Ereteam, İş Zekası Çözümleri ile Akbank yönetim kademelerinin karar süreçlerini en hızlı ve sağlıklı şekilde gerçekleştirmeleri için geliştirilen Argus Projesi, güzel bir başarıyı da beraberinde getirdi. Proje, Akbank’a, dünyanın en prestijli strateji ve performans yönetimi ödüllerinden, “Performans Yönetim Süreçlerinde En İyi Uluslararası Uygulamalar” (Balanced Scorecard Hall of Fame for Executing Strategy) ödülünü kazandırdı. Uluslararası bu başarının sağlanmasında payı bulunan Ereteam’in Genel Müdürü Kutlay Erdal Şimşek ile hem bu ödül, hem de gerçekleştirdikleri çalışmalar ekseninde bir röportaj yaptık.
Ereteam’in, yaklaşık 10 yıldır Türkiye’de bilişim sektöründe faaliyet gösteren bir kurum olduğunu belirten Şimşek, şirketin faaliyet alanının bilişim içerisinde çok özel olarak nitelendirilebilecek “iş zekası” ve “performans çözümü” olduğunu ifade ediyor:
“İş zekası ve performans çözümleri dediğimiz zaman aslında bir işletmenin, bir kurumun, kararı verme noktaları, kararı verme süreçleri içerisinde iş ihtiyaçlarını karşılayan bir organizasyonuz.
Biliyorsunuz işletmeler içerisinde farklı iş birimleri var. Finans gibi, satış gibi, insan kaynakları, pazarlama gibi bir işletmenin farklı organları var. Biz bu organlardaki gerek operasyon seviyesinde gerekse karar verme seviyesinde, üst yönetim seviyesindeki insanların işlerinde daha doğru kararlar alabilmeleri ve bunu da işletmenin performansına yansıtabilmelerini sağlayan çözümler sunuyoruz.
Geçen 10 yıllık süreç içerisinde de bu konuda aslında kendi sektöründe önde yürüyen bütün yerli ve yabancı işletmelerin büyük bir kısmı bizim müşterilerimiz arasında yer alıyor. Kimisinde stratejik bütçeleme ve planlama, kimisinde iş performans yönetimi uygulamaları, bazı müşterilerimizde çok kapsamlı iş zekası uygulamaları, pazarlama kampanya yönetimi ve verimlilik uygulamaları ve tabi tüm bunların altındaki veri katmanı seviyesinde de veri yönetimi, veri kalitesi ve veri ambarı cihazları sağlama noktasında çözümler sunuyoruz.”
turk-internet.com: Peki veri yönetimi ve iş zekası alanlarında yakın gelecekte ne gibi gelişmeler olacağını düşünüyorsunuz?
Kutlay Erdal Şimşek: Esasen burada gerek Türkiye, gerekse Avrupa ve Amerika pazarlarına baktığımızda yaklaşık 10-15 yıllık bir süreç var. Aslında iş zekası ve performans yönetimi çok yeni alanlar değil. Ancak diğer konularda olduğu gibi bu konuda da zamanla ihtiyaçlar, gelişmeler çerçevesinde bu taraftaki uygulamalarda da belli değişmeler oldu.
Tabi iş ihtiyaçları dediğimiz zaman süreç bir yöneticinin kurumu içerisinde oluşan bilgiyi çok hızlı bir biçimde karar alma noktasında kullanabilmesi. Bunun içinde tabi eldeki verinin de kaliteli olması gerekiyor.
Türkiye’de eski uygulamalara baktığımız zaman uygulamaların büyük bir kısmının aslında daha vitrin tarafında olduğunu görüyoruz. Yani kurum yöneticileri arka tarafta verinin kalitesine ya da oradaki otomasyona fazla odaklanmadan hızlı bir şekilde kendi ihtiyaç duydukları ya da üst yöneticilerin ihtiyaç duydukları verileri onlara sunma noktasındalardı. Bu anlamda excel ve benzeri bir takım uygulamalar kullandılar.
Şimdi baktığımızda ise verinin kalitesine daha ciddi bir odaklanma söz konusu ve bu tabi bu projelerin başarısını da kritik bir şekilde etkiliyor.
