Size küçük harflerle konuşan bir logodan bahsediyor. Bu sayede, halkımız logo tasarımı konusunda da bilinçlenmiş oldu. Artık, kahve sohbetlerinde “Yaaaa boşver o logoyu, çok büyük harflerle konuşuyor” veya “Kız, ben bu deterjana bayılıyorum, küçücük harflerle konuşuyor. Kocama hiç benzemiyor” diye konuşulacak herhalde.
Logoyu ilk gördüğümde, iyi bir kanatlı pad logosu olmuş diye düşündüm. Yazı karakterindeki yumuşaklık, bende kadınsı bir çağrışım yaptı; ama tabii bu, tamamen bendeki etkisi. Yoksa, bu logo hakkında birşeyler söylemek bana düşmez, koskoca Ivan Chermayeff imza atmış altına. Chermayeff bu; Harvard Üniversitesi, Chicago Tasarım Enstitüsü ve Yale Üniversitesi’nde eğitim almış. Modern Sanatlar Müzesi’nde 20 yıl yönetim kurulu üyeliği yapmış. Amerikan Enstitüsü Endüstriyel Sanat Madalyası, Philadelphia Sanat Okulu Altın Madalya, Amerikan Grafik Sanatlar Enstitüsü Altın Madalya ve Yale Sanat Ödülü sahibi.
Ama ben Türk’üm işte. Anlamıyorum! Eski logo, bende daha iyi bir etki yaratıyordu. Çocukluğumdan beri kullandığım çamaşır makinesi, buzdolabını, bekar evime aldığım ilk uzaktan kumandalı televizyonumu hatırlatıyordu. Bu alet edavat, bana aile bağlarımı hatırlatan unsurlardı. Çünkü annem, bildim bileli Arçelik kullanır, diğer markalara burun kıvırırdı. İnsan, alışkanlıklarını kolay kolay bırakamıyor.
“Değişmeyen tek şey değişimdir” söylemini, gençliğimden çok iyi biliyorum ama Arçelik logosunun bu kadar radikal bir değişime uğramasını anlayamıyorum. Biz tüketiciler olarak logoyla bir problem yaşamıyorduk ki. Reklamcı tarafımda ise şunu soruyorum: Bu kadar benimsenmiş, aile yapısıyla bütünleşmiş bir marka neden görünümünde bu kadar farklılığa gidiyor? Tamam, logoların belli ömürleri var ve zamanı gelince yenilenirler. Ama, ortaya birden bu kadar farklı bir çalışma çıkması ne kadar doğru? Bunun arkasındaki düşünce; “Nasıl olsa paramız var, tanıtımına 4 milyon dolar harcadık mı alışırlar” mı acaba? Zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış hesabı, ben de konuşup duruyorum saçma saçma.
Burada asıl bahsetmek istediğim şey, logoyu beğenip beğenmemem değil. Logonun yaptırılış biçimi.
Ülkemiz, bir dar boğazdan geçiyor. Son zamanlarda, ekonomide olumlu bir ivme var gibi görünüyor. Piyasada biraz nakit dönmeye başladı; ama değişen nedir, bu hareket ne kadar sürer; bu ekonomistlerin konusu.
Son krizden anladık ki paramızı öyle har vurup harman savurmamamız gerekli.
Arçelik, bir Türk markası. Köklü bir marka. Yıllardır bizler için çamaşır makinesi, buzdolabı, televizyon ve daha nice beyaz eşya üretti ve sattı. Bize uzun vadeli taksitler yaptı, kolaylıklar sağladı. Biz de bunun karşılığında, yabancı markalara rağbet etmedik, kendi malımızı kullanalım dedik ve bu yerli markayı tercih ettik. Devlet de yabancı malların ucuz girişini gümrük duvarlarıyla engelleyerek, yerli üretimin nispeten fiyat avantajlı olmasını sağladı. Bunda da tamamen haklıydı, çünkü hiç olmazsa, bizim işçimize istihdam yaratılıyordu. Zaman zaman kalite konusunda yakınan, Avrupa görmüş tüketiciler çıksa da bizler genel olarak durumumuzdan memnun sayılırdık.
Son zamanlarda, yabancı malları uygun fiyata satan Doğubank tarzı yerler açıldı. Tüketicimiz, yabancı ürünlerle tanıştı; ama yine de asıl satış payı, her zaman yerli markalara aitti. Bu, bence, Türk tüketicisinin sadakatini göstermiyor mu? Kendi işçisinin ürettiği malı kullanıyor. Çünkü biliyor ki, o işçi sonra gelip onun bakkalından ekmek alacak.
İşte bu nokta da Arçelik bir dünya markası olmaya karar veriyor. Güzel, ne diyelim! Bir Türk markasının yurtdışında satılıp ülkeye döviz getirmesine ihtiyacımız var. Keşke, daha nice markalarımız, dünya pazarlarında boy gösterse de, biraz daha iş sahası açılsa…
Arçelik, konkur sonucu yeni ajansını seçiyor. Ajans, uluslararası bir network ortaklığı. İşin başında bir Türk var; başarısını ispat etmiş, birçok reklamcı gence örnek biri. Bu da çok güzel. Ama Arçelik, logo yapımı için bir yabancıyı tercih ediyor. Ivan Chermayeff, yetenekleri tartışma götürmez bir isim. Ajansı buna karşı mı çıkıyor, destek mi veriyor, bilemiyorum. Beni pek ilgilendirmiyor da.
Benim hatırladığım kadarıyla, yurtdışında logo yaptırma modasına ilk uyan ve bunu bir PR malzemesi olarak sonuna kadar kullanan Hürriyet Gazetesi idi. O zamanlar, 1 milyon dolardan bahsediliyordu. Duyduğumuzda, gözlerimiz yuvalarından fırlamıştı. Bundan sonra, milletçe Hürriyet Gazetesi’nin ne kadar güçlü olduğunu mu düşündük bilemiyorum. Ama kendi hesabıma, bu rakamı aşırı bulmuştum.
Sonra birçok şirket, bu modaya uydu, logolarını değiştirdi ve gerekli dövizleri yurtdışına yolladı. O şirketlerin önceki logolarını yapanlar ise Türk tasarımcılarıydı.
Bazı kimselerin aklına, “Yahu globalleşiyoruz, hala bu milliyetçilik neden?” gibi sorular gelebilir. Globalleştiğimizi kim söylüyor? Avrupa Birliği kapılarında kuklaya döndük. Bugün git, yarın gel.
Biz Arçelik’in mallarına yıllarca güvendik ve kullandık. Peki Arçelik, neden bizim tasarımcılarımıza güvenmiyor? Reklam filmini bir Türk çekti. Çok da başarılı çekti. Seyirciler, bu reklamı sevdi. Çocuklar, Arçelik robotunun satışa sunulacağı günü bekliyor. Mail gruplarında bile aşağıdaki gibi sevimli robot resimleri dolaşmakta.
Ben son olarak sorumu yineliyorum ve yazımı bitiriyorum. Biz sana güvendik ki yıllardır kullanıyoruz, sen neden bizlere güvenmiyorsun Arçelik?



Kaynak : 