Son 10 yıldır dünyadaki tüm online siteler, reklamlarını “reklam teknolojisi” sağlayan siteler üzerinden satıyorlar. Bunlar da genellikle reklam verenden ya da reklam verenin çalıştığı reklam ajansından aldığı reklam materyalini sitelere, sınıflandırmalar çerçevesinde otomatik reklam gönderen firmalar. Bunlar 60 milyar $ olarak hesaplanan online reklam sektörünün ortasındaki adamlar olarak, sektörün kaymağını yiyen ve en çok parayı kazanan gruplar. Online yayıncılar bu duruma isyan ediyor.
Ancak dünyada Buzfeed, Vox Media gibi gruplar başta olmak üzere yayıncılar sektörü artık bu yapılanmadan rahatsızlar. Otomatik reklam dağıtma sistemlerinin internet reklama boğduğu ve kullanıcıları obnoxious takip sistemleri ile rahatsız ettiği tartışmaları başladı.
Tüketicilerin okudukları sitelerde kendisini takip eden reklamların bıktırıcı olduğu düşünülüyor. Bu nedenle de gittikçe daha çok sayıda firma kendi reklam satış teknolojilerini oluşturmaya ve farklı boyutlarda da banner almaya başladılar. Artık 3cü parti reklam satıcılarından kaçma dönemi başladı.
Durum bu olmakla birlikte, gelir açısından bir risk taşıyor çünkü üyük reklamveren ya da reklam ajanları hala “uzmanlığı olduğu düşüncesiyle” bu tür 3cü partilerle çalışıyorlar. Dolayısıyla sistemin dışına çıkmak, gelirleri de sınırlayan bir durumu getiriyor. Örneğin ABD’de 2014’de tüm online reklamların % 55’i bu otomatik reklam sunucularına gitmiş. Doğrudan yayıncıya giden reklam miktarı ise % 45.
Oysa yayıncılar bu otomotize reklam sistemlerinin kullanıcıları rahatsız ettiği ve hem reklamcılar, hem de yayıncılar açısından kötü olduğu düşüncesinde. Reklam teknolojileri sağlayan firmalar genellikle programlanabilir reklam olanaklarını bir servis paketi halinde sunuyorlar. Bunlar reklam alırken ve milisaniyeler düzeyinde reklam yerleştirirken (satarken) bir takım algoritmalar kullanıyorlar. Bu da kullanıcıların takibi anlamına geliyor ve kullanıcıların reklam bombardımanına tutulmasına neden oluyor. İşte bahsedilen rahatsızlıkların kullanıcı tarafı bu.
Yayıncılar tarafındaki sorun ise “hakkaniyet” konusu. Çünkü bir algoritma ile dağıtılan bu reklamların, bazen sitelerin gerçek hakettikleri düzeyde reklam dağıtamayabildiği düşünülüyor. Üstelik, bu servislerin sundukları olanakları telefonlar ve toplantılar arasında değerlendirmeye çalışan reklamveren ya da ajansın da hata yapabildiği ya da en azından algoritmaların sunduğu diğer olanakları gözden kaçırabildiği, dar çerçevede alım yaptığı da ayrı bir sorun.
Hatta Facebook da böyle düşünenler arasında. Firmanın Reklam Tenolojileri Başkan Yardımcısı Brian Boland “İlk nesil reklam teknolojileri yeterince yayıncılara odaklanmadı ve yeterli değeri yaratmayı başaramadı. Bu da yayıncıları bu teknolojiler hakkında sinirli hale getirdi” diyor.
Olayın kullanıcılar tarafındaki başka bir gelişmesi ise, “reklam bloklama teknolojileri”. Yayıncılar yetersiz reklam nedeniyle, çok sayıda reklam teknoloji firmasının kodlarını sayfalarına yerleştirince, sayfalar reklam bombardımanına uğradı. Bu da kullanıcıları sinirlendirdi. Bazen baktıkları sayfadaki bir objeyi değerlendiren reklam teknolojileri algortimaları, onlara istemedikleri bir reklamı da defalarca gösterdiler. İşte bunun sonucunda, bugün reklam bloklama gittikçe artan bir trend. Bu da sektörün hem reklamveren, hem reklam ajansı, hem bu teknoloji firmaları, hem de yayıncılar tarafını çok rahatsız eden bir gelişme.
Yani bütün bunların sonucu, online reklamcılık yeni yollar arıyor. Yayıncılar para kazanamadıkları ve kullanıcılarını rahatsız eden sistemleri artık istemiyorlar. Kendi kaderlerini çizmeye dönüyorlar.



Kaynak : 