Dolayısıyla bir kurumun performansını gösteren çok temel uygulamaların yanında önümüzdeki süreçte özellikle verinin kalitesinin artmasıyla ve bu noktaya odaklanmayla birlikte her bir iş biriminde daha detaylı ve daha verimliliği arttırıcı çözümler görüyor olacağız. Bu anlamda teknoloji de daha çok kullanılmış olacak. Gerek görsel olarak, gerek mobil cihazlar üzerinde, gerek sosyal medyanın gelişimiyle birlikte sosyal medyayla da daha bir etkileşim, iletişim içerisinde yeni uygulamaları görüyor olacağız.
turk-internet.com: Siz tabi bankacılık sektöründe başarılı çalışmaları olan bir şirketsiniz. Biz bankalara baktığımızda birbirini tekrarlayan benzer projelerin, yazılımların geliştirildiğini görüyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kutlay Erdal Şimşek: Şimdi tabi Türkiye’de kabaca 30-35 tane banka var. Özellikle 2001 krizi sonrasında artık bankalarda perakendeye ciddi bir eğilim, yabancı bankaların Türk pazarındaki özellikle nüfusa ve Türkiye’deki tüketim alışkanlıklarına ciddi bir ilgisi var. Pazarda bir hayli de yabancı oyuncu var. Gerek belli sayıdaki bankaların tamamına gerekse de bazı bankaların belli bir hissesine ortak olarak faaliyet göstermekle birlikte şimdi şöyle düşünebiliriz.
Her bir bankanın gelişmişlik seviyesi teknolojik anlamda aynı değil. Dolayısıyla uygulama zamanları, süreçler değişebiliyor. Çok hızlı özellikle günümüz koşullarına baktığımızda müşteriyi edinmek, müşteriyi elde tutmak çok kritik. Bu anlamda çok çabuk gelişiyor ihtiyaçlar. Dolayısıyla a bankası bir uygulamayı hayata geçirdiğinde muhtemelen b, c, d ve diğerleri daha o noktada olmuyorlar. O anlamda gerçekten bayrağı taşıyan ve öncülük eden birçok banka bazen kendi yazılımlarını üreterek, bazen ürettiği yazılımları ve know-how’ı diğer bankalarla paylaşarak belli bir katkı sağlamaya çalışıyor.
Ama örneğin bir başka bankanın aynı projeyi uygulama süreci belki 3 sene belki 4 sene sonra olabiliyor. İlk sebep bu aslında.
İkincisi yabancı bankaların pazara girmesiyle her bir bankanın farklı pazarda edindiği belli bir tecrübe var, belli standartlar var. O standartları, o öğrenilmiş olan dersleri, uygulamaları Türkiye’de de tekrarlama amaçları var. Bu anlamda da farklılıklar oluşabiliyor.
Bir üçüncüsü örneğin A grubu dediğimiz bankalardaki bir uygulamanın daha ufak ölçekli bir bankaya uygulanması söz konusu değil. Gerek bütçe, gerek iş süreçleri itibariyle. Tabi son olarak da rekabet bunda etken.
Rekabet dediğimiz vakit esasen teknoloji ve iş ihtiyaçları çerçevesinde edinilmiş olan tecrübeler paylaşılabilir tecrübeler. Fakat iş ihtiyaçları sonrasında bazen oluşturulmuş ve bizim Akbank’ta yaptığımız projenin çıktıları da buna bir örnek olabilir. Gerçekten ciddi bir bilgi birikimi gerektiriyor. Bu bir rekabet avantajı. Rekabet avantajını da tabi teknolojik anlamda değil ama iş ihtiyaçları, kazanımları anlamında takdir edersiniz ki paylaşmak 52 avantajı bir anda ortadan kaldırıyor.
Bu da bir sebep olabilir. Şöyle değerlendirirsek, bir tarafta nispeten daha küçük ölçekli bankaların oluşturduğu, hayata geçirdiği uygulamaları benzer ölçekli bankalara yerleştirmek ve uygulamak olası ama ölçek büyüdükçe, gerek teknik anlamda, gerek sindirilebilirlik, hazırlık anlamında pek uygun bir model olmuyor. Dolayısıyla benzer uygulamaları çoklamak her ne kadar isimler, süreçler aynı olsa bile pek mümkün olmuyor. Kanımca sebepler bunlar.
Söyleşinin devamını Şimşek : Avrupa ve Gelişmiş Ülkelerdeki Krizden Ötürü, Bizim Pazarımızda Ciddi bir Potansiyel Var – 2 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 