Ülkemizin teknoloji geliştirme – girişimcilik – yaratıcılık alanındaki en büyük eksikliklerinden birisi, destekleyici kurumlardı. Devletin yaptığı desteklerin yanısıra, mali alanında güçlü kurum ya da bireylerin bu konuda yapabilecekleri varken, yapmadıklarını ya da yaptıkları zaman da asıl teknoloji yaratıcıyı bir kenara itip yatırımı kendisine aldığını görebiliyorduk.
Ama bu konuda bir gelişme olduğunu düşünüyoruz. Yeni gelişen ve “hızlandırıcı”, “erken dönem teknoloji fonu”, “melek yatırımcı” gibi oluşumları görmeye başladık. Bunların önemlilerinden bir tanesi 212 Kurucularından Ali Karabey’i geçtiğimiz dönemde bir panelde dinledik. Olaya bakışında farklı açıları gördük. Bunları turk-internet.com okuyucuları ile paylaşmak istiyoruz.
Söyleşi uzun olduğu için kısaca bu söyleşide neler bulabileceğinizi özetleyelim;
- Türkiye’deki satılan girişimlere bakıldığında, asıl satılanın “zaman” olduğu anlaşılıyor. Çünkü süreçler uzun, devlet kurumları yavaş, bu nedenle girişimci yoruluyor
- Türkiye’de fırsat maliyeti düşük çünkü 70 milyon kişi rakam olarak büyük gözükse de, harcama gücüne bakmak lazım
- Girişimci, okuldan sonra kendisini eğitmiyor. Bazen girişimci, kendi konusunda başvurduğu fonun bildiğinden az biliyor.
- Devlet girişimciler yerine fonlara para aktarsa daha iyi olacak. Çünkü devlet bu para karşılığında istihdam, vergi, patent vs gibi kolayca ölçülecek verileri bile takip etmiyor.
- Bu teşvikler aslında vergilerimizle veriliyor ve biz vergilerimizin nereye gittiğini sorgulamıyoruz.
- Türkiye’de parası olan şirketler ya da kişiler, teknolojik inovasyonu desteklemiyor. Parasını bankada tutmayı tercih ediyor.
- Pek çok şeyi kopyalayan bir ülke olarak, neden teknolojik inovasyon methodlarını kopyalamıyoruz?
Özetini böyle verdiğimiz söyleşinin detayını aşağıda okuyabilir ve videodan da izleyebilirsiniz.
turk-internet.com: Ali bey, merhaba! Geçtiğimiz günlerde sizinle bir panelde karşılaştık. Çok ilginç yorumlarınız olduğu için bunu turk-internet.com okuyucularına da duyurmak istiyoruz. Öncelikle turk-internet.com okuyucuları için kendinizi ve 212’yi tanıtır mısınız?
Ali Karabey : Tabii, ben Türkiye’de doğdum, büyüdüm. Daha sonra Amerika’ya gittim eğitimim için. Eğitimden sonra bankacı oldum. New York’ta uzun seneler yaşadım, daha sonra Londra’ya geçtim, bankacılığa devam ettim. 2008’in sonunda Türkiye’ye geldim ve 2009’dan itibaren Türkiye’deki teknoloji girişimciliğini fark ettim. 2010’da Galata Business Angels diye bir melek yatırım grubunun kurulumu sırasında bugünkü ortağım Numan Bey ile tanıştık ve dedik ki, “ne yapabiliriz biz bu sektörde?”.
2010’un Haziran ayında “biz de bir fon kuralım bari. Bir erken aşama girişim sermayesi fonu olsun. Bir venture capital fonu kuralım.” Kolları sıvadık, 18 ay sonra 2011’in sonunda “212 Ltd” isminde, 30 milyon dolar tutarında fon yöneten bir girişim sermayesi, erken aşama girişim sermayesi fonu kurduk.
212 bugüne kadar 11 tane yatırım yaptı Türkiye’de. Bu 11 yatırıma yaklaşık 18 milyon dolar gibi bir sermaye verdi ve Türkiye’deki teknoloji girişimcilerini desteklemeye devam ediyor.
turk-internet.com: Birkaç örnek verebilir misiniz?
