Seçim sonrasında tüm medya ve kamuoyu tarafından alınan izlenim AKP kadrolarının seçim öncesinde kendilerini iktidara çok iyi hazırladıkları yönündeydi. Özellikle ülkenin genç nüfusu arasında kısa sürede sempati kazanan Devlet Bakanı Ali Babacan nezdinde, ekonomik konular için oluşan bu görüş, bugün okunan hükümet programın paralelinde telekomünikasyon sektöründe aynı gözükmüyor.
Seçim öncesi ve sonrası AKP programına bakıldığında, telekomünikasyon sektörü ve Türk Telekom’un özelleştirilmesi konusuna çok yer verilmediğini gördük. 1/1/2004 tarihinde başlayacak olan serbest dönem sanki unutulmuştu. Bu nedenle telekomünikasyon sektörü, hükümet programını büyük bir heyecanla bekliyordu. Ama dün okunan programda da telekomünikasyon konularında pek birşey göremedik.
Hatırlayacaksınız, 2001 yılında telekomünikasyon konusu ve TT’nin özelleştirilmesi kavgası ayyuka çıkmış, IMF, Dünya Bankasına kadar yansımıştı. Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz ile Devlet Bakanı Kemal Derviş arasındaki kavgaları da hatırlarsınız. Hatta MHP’nin uzlaşmaz tavrının ve getirdiği ekonomik yaraların 3 Kasım seçimlerinde barajın altında kalmasının önemli bir sebebi olduğunu söyleyenler de var. Ama tüm bunlara rağmen AKP’nin bu sektör için bir aksiyon planının olmaması korkutucu. Bilişim devriminin, telekom devrimine dönüştüğü böylesine bir dönemde, yerli ve yabancı yatırımcıların küstürülmesi, Türk Telekom sektörünün oluşmasını engelleyebilir. Meşhur söylemle ülkemiz “digital divide” kapsamında bölünmenin eksi tarafında kalabilir. İşte bunlar nedeniyle AKP programı sektörde hayal kırıklığı yarattı.
Sektör zaten muhtelif hayal kırıklıkları yaşıyor. Bunların bir tanesi Telekomünikasyon Kurumu ile ilgili. Kurum kendisi için çizilecek yolu hesaplamaya ve elinden geldiğince kendi isteği doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor. Ancak biliyorsunuz özerk Kurumların zaman zaman pek de özerk olamadığı konusu çeşitli meclislerde sık sık dile getiriliyor. Telekomünikasyon Kurumu da, işe dönem olarak şanssız başladı. Bir önceki seçimlerin akabinde çıkan Telekomünikasyon Kanunu ve ardından Kurum’un oluşturulmasındaki siyasi kadrolaşma, buna ek olarak eski TT kadrolarının Kurum’a yerleştirilmesi bugünkü durumu gösteren ilk sinyalleri fazlasıyla veriyordu. Asıl görevi tekel durumdaki Ana Operatörü regüle ederek sektörü serbestleştirmek olan Kurum’un başına eski TT Genel Müdürü Fatih Yurdal’ın atandı. Fatih Yurdal 2 yılı bulan görev süresi içinde değişimini sürekli olarak serbestleşme yönünde yapmış olsa da kendini o göreve getiren kadroların Kurum’da da yerleşmesini önleyemezdi.
Sektörden bir yetkili düşüncelerini “Kurum 2001 yılında bazı güzel işler yaptı. Örneğin GSM baz istasyonlari regülasyonu çıkarıldı. Tarife regülasyonunu çıkarıldı. Türk Telekom ve diğer operatörlerin tarifeleri onaylandı. Roaming regülasyonunu çıkarıldı ama konu tahkime götürüldü. Lisans düzenlenmesi yapıldı. Yıllardan beri verilmeyen lisanslar verildi, iki adet çok önemli tavsiye ve rapor hazırlandı. Bir tanesi VoIP’in libere edilmesi, digeri de Türk Telekom’un hizmetlerinin libere edilmesi ile
ilgiliydi. Bunların dışında iki tane Dünya Konferansı düzenlendi ve bu konferanslar 51 yıldan sonra ITU Konsey
üyeliğine girişte etkili oldu. Bunların bir kısmı 2002 başında verildi ama o günden bu yana hareket yok” şeklinde özetliyor.
