Kadınlar ve otuz yaş altı erkeklerin toplam nüfustaki payı, %80’e yaklaşmıştır. Kadınların mecliste temsili %4 olurken, otuz yaş altı gençlerin temsili siyasi partiler kanununun onuncu maddesi tarafından yasaklanmıştır. Bu durumda meclisin %96’sı geriye kalan ’den daha az “değişim karşıtı” bir eliti temsil etmektedir.
…
Siyasette “yapısal değişimi” anlaması güç değil aslında.
Kadınlar ve gençler siyasette umudu ve hayatın devamlılığını simgeliyor. Umut ve hayatın canlılığı ise siyasette hiç bir zaman göremediğimiz iki kavram olarak karşımıza çıkıyor. Kadınlar ve gençler gerçeğini, anlamıyoruz ve anlamak istemiyoruz.
Hepimiz kadınların ve gençlerin siyasete katılımını –sözde- destekliyoruz. Kadınların 1934 yılında seçme ve seçilme hakkına haiz olmasına müteakip, 1935 seçimlerinde mecliste kadınların temsil oranı %4,6 olarak gerçekleşirken, bugün dönüp meclise baktığımızda bu oranın %4,2 olduğunu görüyoruz. Yani hiç bir şey yapmıyoruz.
Takdir ederseniz veya etmezsiniz fakat özellikle İskandinav ülkeleri İkinci Dünya Savaşı sonrası siyasette bu değişimi hayata geçirdi. Baltık ülkelerinde gerçekleşen son seçimler sonrasında kadınların temsil oranları: İsveç’te %42.7, Norveç’te %36, Finlandiya’da %37 oldu. Gelir düzeyinde en üst ligte mücadele eden İskandinav ülkeleri dışında kadınların temsil oranlarına baktığımızda tablo yine değişmiyor. Mozambik’te %30, Vietnam’da %36, Senegal’de %12,1, Tunus’ta %11,5, Türkmenistan’da %26 oranında kadınlar siyasette temsil hakkına sahipken nüfusunun yarıdan fazlası kadın olan Türkiye’de bu oran %5’lerin altında kalıyor.
Bu konuda daha aydınlatıcı istatistiklere merkezi Cenova’da bulunan “Inter Parlimentary Union” ismindeki birlikten öğrenebiliriz. Parlemantolardaki son durumu sık sık güncelleyen birliğe göre 15 Ağustos 2002 tarihi itibarı ile Avrupa’da kadınların parlemantoda temsil ortalaması %16,8 olurken, Asya ülkelerinin ortalaması %14,9 olarak önümüze çıkıyor. Doğrusu bu bölgesel ayrımda, Türkiye’yi nereye koyacağımızı şaşırıyoruz. Son bir şansımızı Arap ülkelerinde deniyoruz. Fakat kadınlara uygulanan tüm baskılarda ligin alt sıralarında yer bulan Arap ülkelerinin dahi parlemantoda temsili %4,7 oranında bulunuyor.
Hayat Boyu Siyaset
Tabii siyasetteki bu köklü yapısal değişim sadece siyasi alanı değil, tüm toplumsal değerlerde büyük bir değişim gerektiriyor. Siyaset tanımına göre, kadının doğasında ve gündelik hayatında zaten her an siyaset yaptığını görmekteyiz. Mutfağını Türkiye ekonomisine uydurmaktan, evde iki çocuğunun tüm ihtiyaçlarından birinci derecede sorumlu olmaya kadar veya ev işlerinden işi olsa dahi eve geç kaldığında hazırlaması gereken konuşmanın tasarlanmasına kadar hayatın her saniyesini siyaset ile geçiren kadın, “memleketin bekasıı” söz konusu olduğunda külahlar değişiyor. Kadınlara hemen içgüdüler hissettiriliyor: Dur sana seçme seçilme hakkı verdik ya işte, bir de başımıza kota çıkartma şimdi … Oysa tüm gözlemler çerçevesinde çatışmaları önleyerek, uzlaşmaya yönelik risk alma konusunda kadınların erkeklere karşı açık üstünlüğü var. Fakat siyasetin doğasının “erkek” olarak tasarlanmış olmasının sonucu olarak bu alanda var olmaya çalışan kadınlar zoraki olarak “erkek gibi” siyaset yapma motivasyonuna sürüklemektedir.
Türkiye’nin Demokrasi Bilmecesi
Türkiye’de komik kavramların şüphesiz her zaman en başında “demokrasi” geliyor. Gençlerin temsili bir nebze, kadınların temsili neredeyse yok, hatta oy alan bazı partilerin dahi mecliste temsil hakkı yok. Bu açıdan baktığımızda Atatürk Türkiye’ye ne denli önemli bir basamak atlatmış. Fakat Türkiye siyaseti, bu mirası ne “sol” duruşunda ne “sağ” duruşunda muhafaza edemedi. Atatürkçü olarak kendini tanımlayanlar bile “demokrasi” devrimini kavramakta güçlük çektiler. Sadece marş okutarak Atatürk’ü anlamak istediler. Yanıldıklarını Atatürk’ün bu değişimi icra ettiği günlerden bu güne baktığımızda görüyoruz.