Ali Karabey : Bunların arasında, en başarılılarından saymak istersek, İyzico ödeme sistemi alt yapısı, Solvoyo tedarik zinciri çözümleri, Otel Runner otellere “software as a service” alt yapısı ile servis veren bir şirket, ParçaDeposu B2B araba parçası HemenKiralık kısa dönem ev kiralama pazar yeri, birkaçı bunlar.
turk-internet.com: Ali Bey, başta da söylediğim gibi, biz size klasik “ neye yatırım yapıyorsunuz, niye yapıyorsunuz?” falan sormayacağız da, blog’unuzda ilginç bir saptamanız var: “ Biz bu coğrafyada zaman satıyoruz” demişsiniz. “ Gelişmiş pazarların paraları bizden daha ucuz” diye bir başka saptama daha var aynı blog yazısında. Ne demek istiyorsunuz?
Ali Karabey : Son zamanlarda, 2 tane önemli çıkış oldu biliyorsunuz. Bir tanesi Pozitron’un satılmasıydı, Monitise Plc’ye, İngilizlere 100 milyon dolar’a; diğeri de Yemek Sepeti’nin satışıydı Delivery Hero’ya yaklaşık 600 milyon dolar gibi bir değerden ve bunlar çok ciddi başarılardır diye düşünüyorum ben.
Yani, bizim sektörümüzden çıkmış, sıfırdan ve yatırımsız kurulmuş şirketler bunlar. 14-15 yılda çok uzun bir maratondan sonra bu çıkışları yapmış girişimciler, arkadaşlarımız ve bundan dolayı bu rakamları değerlendirmeyi düşündüm. Çünkü bakarsanız değerlemelere göre oldukça büyük çarpanlardan satıldı ikisi de.
turk-internet.com: Çarpanlardan derken, açalım?
Ali Karabey : Çarpanlar derken, mesela Yemeksepeti’nin cirosu 20 milyon dolar’ken, 600 milyon dolar gibi bir rakamdan satılması, Pozitron 10 milyon dolar gibi bir ciro yaparken 100 milyon dolar gibi bir rakamdan satılması çok ciddi premium’lar. Çok ciddi değerler bizim dünyamızda.
Bunları düşündüm bu yazıyı yazarken ve dedim ki, “niye bu insanlar, gelişmekte olan bir ülkeye gelip, dünya çapındakinden çok daha düşük olan çarpanları geçip çok daha yüksek çarpanlardan, çok daha büyük değerlemelerden bu şirketleri aldılar?
E tabii, potansiyelin çok büyük bir rolü var burada ama aynı zamanda dedim ki düşünürken, “Türkiye’de fırsat maliyetimiz çok düşük” bu benim de en büyük sıkıntımdan bir tanesi.
Bu ne demek? GSMH açısından bakarsanız, yıllık 10 bin dolar gibi bir üretim yapan ortalamada insanlarız. Amerikalı 50 bin dolar yapıyor, yan komşumuz batmış olmasına rağmen 17 bin, 18 bin dolar yapıyor; demek ki biz oldukça alt seviyelerdeyiz şu anda ve bundan dolayı bizim zamanımız ucuz.
İşte, bu yüzden insanlar günde 2-3 saat trafikte geçirip çok fazla hayıflanmıyor diye düşünüyorum ben çünkü kaybettiği para minimal. Bir Amerikalı bugün 3 saat oturup bir arabada, 8 saat çalışacağı bir işe gitmez ve dedim ki, “peki o zaman niye buraya gelip bu paraları veriyorlar? Çünkü dedim ki, ya geleceksin bir Yemek Sepeti’nin karşısına çıkacaksın, ciddi bir para yakacaksın, devlet ile uğraşacaksın, kamu ile uğraşacaksın, adam alacaksın, restoranlar ile uğraşacaksın, 2-3 sene bir debeleneceksin veya basıp parayı alacaksın bu birkaç yılı ve bu birkaç yıl bizim için çok daha ucuz çünkü biz zaten hazırız bu zamanı harcamaya. Bir yabancı, bir Avrupalı, bir Amerikalı bu zamanı harcamak istemiyor; bizim kadar hazır değiller bu zamanı harcamaya veya işte Pozitron’u alırsın ama Pozitron’u almak demek veya almazsan Pozitron’u kendin kurmak istersen Türkiye’deki, Ortadoğu’daki bütün bu kontakları sıfır’dan yaratman gerekecek. Bütün bu çalışanları, 15 yıllık kurulmuş bu sistemi sıfır’dan yaratman gerekecek.
