Geçtiğimiz ay yayınladığımız bir haberde, Birleşmiş Milletler (BM), Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin hazırladığı raporda dünyayı gelecekte felaketlerin beklediğini paylaşmıştık. (1) Geçtiğimiz günlerde Güney Afrika’nın, Durban şehrinde tamamlanan 17’nci BM İklim Konferansı’nda, miadını dolduran ‘Kyoto Protokolü”nün ardından nasıl bir sürecin izleneceği ağırlıklı olarak tartışıldı. Bir konferans daha tamamlanırken bilim insanları, iklim değişikliklerinin olanca hızıyla devam ettiğine dikkat çekiyor.
ABD başta olmak üzere, Kanada, Japonya ve Suudi Arabistan, ömrünü tamamlayan Kyoto Protokolü’nün bir dönem daha uzatılmasına karşı tavır sergilediler. Bu arada, Amerika’nın dünyada karbon gazı salınımında en fazla pay sahibi 3 ülkeden birisi olduğunu hatırlatmakta fayda var. Çin ve Hindistan’ın da, “zengin ülkelerin dünya ekolojisine çok daha fazla zarar verdikleri” gerekçesiyle protokolden bağışıklıklarını talep etmelerini unutmamak gerekiyor.
2009 yılında Kopenhag şehrinde gerçekleştirilen 15’nci İklim Zirvesi’nde, dünya liderlerinin böylesi kritik bir etkinliğe sadece yarım günlerini ayırmaları ve zengin-yoksul tüm ülkeler arasında, “iklim değişikliği” konusunda somut ve uzlaştırıcı bir karar sağlamadan ülkelerine dönmeleri ciddi bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Kutup dairesindeki buzulların hızla çözüldüğüne işaret eden bilim insanları, yıllardır süregelen görüşmelere rağmen küresel düzeyde bir orta yol bulunamamasının endişeleri daha da artırdığını belirtiyorlar. Ülkelerin, yıkıcı bir ekolojik felaketin yaşanmaması için atılması gereken adımların oldukça gerisinde kaldıklarına dikkat çeken iklimbilimciler, çok daha düşük kapsamlı girişimlerin daha ölçülebilir ve reel sonuçlar vaat ettiğini kaydediyor.
Dünya liderlerinin bir uzlaşı sağlayamamalarına karşın ülkelerin lokal düzeyde inisiyatif geliştirmeleri en ideal çözüm olarak görülüyor. Akaryakıta yapılan zamların ya da küresel ekonomik krizlerin hava kirliliğinin azalmasına herhangi pozitif bir etki yapmadığını belirten çevreciler, daha etkili farkındalık kampanyaları başlatılması gerektiğini ifade ediyor. Sera gazı salınımına lokal düzeyde kısıtlamalar getirilmesi neticesinde Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde karbon dioksit miktarının 16 yılda ortalama yüzde 6 nisbetinde azalması buna örnek olarak gösteriliyor. Kalkınmakta olan ülkelerin, kendilerinden çok daha zengin ülkelere oranla yenilenebilir enerjiye daha fazla yatırım yapmaları konunun bir diğer ilgi çekici boyutunu oluşturuyor.
(1) Dünyayı Gelecekte Felaketler Bekliyor



Kaynak : 