Geçtiğimiz hafta, Turkcell’in “Geleceği Yazanlar” isimli programının tanıtımına katıldım. Programın özü, mobil katma değerli servis yazılımını desteklemek. Microsoft Türkiye tarafından oluşturulan benzer bir programın 1ci yıldönümüne de bir gün önce katılmıştım.
Her 2 program da Türkiye için yararlı programlar. Tabi ki firmalar para kazanacaklar. Çünkü ayakta böyle kalabilirler. Ama artık “hep bana hep bana” diyen anlayış yerine, müşterisine de bir şeyler katan firmalar beğeniliyor.
Turkcell tanıtımında, CEO Süreyya Ciliv ilginç rakamlar içeren bir sunum yaptı. Bir tanesine bakalım; Sosyal Ağ Kullanımında Türkiye % 69 ile, Brezilya’nın (%75) arkasından ikinci sırada. Buna karşılık internette araştırma yapan sıralamasında Türkiye % 37’lerde ve geride (ABD % 82).
Bu rakamın verdiği mesaj şu; interneti tüketiyoruz ama üretim anlamında kullanım zayıf. Bunun bir nedeni Türkçe kaynak eksikliği olabilir ama üretmeden tüketmek, kendini de tüketmek anlamına gelmiyor mu?
Alın bir rakam daha; aynı toplantıda konuşan BTK Başkanı Dr.Tayfun Acarer, Türkiye’ye yılda 16 milyonu ithalat, 1,5 milyonu yolcu beraberinde olmak üzere dışarıdan toplam 17,5 milyon telefon geldiğini aktardı. Bu telefonların ortalama değeri ise 300 $ yani toplamda yıllık 5-6 milyar $ ya da 10 milyar TL sadece telefona harcıyoruz. 5 yılda 50 milyar TL desek, cari açık nerelerden geliyor sizce?
To be or Not To be
13 yıldır katıldığım basın toplantılarında eğer yurtdışından gelme birileri varsa, ya da çok uluslu bir firmanın temsilcileri ile karşıkarşıya isek, basın mensuplarından birisinin mutlaka “bu ülkeye yatırım yapacak mısınız?” sorusu olur. Bu soruyu ben alkışlarım. Çünkü “sorumlu” bir ifade. Ülkemizi pazar olarak kullanmak isteyen firmadan gelen kişilerle temas eden taraf olan gazeteciler, böylece “ülkemizi sadece pazar olarak kullanmayın, buraya birşeyler de bırakın” demeye çalışıyorlar. –ki o firmanın elemanları muhtemelen yanlış anlaşılmamak ya da belki iyi görünmek uğruna, bu konuda bir şey söyleyemeyebiliyor–
Maalesef biraz iktidarların anlayışsızlığı ya da ilgisizliği nedeniyle olsa gerek, ülkemiz sadece pazar durumunda. Bunun son 3-5 yılda değişir gibi olduğunu görüyoruz. Bunun bir nedeni belki bilinçlenmek, bir diğer nedeni uzun süreli iktidar olmanın getirdiği “olayı anlama” avantajı. Önceki hükümetlerde bu yönde bir anlayış göremedik, muhtemelen zaten neyin ne olduğunu anlayana kadar gittikleri için olabilir.
Gerçi ben öğrenciyken, “yerli malı” haftaları olurdu. Bir bilinç yaratır mıydı ya da bende var olan bilinci bu haftalar mı yarattı bilemiyorum. Ama serbest ekonomiye geçişle birlikte “yerli malı” lafı da nerdeyse ayıp sayıldı. Belki biraz da ekonominin tamamen kapalı olduğu dönemlerde, içerdeki rekabet yokluğu yüzünden gelişmeyen ürünlere karşı, yurtdışından gelen albenili ürünler için oluşan hayranlığın yani yabancı merakının tatmini nerdeyse 20 yıl sürdü. Gerçi hala da sürüyor.
Örneğin 30 yıllık Logo, Link, Eta ve bilimum benzeri yazılımlarımız dururken, moda babında firmaya uygulanması 2 yıl süren yazılımlar alabiliyoruz.
Tabi en faciası, kamu ihaleleri; bırakın yerli üretime avantaj vermeyi, tercih etmeyi, yıllardan beri kamu ihalelerinde yerli ürünlerin yarışmaya girmesini engeleyici maddeler kullanıldı. Mesela yurtdışında şu kadar milyon $’lık proje yapmış olması istendi. Kendi ülkesinde şu kadar milyonluk proje yapmasına fırsat verilmeyen ürün nasıl da yurtdışında satacak?
Bugün bir rivayete göre 50, diğer bir rivayete göre 80 milyar $ olan bilişim-telekom sektörü hacminin, telekom firmalarının çok uluslu olduğu da hesaba katılırsa, ancak % 10’u istihdamı da hesaba katarsak % 15’i filan bizim. Geri kalan aslında giden para.
Bilişim ve telekom sektörü maalesef, yabancı ürün temsilciliği üzerine kurulu. Alım ve satım. Yani üretim yok. Alım-satım olayında da bir facia var. Temsilcilik/bayilik işi o kadar çok seviliyor ki, bayilik alacağım diye o kadar rekabet var ki, yabancı firmalar artık bayi kazançlarını en alta indirdiler. Yani bu temsilci ve bayiler az gidiyor, uz gidiyor, dere tepe düz gidiyor, sonra bir de dönüp bakıyor ki, bir arpa boyu yol gitmiş.
Özetle şunu söylemek istiyorum; ülkemizde yapılan üretimleri desteklememiz lazım. Mal satın alacağımız firmanın da ülkemize özen gösterip, göstermediğine, sosyal sorumluluk projelerinde ne kadar aktif olduğuna bakmamız lazım. Aksi takdirde pazarı kullanıp, “biz eleman çalıştırıyoruz ya bu yatırım değil midir?” diyerek, satış için aldığı elemanları gözümüze sokan, bayilerini düşünmeyen ama ondan sonra, devleti de kullanarak, ülkemizi muz cumhuriyeti sınıfına sokan firmaları tanıyıp, bu firmalardan uzak durmak lazım.



Kaynak : 