Yapılır mı, tabii ki yapılır, 3 veya 4 sene sürer ama adam o 3-4 seneyi vermektense, verip parayı hızlanmak istiyor çünkü yabancı şirketler debelenmek ile uğraşmak istemiyorlar. Küçük gölde büyük balık olayım, herkes beni tanısın, beni bilsin diye bir kompleksleri yok; onlar dünya çapında başarılar peşindeler. O yüzden bu yolda bir sonraki durak Türkiye ise, Türkiye’den de en büyüğü alıp yollarına devam ediyorlar diye düşünüyorum.
turk-internet.com: Peki, tam da burada şunu sorayım: “Dünya çapında olmak istiyorlar” dediniz. Siz, o son olarak dinlediğim panelde böyle bir yorum yaptınız; dediniz ki, yabancı bir firma daha sonra kurulduğu halde ondan önce kurulmuş bir Türk firmasının değerinin çok üstüne sahip oldu, dünya çapında oldu. Peki, yerli yatırımlar niye bu kadar büyüyemiyor? Örnek de var. Amerikan olması şart değil, Spotify var mesela ya da Skype var biliyorsunuz. Neden bizden çıkanlar dünya çapında olamıyor?
Ali Karabey :
Demek ki ekonomimiz aslında 70 milyon’un yarattığı bir ekonomi değil, Hollanda gibi bir ekonomiden bahsediyoruz aslında baktığımız zaman ve çoğu insan bu 70 milyon’u görüp sadece koşmaya başlıyor ama buradaki “spending power”a yani “harcama gücü”ne bakmıyor diye düşünüyorum; dar bir market burası. Uzun sürüyor her şey, süreçler uzun ve zor. Girişimciler yoruluyor haliyle.
Yani, ne demiştik, o gün “Delivery Hero” örneğini vermiştim. Delivery Hero 5 yılda yaklaşık 2,5-3 milyar dolar değerine ulaşan bir şirket kurdu, daha sonra bu şirket gelip, birebir aynı işi yapan 15 yıllık Yemek Sepeti’ni aldı. Yemek Sepeti Türkiye’de uğraştığı için, Türkiye’de debelendiği için, Türkiye şartlarında yavaş yavaş büyüyebildiği için 600 milyon dolar’a ancak gelebilmiştir. Çok büyük bir paradır bu aslında. Hiçbir şekilde 600 milyon dolar küçük para demiyorum.
turk-internet.com: Bu rakam Türkiye’de şaşkınlık yarattı ve rekor kırdı.
Ali Karabey : Tabii ki ama düşünürseniz, bir tanesi 5 yılda Avrupa riski alarak –ne ise o risk, 5 yılını vererek– 2,5 milyar dolar, 3 milyar dolar yaratıyor, diğeri 15 yıllık Türkiye riski alarak, 600 milyon dolar gibi bir değer yaratıyor. Niye? Türkiye’deki momemtum daha düşük. İnsanların para harcama potansiyeli daha düşük. Daha uzun sürüyor; devlet kurumları daha yavaş. Zaten o yüzden de dedim ya, bir önceki sonuca bağlarsak, adam bununla uğraşmak istemiyor. Adamın 15 yılı yok 600 milyon dolar yapmak için. Zaten faizler neredeyse negatife gelmiş artık, adamlar çok ucuz bir şekilde parayı bulup buraya gelip zaman alıp yoluna devam ediyor diye düşünüyorum.
turk-internet.com: Peki, bir başka saptamanız da, genel bilgi birikiminin düşük olması. Hatta bununla ilgili de galiba bir 5tech.tv diye bir kuruluşunuz var. Burada anladığım kadarıyla start-up’lara teknik bilgi aktarıyorsunuz.
