Turk-internet.com okuyucuları “Siber Güvenlik” konusundaki sayısız haber ve yazımızda “YERLİ TEKNOLOJİ” konusunun ne kadar önemli olduğunu defalarca yazdığımızı hatırlayacaklardır.
Falkland Savaşında, İngilizlere karşı İngilizlerden aldıkları kruvazörlerle savaşmaya kalkan Arjantin’lilerin başına gelenleri herkes bilir. Üstelik orada “ateş etmeyen” toplar gözle görülür bir durumdu. Oysa, şimdi siber güvenlikte herşey sanal ve siz bir şey yaptığınızı düşünür ya da sanırken, acaba ne yapıyorsunuz? Tam olarak bilemeyebilirsiniz.
O nedenle “Yerli Siber Güvenlik Teknolojisi” deyip duruyoruz. Ama bugünlerde, tam da çok milyon $’lı ihaleler yaklaşırken, birden ihaleye girsin, girmesin tüm “yerli” siber güvenlik firmaları için “FETÖ” yakıştırması yapıldığını ve bunun bazı yazışmalara da geçirildiği duyumu alıyoruz.
Ankara’daki uzmanlara sorduk; “Bu nedir, niye olur?” diye; bir kamu yöneticisi şunları söyledi;
15 temmuz sonrası kamu firmaları, ağırlıklı yerli siber güvenlik firmalarına yöneldi. Çok da iyi oldu. Muhtemelen bu yeni gelişmeyi engellemeye yönelik olabilir. Ama sorun şu; şimdi bu söylentiler varken, alsak bir soru işareti, almasak bir başka soru işareti. Ne yapacağımızı bilemiyoruz.
Bir başka kamu yöneticisi;
Bu çok trajikkomik bir olay. Asıl sunucularımıza girmemesi gereken, kendimizi korumamız gereken yabancı kaynaklı siber güvenlik yazılım/donanımlarını hiç sorgulamadan alabiliriz. Ama yerli yazılım/donanımlar “FETÖ” uyarı yapılarak kapsam dışı bırakılmaya çalışılıyor. Ne yaman çelişki bu.
Yazılım ya da donanım alacak olan kamu yöneticileri bu durumdayken, güvenlik firmaları da aynı konuya endişe ile baktıklarını söylüyorlar.
15 Temmuz’un üzerinden 6 ay geçmişken, birden ortaya çıkan bu hareketliliği endişeyle karşılıyoruz. Gelişmelerin kimlerin ekmeğine yağ sürebileceğini düşününce elbetteki en önemli olağan şüpheliler yabancı ürünler ; özellikle de on milyon dolarlık birçok ihalede yerli ve milli ürünlerin satın alınması arifesinde.
Diğer bir uzman ise şunları belirtti;
Bence bu tür faaliyetleri kimin yaptırdığından daha önemlisi, devletin konuya yaklaşımındaki “ciddiyet”. Konu, bir kamu personeliyle ilgili en ufak bir şüpheden dolayı tedbir almakla aynı şey değil.
Yıllarca verilen emekler, riske atılan sermayeler, o işe özel yetiştirilmiş personeller, iş ortakları, onlarca belki binlerce kullanıcının yatırımı, emeği bir yana; kritik sektör girişimlerini tam da yeni yeni ortaya çıkarmayı başarmışken toptan sindirme, isteksizleştirme riski dikkate alınmalı, karar vericiler attıkları adımları buna göre atmalıdır.
Bir diğer uzman şunları söyledi;
Kaç yıldır çok önemli kamu kurumlarına satış yapıyoruz. Hadi kaç yıldan vazgeçtim, 15 temmuzdan bu yana satış yaptığımız devlet firmaları var. Bunlar böylesine önemli ürün/hizmetleri satan firmaları kontrol etmeden mi almışlar? Biz bu firmalara satış yaparken, çok çeşitli kontrollerden geçtik. Bu suçlama ya da söylentileri uyduranlar başarılı olamaz. Güneş balçıkla sıvanmaz.
Konuştuğumuz farklı uzmanlar, bu söylentileri yayanların yerli firmalarımızın rakibi olan çok uluslu firmalar olabileceğini düşünüyor. Çünkü bir ara sektörün çok kıymetli bir derneği, FETÖ ile ilişkili olmadığı halde, 15 temmuzdan 1 hafta sonra aniden gelen bir KHK ile kapatıldığında, olay çok sorgulandı. O günlerde, bunun o sektörün bir çok yerde karşıkarşıya kaldığı çok uluslu bir firmanın işi olabileceği duyumları aldık. Neyse sonradan bu dernek ile ilgili hata düzeltildi. Ama neden böyle bir hata olduğu ya da kimin-ne şekilde ihbar ettiği ve derneğin neden kapatıldığı, hala şeffaf bir şekilde ortaya çıkmadı.
Bu derneğin üyeleri olan firmalar 2001 krizinde, çok uluslu firmalar Türkiye’ye mal satmaya çekinirken, bilgi ve becerilerini ortaya koyup, o dönem masaüstü segmentinde çok uluslu firmaların liderliğine son vermişlerdi. Arkasından kısa bir zaman sonra bir algı operasyonuna uğramışlar ve bu çok uluslu firmaların 2003’lerde “Korsan PC’ye Hayır De” kampanyası ile karşılaşmışlardı. Yine de mücadeleden çekilmemişler ve üretimlerinin korsan olmadığını ortaya koymuşlar, kampanyayı gerçekleştirenlere ceza ve ders verdirtmişlerdi.
Tabi yerli siber güvenlik firmaları için uydurulan FETÖ söylentisinin bir ihtimali de, FETÖcü firmalar tarafından uydurulmuş olabileceği şeklinde. Cemaatin, kendisine harekat alanı olarak seçtiği yerler hukuk, kolluk ve bilişim idi. Dolayısıyla kamuya mal satan çok sayıda firma vardı. Şimdi “bu firmalar ortadan yok olunca, yerini dolduran firmalara doğru bir saldırı olmuş olabilir” deniliyor.
Her ne olursa, olsun.. yerli siber güvenlik firmalarımız çok önemli. Amerikan ya da İsrail malı yazılım/donanımları sadece firma ismine bakarsak alanlar, kontrol etmeyenler, yerli firmalara karşı daha da özenli olmalılar. Özellikle de bu dönemde..
Devletin artık “masumiyet testi” denilen uygulamaları başlatması lazım. Her türlü yazılım/donanım/hizmet firmasına karşı. Söylentilerle iş yapılmaz..
Devlet yerli siber güvenlik firmalarına şimdi destek olmayacaksa, korumayacaksa ne zaman olacak? Bu konuda acilen tedbir alınmalı…



Kaynak : 