Diğer yönden Kurumun serbestleşmeye pek de aldırmadığı düşünülüyor. Bu konudaki ilk en önemli sinyal ISS’lerin Rekabet Kurumu neznindeki başvurularına dayanarak TK içinde yürütülen soruşturmanın sonuç raporu oldu. Rapor, tarafsız gibi görünerek TT’yi korumaya ve Rekabet Kurumunun olası bir cezasından kurtarmaya çalışıyordu. Raporu okuyanlar Kurumun telekom sektörünü serbestleştirmeye pek de niyetli olmadığını düşünmeye başlamışlardı.
Yine sektörden bir yetkiliye göre o günlerde olumsuz olarak algılanan bu rapor artık TT’yi korumak bir yana bundan sonra yapılacak olan tüm düzenlemelerde TT aleyhine sorunlar yaratacak olan bir belge niteliğinde; “Çünkü o gün TT’yi korumak ve maliyetini düşük göstererek haksız rekabet yapmadığını öne süren bu rapor TT’nin son derece yüksek karlarla sattığı bazı hizmetlerin maliyetlerinin hesaplanmasında TT aleyhine bir belge niteliği kazanmış durumda.” deniyor.
Aynı yetkili şunları söylüyor; “Şubat 2002’de sektöre bir umut bombası gibi düşen birşey oldu. Şirketlere Kurum’dan büyük zarflar içerisinde bir kitapçık geldi. Bu kitapçık Kurum’un 2002 yılı iş planını anlatıyor hatta tarihler vererek neyi ne zaman bitireceklerini de taahhüt ediyordu. Herkesi bir umut kaplamıştı. Hatta çıkacak olan izinlerin tarihlerini görenler kendilerinin geç kaldığı bu tarihlere yatişemeyecekleri kaygısına kapıldılar. Yine de hummalı bir çalışma başladı. Ancak bu umut da pek uzun sürmedi. Tarihleri geldikçe birer birer bu izinler ertelenmeye başladı. Önce 1-2 ay sonra da girilen seçim ortamı neden gösterilerek 2003 e ertelendikleri söylendi.”. Bizim de gördüğümüz kadarı ile o günden bu yana değişiklik yok. Kurumun yaptığı yeni bir düzenleme ya da sektörü rahatlatacak tedbirler görülmüyor.
Telekom konusunda konuşmayı sürdürdüğümüz yetkili “Temmuz, Ağustos aylarında ise başka bir kabus ortaya çıktı. Liberalizasyonun 2007-2008 yıllarına erteleneceği söylentileri aldı yürüdü. Sektör serbestlik beklerken eldekini de kaybetme korkusu yaşamaya başladı. Sahnede birçok aktör vardı. Ama siyaset ve TK, hatta TT Genel Müdürü İbrahim H. Alptürk tavsiyenin Dünya Bankası’ndan ve Andersen’dan geldiğini söylüyorlardı. Andersen yetkilileri ise bu ifadeyi reddediyorlardı. Aslında bir adım daha geriye gidilmiş oldu.” diyor.
Hatırlarsanız bu tartışmalar seçime dek sürdü gitti. TK tarafında koalisyon partileri arasında yaşanan gerhinlikler ve Cumhurbaşkanı’nın yeni üyeleri uzun süre atamaması yüzünden zaten çalışamayan Kurum, iyice sessizleşti. Daha sonra atanan yeni Başkan Ömer Arasıl’da bugüne dek geçen kısa sürede serbestleşme yönünde bir imaj çizemedi.
Seçim sonrası artık yeni bir dönem başlıyor. Kurum yeni Ulaştırma Bakan’ına brifing verecek. Sektör, Kurumun bugüne kadar çizdiği imaja bakarak “sunumun pek de serbestleşme yönünde olmayacağını” düşünüyor. Bugüne dek özerk olmayı başaramayan ve yasayla kendilerine verilmiş olan görevleri zamanında yerine getiremeyen Kurum, büyük iddialarla yönetime gelen iktidar ile ilk kez karşılaşacak.
Her ne kadar parti ve hükümet programında telekomünikasyon sektörü bulunmasa da AKP söylemleri serbestleşme yanında görünüyor. Kurum’un yeni bakanı ne kadar etkileyeceği veya etkilemeyeceği yanında eğer siyaset serbestleşme yönünde hareket kararına devam edececek olursa Kurum’un bunu nasıl gerçekleştireceği veya engel olup olmayacağı da çok önemli. Çünkü mevcut yasa ile serbestleşme yönünde herşey ancak Kurum kanalıyla yapılabiliyor. Eğer Kurum buna engel olmaya veya en azından yavaşlatmaya yönelirse uzun sürecek olan bir gecikme dönemine girilecektir.



Kaynak : 