Ali Karabey : 5tech.tv, ben ve birkaç dostumun beraber kurmuş olduğu – işte Melih Ödemiş var, Ömer Hızıroğlu var DCP’den, Elbruz Yılmaz var, 3TS’den ve ortağım Numan Numanbayraktaroğlu var.
Biz şunu gördük; hangi konferansa gitsek aynı soruları cevaplıyoruz, aynı şekilde cevaplıyoruz ve bu bir yerde birikmiyor ve başka ülkelere baktığımız zaman, zaten onlar 30-40 yıldan beri bu yolculuktalar, teknoloji girişimciliği macerasına girmişler ve bir bilgi birikimi var, kaynaklar var, yazılı kaynaklar var youtube’da kaynaklar var, var oğlu var.
Dedik ki, “o zaman biz tekrarlamaktansa aynı şeyleri her seferinde, bunları bir yere kaydedelim, youtube herkesin erişimi olan bir mecra, dedik biz birer saatlik, ikişer saatlik programlar yapalım, konukları getirelim sorular gelsin, isteyen soru sorsun, cevaplayalım. Yeter ki bunlar bir yere kayda geçsin ki, ileride girişimci ya da yatırımcı olmak isteyen arkadaşlar bizim bugünkü düşüncelerimizi, doğru yanlış demiyorum mutlaka çok hatamız vardır, bizim neler düşündüğümüzü, dünyaya nasıl baktığımızı görsünler. Yeter ki biz bunu kaydetmeye başlayalım. Bu, işte merdivenin ilk basamağı olsun. Eminim bizden sonrakiler çok daha güzel işler yapacaklardır. En azından bizim de böyle bir katkımız olsun diye başlamıştık bu kaynağı yaratmaya.
turk-internet.com: Ali Bey, siz start-up’lar konusundaki bilgi birikiminden bahsettiniz. Biz bunun genel anlamda da düşük olduğunu düşünüyoruz. Aslında turk-internet.com da böyle bir nedenle yayınlanmaya başlamıştı yani teknoloji alanında neyin, nerede olduğunu göstermek için. Diğer konularda yani girişimcilerin yatırım yaptıkları konularda, – bu tıp da olabilir, teknoloji de olabilir, her türlü konu olabilir- yeterli bilgi birikimi olduğunu düşünüyor musunuz?
Ali Karabey : Düşünmüyorum ama zaten bu Türkiye’nin bir gerçeği. Bakarsak, Türkiye’nin bence bir tane ana problemi vardır, bu da eğitimdir. Biz eğitimin okulda başlayıp bittiğini düşünen bir ülkeyiz diye görüyorum ki, zaten oradaki eğitimin nasıl olduğu şaibeli, ama maalesef özellikle okumuş olan insanlarımız üniversiteden çıktıktan sonra bu bilgilerini artırmak için herhangi bir şey yapmıyorlar diye görüyorum. En önemlisi kendi alanlarının dışında bir şey de öğrenmek istemiyorlar. Buradaki sıkıntı şu: Özelikle siz bir girişimci iseniz, yeni iş kuran bir insansanız, ne oluyor? Belli bir bilgi kaynağına ihtiyacınız var, öyle değil mi?
İnternete giriyorsunuz, araştırma yapıyorsunuz, Google’a giriyorsunuz. Maalesef bunu bile çok üstünkörü yapıyoruz. Bizim ofise gelen birçok girişimci arkadaş, kimi zaman marketi hakkında bizden daha az bilgiye sahip. Bu beni çok korkutuyor.
