e bakınız

İNTERNET HIZI

Türkiye'nin İnternet Hızlarını Dünya ile KarşılaştırmakKaynak : https://www.speedtest.net/global-index#mobile
Facebook Twitter LinkedIn

Bildirimler

Turk-internet.com masaüstü bildirimlerini almak için lütfen buraya tıklayın

Son Yorumlar

  • ICANN, Yeterince Temsil Edilmeyen Toplulukları Yeni gTLD Başvuru Destek Programı İle Güçlendiriyor için Tolga Kaprol
  • BTK, Yabancı e-SIM Firmalarını Engelledi için Bulent SEN
  • Sahibinden.com Domain’inin Güncellenmesi Unutulmuş için Tolga Kaprol
  • İngiliz Düzenleyici Ofcom, Bulut Servislerini ve Akıllı Cihaz Pazarını Soruşturuyor için Tolga Kaprol
  • Seçim Yaklaşırken, Kişisel Veriler Kötüye Nasıl Kullanılır? için [email protected]

Türk İnternet'ten ilginize çekecek yazılar için bildirim almak ister misiniz?

Abone Ol

© Copyrights 2000-2025 - Bu sitede yayınlanan haber/söyleşi/makale ve bilgilerin tüm hakkı turk-internet.com'a aittir.

Tekrar Hoşgeldiniz!

Aşağıdan hesabınıza giriş yapınız

Şifremi unuttum?

Şifrenizi geri alın

Lütfen şifrenizi resetlemek için kullanıcı adı veya email adresinizi girin.

Giriş yap
No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • BİLİŞİM
  • e-TİCARET
  • INTERNET
  • TELEKOM
  • YENİ TEKNOLOJİLER
  • Hakkımızda
  • Kişisel Verilerin Korunması
    • Çerez Aydınlatma Metni
    • İlgili Kişi Başvuru Formu

© Copyrights 2000-2025 - Bu sitede yayınlanan haber/söyleşi/makale ve bilgilerin tüm hakkı turk-internet.com'a aittir.