Meclis ’den Daha Dar Bir Kitleyi Temsil Ediyor
Bu analizi daha basite indirgememiz gerekirse, nüfusun yapısal olarak resmi rakamlarda eşit dağıldığı görülse de, kadınların daha az sayıldığı veri olarak alındığında nüfusun %45’ini erkek, %55’ini kadın olarak tahmin edebiliriz. Erkeklerin %55’inin %64’ü 30 yaş altı, kalan yarısı 30 yaş üstünde olduğunu veri olarak kabul ettiğimizde, çok çarpıcı demokrasi sakatlıkları yüzümüze çarpıyor. Kadınların temsili %4, 30 yaş altının seçilme hakkı zaten yok. Bu durumda kabaca %18’lik bir dilim mecliste bizi %96 olarak temsil ediyor. Kimse darılmasın fakat bu temsilin adı “demokrasi” değil.
Bu toplumsal vurdumduymazlığın çözümü de aslında çok karmaşık değil. Gençlerin “temsil” sorunu, Milletvekili Seçim Kanunu’nun 10. Madde’sindeki otuz yaş sınırını kaldırdığınızda çözülüyor. Kadınların seçilebilmesi için durum biraz daha karışık olsa da toplumsal ve yapısal iki ana madde halinde temsil sorununu özetleyebiliriz. Kadının eşit olduğunu kabul etmemiz gibi toplumsal ve seçim kanununda yapılabilecek değişiklikler gibi yapısal icraatler kadının siyasete katılımındaki engelleri büyük ölçüde giderecektir.
Kadın Kotası
Kota uygulamalarının bir çok türü olduğu gibi, seçim dönemine giren Türkiye’de siyasi partilere, tabiri caizse, dayatılacak en uygun kota türü en az %33’lük “sabit kota” uygulamasıdır. Bu oran özellikle Birleşmiş Milletler’in “en az temsil hakkı” olarak belirlediği orandır. Belirlenen bu kota asla boş bırakılmamalı aday olmaması veya kota sonucu “niteliksiz” kadınların siyasete girebileceği iddialarına kulak asılmamalıdır. Kadınların kendi “kriterlerine” göre seçilme hakkının olduğunu unutmamalı, bu kriterlerin klasik “erkek” kriterlerinden farklı olması sonucu, seçilmiş kadınların “niteliksiz” olarak tanımlanmasının önüne geçilmelidir.
Türkiye’de bizi umutlandıran gelişmelerden birisi de, bu konuda çalışan Ka-Der (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği) gibi sivil toplum örgütlerinin bulunmasıdır. Bu derneğin kota politikaları adlı bir çalışmasında kadınlar kota isteklerini; siyasetin vitrininde değil, içinde olmak için, siyasetin erkek egemen ortamını, davranış alışkanlıklarını, dilini ve gündemini değiştirmek olarak tanımlarken, siyasetin, acımasız bir rekabete, kişisel başarı hırsına, paraya ve dışlamaya dayalı olmak zorunda olmadığını ifade ediyorlar. İçki masalarında, kapalı kapılar ardında oluşan gizli gündemlerde, kavgaya ve küfre dayalı davranışlarda kadınların kendilerini rahat hissedemeyeceklerini belirten kadınların kendi alışkanlıklarını, değerlerini ve kurallarını siyasete taşımaları hepimize fayda sağlayacaktır.
Kadın ve Gençlik Kolları
Siyasetteki temsil sıkıntısının “farkında” olan kadınlar gerek kota isteklerinde gerek siyasi partiler yasalarındaki değişikliklerde var olan –kendince- örgütlü yapılarının güçlenmesini talep etmektedir. Kanaatimce bu yanlıştır. Siyasi elit, kadınlar ve gençlere rahatça dansedecekleri bir alan açıp, bu alana geçlik ve kadın kolları gibi isimler uygun görmüştür. Dünya’da da bir çok ülkede kullanılan kadın ve gençlik kolları siyasette “değişimin” önünü tıkamaktadır. Gençlik ve kadın kolları gibi işlevsiz “vitrin” yapılarına son verilerek büyük çoğunluğun siyasete dahil olması gerekmektedir. Zaten kadınlar –özellikle Kurtuluş Savaşı’nda gücünü ve iradesini kanıtlamış bir toplumun kadını- siyasetin doğasında yer alacaktır. Gençler de siyasete dinamizm kazandıracaktır.
…
“Demokratik” toplumlarda, en ideal çözüm bu sorunların parti tüzükleri ile halledilmesi olsa da, Türkiye gibi demokrasiyi anlamaya çalışan ülkelerde siyasi partiler ve milletvekili seçim kanunu çözüm için kısa vadeli ve etkin bir yol olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada “olumlu ayrımcılık” örneği olarak getirilebilecek %33 kotası ve gençlik – kadın kolları gibi ayrımcılığa son vermekle başlayan bir hareket zinciri, bize siyasette değişim adına çıktığımız yolda büyük güç kazandıracaktır.
Siyasi elit ister değiştirsin, ister değiştirmesin, gerçek değişmeyecek: Kadınlar vardır …



Kaynak : 