Bunun sonucunda birçok gerçeği görmüyorsun; görmeden atlıyorsun, girişimci oluyorsun, sonra kafayı gözü dağıtarak devam ediyorsun. Ama maalesef birçok insan bilmediği konularda – finansman olsun, muhasebe olsun, hukuk olsun, teknolojik alt yapı olsun- hiçbir şey bilmeden girdiği için yapılan hataları bir daha tekrarlıyor, ki öğrenmesi çok kolay da aslında bunları başkalarına sorarak, internetten araştırarak ama zaten dediğim gibi, danışmak gibi bir şeyimiz yok alışkanlığımız yok, okumak gibi bir alışkanlığımız yok, üstün körü bir baktım, ilerleyelim deyip ilerliyoruz.
Şansınız varsa bir şey olmadan, çok büyük yaralar almadan başarıya kavuşuyorsunuz ama tabii şansı olmayan çoğu insan o darbeleri yiyip vazgeçiyor bu maceradan diye düşünüyorum.
turk-internet.com: Peki, ben bir de devletin rolünü sormak istiyorum: Biliyorsunuz, son zamanlarda birçok teşvikler var, destekler var. Tabii bununla ilgili bazı şikâyetler de var; yetersiz olduğunu söyleyenler ya da belli kriterler ile yapıldığını söyleyenler. Hepsinin dışında, sizce devletin yaptıkları yeterli mi? Ya da başka ne olmalı?
Ali Karabey : Bakarsanız, devletimiz oldukça fazla destek veriyor girişimcilere. Yani, teknoloji bilişim desteklerine bakarsanız, TÜBİTAK’ın desteklerine bakarsanız, oldukça ciddi bir destek var özellikle son 6-7 yılda tahmin ederim. Bu çok güzel ama yanlış bence.
turk-internet.com: Nasıl yanlış?
Ali Karabey : Devletin – benim görüşüme göre- rolünün, gerekli kanunları, kuralları ortaya koyması olduğunu düşünüyorum. Yani iş kurmak kolay olmalı, iş kapatmak da kolay olmalı.
Çoğu insan bunu sormuyor, “iş kapatmak kolay mı?” diye sormuyorlar. Gerek SSK olsun, diğer kurumlar olsun girişimciyi desteklemeli diye düşünüyorum. Hukuk alt yapısının önemli olduğunu düşünüyorum.
Ama devletin sizin veya benim vermiş olduğum vergileri toplayıp, sonra girişimci olmak isteyen arkadaşlara hibe olarak vermesini yanlış buluyorum. Hibe verilebilir ama sonuçları ölçülecek ise verilmesi mantıklıdır. ,
Tekno girişime baktığınız zaman, bugün sanırım 2 bin’e yakın şirkete verilmiş hibeler var; 2009’dan beri olması lâzım, ya 2009 ya 2010 olması lâzım. 2 bin tanedir aşağı yukarı bu şirket sayısı. TÜBİTAK’a bakın, sanırım yıllık 700 milyon TL’ye yakın bir destek veriliyor teknoloji girişimi yapan veya teknoloji sektöründe aktif olan, ARGE yapan şirketlere. Fakat bu paralar ne oldu? Ne kadar istihdam yarattı? Ne kadar ciro yarattı? Ne kadar patent yarattı? Kaç tane insan, ne kadar vergi verdi gibi, gibi, gibi çok kolay ölçülebilecek dünyamıza metriksler maalesef mevcut değil.
Ben demiyorum ki, bunlarda sonuç kötüdür. Ama tek görebildiğim bunlar ölçülmüyor, o yüzden iyi mi oldu, kötü mü oldu görmüyorum. Benim tanıdığım şirketten çok farklı insanlar birçok defa bu desteklere başvurup bu paraları kullanıyorlar. Bunlardan bu paraları alıp çok başarılı işler yapan insanlar da var ama maalesef benim gördüğüm çok azınlıkta oldukları.
Beni üzen şey şu –ki aslında üzmüyor- bence Türkiye’nin gerçeğini gösteriyor: biz, verdiğimiz paranın nereye gittiğini sorgulamıyoruz. Siz bugün markete gitseniz, 10 TL verseniz, aldığınız yoğurt bozuk çıksa, geri gidip soran insanlarsınız. En azından artık öyle oluyoruz ama aynı şekilde devlete verdiğimiz vergi, bize servis olarak geri verildiği zaman yani hibe olarak geri verildiği zaman bu iyi mi oldu, kötü mü oldu, söylendiği gibi yapıldı mı, kimlere verildi, teknoloji konusundaysa, ne kadar patent çıktı, kaç tane dünya çapında teknoloji yarattık biz bu paralar ile; bunu sorgulamıyoruz.
Bu ödenek de aslında devletin değil, halkın, bizim problemimiz çünkü biz bunu sormadıkça, bizim büyüklerimiz, bizi yöneten kişiler bize bu cevapları vermeyecekler. Ben bu yüzden hibelere karşıyım çünkü ölçülmesini düşünüyorum; o hibeler fonlara, melek yatırımcı gruplarına verilse idi, çok daha büyük bir başarı yani ölçülebilir bir başarıya imza atılacağını biliyorum ben.
Çünkü kendi fonumdan biliyorum, 30 milyon dolar’ı nasıl her gün ölçüp biçtiğimi, 11 tane şirketi nasıl her gün değerlendirdiğimi, kendi yatırımcılarıma nasıl geri dönüş yaptığımı bildiğim için, o 700 milyonluk yıllık TÜBİTAK fonunun en azından bir kısmı fonlar aracılığı ile dağıtılsa idi, en azından ölçülebilir idi diye düşünüyorum yaratacağı değer.
Bu beni üzüyor çünkü 700 milyon TL veya bilmiyorum ne kadar para verdiğini de, teknoloji girişimine yani 2 bin tane şirkete verilen para şu an herhalde ciddi paralardır diye varsayıyorum 150 milyon, 200 milyon civarında olsa gerek, bunu ölçemiyoruz. Bizim ülkemizde bunlar ciddi paralar diye düşünüyorum.
turk-internet.com: Peki, çuvaldızı özel sektöre batıralım. Sermaye sahibi olan özel sektörün de bu yeni girişimciler ile birlikte Amerikalı modelde olduğu gibi örneğin, destekleme yapmadıklarını görüyoruz. Yani, fonlamalarında mesela şirketin tamamına sahip olmaya çalıştıkları iddiaları var veya fikir sahibine değer vermedikleri, girişimciye gibi şeyler var. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu konuyu?
Ali Karabey : Sadece özel sektör değil, şahıslarda da bakmak lâzım. Şimdi Türkiye’de 60-70 bin tane sanırım bankada 1 milyon TL’den daha fazla parası olan insan var. Bunlar en azından umarım, duruyor mevduatta diye var sayıyoruz ama bu insanlar bu parayı bankada bırakmayı seçiyorlar, girişimciye vermek istemiyorlar.
Şirketlere aynı şekilde bakıldığı zaman, paralarını bildikleri işlere yatırmaya devam ediyorlar, teknoloji tarafına kendileri yapıyorlar yatırımlarını ama zaten bu sektörlerde aktif olan girişimciler ile konuşmaktansa, onların ürününü almaktansa hala biz yaparız, biz daha iyi yaparız kafasındalar.
Bakın, Allah’ın Avrupalısı, Türkiye’ye gelip uğraşmaktansa, Yemek Sepeti’ni alıyor. İngilizler Türkiye’ye gelip sıfır’dan bir şey kurmaktansa hızlanmak amacıyla Pozitron’u alıyorlar. Ben hep şey sorarım: Mesela, niye bir Türk yatırım şirketi Pozitron’u almadı? Veya Pozitron’u geçin, o belki daha farklı bir modeldi ama Yemek Sepeti’ne niye bir Türk yatırımcı girmedi?
Daha doğrusu ilk zamanlarında, ben dahilim buna bu arada; ben de girmedim çünkü çok eskiden. Ama daha büyük şirketler, milyar dolar’lık şirketlerimiz var Türkiye’de birçok. Hepsi Yemek Sepeti kullanıcısı iken, görürken nasıl büyüdüklerini, niye gelip Amerikalılar gelip yatırım yaptı yemek sitesine?
Maalesef biz kendi teknolojimize hâlâ çok iyi bakmıyoruz gibi görüyorum. Eğer siz bir Türk yazılım şirketi iseniz, sizin karşınızda yabancı rakiplerinizden önce Türkiye’deki şirketler çıkıyor; “Biz bunu istemeyiz, biz daha iyisini yaparız, siz Türk şirketisiniz” gibi feedback’ler geliyor bizim şirketlerimize.
Bu, kültürel bir şey. Eminim zamanla şirketlerimizdeki eğitim seviyesi arttıkça yani şirketlerin yönetim kurulundaki insanların eğitimi arttıkça, burada da bir hareketlenme olacaktır. Bakın, hep “zamanla” diyoruz.
Zaten Türkiye’deki en önemli problem bu: Zaman. Yine, ilk soruya geri gelirsek, değişik bir şekilde: Artık zaman yok. Adam, Mars’a gönderdiği robottan resim çekip tweetliyor şu anda. Öyle değil mi? Ay’a gideli 40’dan fazla sene oldu insanların. Biz hala zamanın ne olduğunu, zamanla değişir, zamanla teknolojiyi yakalarız diyorsak, yanılıyoruz çünkü aramızdaki bu mesafe daralmıyor tam tersi hızla artıyor ve beni üzen şey, dünyada hangi ülkelerin nasıl başarılı olduğu bu konuda teknoloji girişimi tarafında, teknoloji yatırımı tarafında nasıl başarılı oluğunu zaten herkes yazıyor.
Ülkelerin neler yaptığı, devletlerin nasıl destekler verdiği, nasıl başarılı olduğu, nasıl başarısız oldukları da var. Benim üzüldüğüm, biz çok rahat kopyalayan bir ülkeyiz, kopyalamayı seven ve bilen bir ülkeyiz. Biz niye başkalarının başarılı olduğu bu alanda kopyalamıyoruz? Bu metotları kopyalamıyoruz?
Bugün Harward’ın parasının yüzde 20’si teknolojiden geliyor. Harward Endowment’a baktığın zaman fonunun yüzde 20’si tamamen benching capital sermayesine kanalize edilmiş durumda. Bugün hangi büyük bankanın veya hangi büyük Türk şirketinin veya devletin veya SSK’nin Türk girişimcisine bir desteği var bu konuda, bu boyutlarda? Karşılaştırmak gerekirse, ben hep bu rakamı kullanırım, biz Türkiye’de kişi başına 1 dolar aldığımız zaman her sene erken aşama teknoloji yatırımı olarak, Avrupalı arkadaşlarımız 15-20 dolar alıyor, Amerika’dakiler 150 dolar alıyor, İsrailliler 250 dolar alıyor. 1 nerede, 250 nerede? Biz bu kadar gerideyiz.
O yüzden umarım, tek akıllı biz değilizdir bu sektörü görüp bu boşluğu görüp bu vakumu doldurmaya çalışan kendi çapımızda; bizden çok daha zengin, çok daha akıllı birçok insan var bu ülkede. Umarım onlar da bir gün Türk girişimcisine hak ettiği yatırımı yaparlar.
turk-internet.com: Teşekkür ederim! Benim suallerim bu kadar. Sizin son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?
Ali Karabey : Çok teşekkürler zamanınız için! Bu bizim çok mutlu olduğumuz bir alan. Biz her gün girişimciler ile sohbet edip bu masada girişimciler ile görüşüyoruz. O yüzden girişimcilik hakkında ne kadar çok soru gelirse, dışarıdan özellikle bizim sektörümüze ne kadar fazla ilgi gelirse mutlu oluyoruz. Dediğim gibi umudum, Türk yatırımcısının da – şahsi olsun, sektörel olsun, şirketler olsun- bizim duyduğumuz bu heyecanı duyup Türk girişimcilerine destek olmaları. Teşekkür ederim!



Kaynak : 